İsviçre Gündemi
İsviçre, 2015’in ilk 6 ayını da kapsayan iç ve dış güvenlik sorunlarını bir rapor halinde kamuoyuyla paylaştı. Rapor renklerle tanımlanmış, sorunlar siyah-beyaz ve gri alanlara ayrılmış. Ve elbette İsviçre bu alanları kendi çıkarlarına göre şekillendiriyor. Raporun en dikkat çekici yanı ise bütün gelişmelerin uluslararası enerji hatlarıyla bağlantılı ele alınması.
Raporda Ortadoğu önemli bir enerji bölgesi olarak tanımlanıyor; dünya ekonomisinin ve devletlerinin de enerji hatlarının güvenliğini öncelik hale getirdiğini vurgulanıyor. Bölgedeki istikrarsızlığın Türkiye ve Ukrayna'daki enerji geçiş hatlarını öne çıkardığı belirtiliyor. Raporda Ukrayna’daki iç çatışmaya gönderme yapılırken, Türkiye hattının da güvenlik riski ