Ermeni Soykırımı ve Kürt sorunu nedeniyle kimi zaman gerilimler yaşayan İsviçre-Türkiye ilişkilerinde son 5 yıldır yeni bir dönem yaşanıyor. İki ülke arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler bu süre zarfında en üst seviyeye yükseldi.  Geçtiğimiz yıl Türkiye ile ticari hacmini 5.5 milyar TL’ye çıkaran İsviçre, iç savaşlardan dolayı uyguladığı silah ambargosunun yasal çerçevesini de yumuşatmak istiyor.

1915 yılından itibaren İsviçre’nin başkenti Bern’de bir Osmanlı Elçisi’nin göreve gelmesiyle başlayan İsviçre-Türkiye diplomatik ilişkileri 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde gerçekleşen ve Kürdistan’ı dört parçaya bölen antlaşmasıyla iki ülke ilişkileri üst seviyede seyretmeye başladı. Uzun yıllar ticari, diplomasi ve askeri anlaşmalarla devam eden ikili ilişkiler, Haziran 1993’te Türkiye’nin Bern Konsolosluğu önünde gösteri yapan Kürdistanlılara Konsolosluktan açılan ateş sonucu Şemsettin Kurt adında bir Kürdün öldürülmesi ve 9 Kürdistanlı’nın yaralanması iki ülke ilişkilerinin kopmasına neden oldu. İsviçre’de yaşayan Kürdistanlıların tüm ısrarlarına rağmen Kürdistan’daki savaşı ve insan hakları ihlallerini görmeyen İsviçre, Türk devletinin Kürtlere yaklaşımını kendi evinde yaşayınca İsviçre Anayasası’nda yer alan “iç barışın olmadığı, silahların iç sorunlarda kullanıldığı, insan haklarını ihlal eden ülkelere silah satışı yasak edilir” maddesine dayanarak Türkiye’ye silah ambarogosu uygulamaya başladı. Bu kararla birlikte Türkiye’nin kırmızı listeye aldığı İsviçre, yaşanan diplomatik krizi aşmak için 2000’li yıllarla birlikte çeşitli girişimlerde bulunmuş, ilişkiler istenilen düzeyde olmasa da karşılıklı bir yumuşama süreci gelişmeye başlamıştı.

Soykırımı tanıdı ilişkiler gerildi

Silah ambargosuna rağmen ticari ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi yönünde atılan adımların hızını bu kez başka bir kriz kesmeye başladı. İsviçre Federal Parlamentosu’nun 2003’te kabul ettiği Ermeni Soykırımı‘nı tanıma kararı İsviçre-Türkiye ilişkilerini yeniden germeye başladı. Federal hükümet her ne kadar “karar parlamentonun aldığı bir karardır. Hükümet olarak bu yönlü bir girişimimiz olmadı” demişse de gerilen ilişkileri yumşatmaya yetmemişti. İlişkiler o kadar gerilmişti ki dönemin İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy Rey’in Aralık 2003’te yani, tasarının kabul edilmesinden hemen sonra Türkiye’ye yapmak istediği ziyaret Türk devleti tarafında ret edilmişti. İsviçre’nin tüm diplomatik çabalarına rağmen Türkiye-İsviçre ilişkileri her iki ülkenin istediği düzeyde yürümüyordu.

Krizi masa çözdü!

Yaşanan son krizden altı yıl sonra yani 2008 yılında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Ankara’da ziyaret etmiş ve bu ziyareti taçlandırmak için önemli bir hediyeyi Türkiye’ye sunmuştu. Konfederasyon Başkanı Couchepin, Cumhuriyetin kuruluşunun 85. yıldönümünü vesilesiyle Lozan Antlaşması’nın imzalandığı masayı Türkiye’ye hediye etmesi ilişkileri bir anda zirveye taşımaya yetmişti.

Ekonomik işbirliği arttı

Türkiye’ye yatırım yapan ülkeler sıralamasından 12. sıradan 5. sıraya yükselen İsviçre, Türkiye’ye ticari hacmini 3.5 milyar TL’den 2012 itibarıyla 5.5 milyar TL’ye çıkarması ve bu rakamın 2015’yılına kadar 9.5 milyar TL’ye çıkmasının hedeflenmesi iki ülke arasındaki ilişkileri tarihinde olmadığı kadar yakınlaştırdı. İlişkilerin stratejik işbirliğine dönüştürülmesi yönünde 10 Ekim 2013 tarihinde İsviçreyi ziyaret eden Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, mevkidaşı Didier Burkhalter’le stratejik anlaşmalarda ‘mutabakata’ vardıklarını açıklaması ticari ilişkilerin stratejik işbirliğine evrilmesine vesile oldu. Stratejik işbirliğinin açılımını bir kez daha hatırlamakta yarar var: Strateji veya sevkülceyş, uzun vadede önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yoldur. Temelde askeri bir terim olan strateji, bir ulusun veya uluslar topluluğunun barış ve savaşta benimsenen politikalara en fazla desteği vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askeri güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.

Stratejik işbirliğinin ilk adımları

İki ülkenin ilişkilerinde İsviçre’nin yaşadığı bir adım ileri iki adım geri   politikalarının son 6 yılda üç adım ileride seyretmesi en başta İsviçre’de yaşayan yaklaşık 65 bin Kürdü tedirgin etmeye yetti. Kürtler ve Kürt diplomatları iki ülkenin stratejik işbirliğine yine Kürtlerin kurban edileceği belirtmeden geçemiyorlar. Aslında bu kaygıların abartılı olmadığı veya olmayacağının ayak sesleri de gelmeye başladı. 10 Ekim 2013 tarihinde İsviçre’yi ziyaret eden Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun stratejik işbirliğindeki iki önceliğini diplomatik kaynaklar ve İsviçre basını şöyle yansıtıyordu:
1- İsviçre’de çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunan Kürdistani dernekler ve Kürt politikacıların faaliyetlerinin durdurulması veya önlem alınması.
2- 1993-2005 yılları arasında uygulanan silah ambargosuyla durağanlaşan askeri işbirliğinin güçlendirilmesi.

Ambargo 2005’te kaldırıldı

İsviçre Anayasası’nda yer alan “iç barışın olmadığı, silahların iç sorunlarda kullanıldığı, insan haklarını ihlal eden ülkelere silah satışı yasaklanır” maddesine dayanarak Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunun savaşın sürdüğü 2005 yılında kaldırılması Anayasa’nın değişmesi değil Türkiye-İsviçre ilişkilerinin değişmesine bağlamak en doğrusu olacaktır. Buna rağmen dönemin İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey, Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunun yaşandığı yıllarda “Türkiye’nin Güneydoğusunda İsviçre silahlarının kullanılmasına izin vermeyiz” diyebilmişti. Oysa, Rey’in açıklamasının ardında ‘Ordusuz Bir İsviçre’ (GSOA) ve barış örgütleri, Türkiye’ye 8 milyon İsviçre Frankı tutarında bombalar, torpidolar, roket ve füzelerin yasadışı satıldığını açıklamıştı. Türkiye’ye yatırım yapan ülkeler sıralamasında İsviçre’nin 5. sırada olması ve geçen yıl 68 ülkeye silah satarak 727 milyon Frank’la Avrupa’nın rekorunu kıran İsviçre’nin, Türkiye ile ilişkilerinin hangi yörüngeler üzerinde devam edeceğini de bu rekorla göstermiş oldu.

Silah lobisi bastırıyor

Şimdi de İsviçre Federal Parlamentosu silah ve savaş malzemeleri satışını düzenleyen yasal çerçeveyi yumuşatmak istiyor. 2009 yılında yapılan kritik bölgelere ve çocuk askerlerin olduğu ülkelere silah satışını yasaklayan düzenleme, silah üreticisi firmaların baskısı sonucunda tekrardan değiştiriliyor. Arap ülkelerindeki ayaklanmalar sırasında, Bahreyn’de Suudi askeri güçlerinin İsviçre malı silahları kullanarak halk ayaklanmasını bastırması tartışmalara yol açmış, bu ülkelere silah satışı yasaklanmıştı.

Kılıfı da hazır

Geçen yıl ise İsviçre Hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri’ne sattığı el bombalarının Suriye’deki muhalifler tarafından kullanılmasının ardından bu ülkeye olan tüm silah satışlarını durdurmuştu. İsviçre Hükümeti’nden yapılan açıklamaya göre BAE ile İsviçre arasındaki tüm silah ihracat anlaşmaları tek taraflı olarak durdurulduğu belirtilmişti. Yasal düzenlemede silah satışı için, satılan ülkenin durumundan ziyade, silahların ne için kullanıldığı öne çıkarılarak, halka karşı kullanılması halinde satışın yapılamayacağı maddeleştiriliyor. Öte yandan bu düzenlemeye karşı olan çevreler, ülkeler arası bir savaşın söz konusu olmadığını ve silahların zaten mevcut yönetimler tarafından halka karşı kullanıldığının altını çizerek, böyle bir ayrım yapmanın ve denetlemenin mümkün olamayacağının altını çizerek, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır gibi ülkelere bu çerçevede çok rahat silah satışı yapılabileceğini vurguluyorlar.

Silah ticareti rekor düzeye çıktı
İsveç Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI tarafından hazırlanan rapora göre; İsviçre’nin 2012-13 yılları arasındaki silah ihracatı rekor düzeye ulaştı. Raporda, “Yürürlükteki silah satışını kısıtlayan mevcut yasalar yumuşatılmak isteniliyor. Genel anlamıyla İsviçre’de sıcak karşılanan bu tekliflerin hayat bulması bekleniliyor” denildi.


ALİ ONGAN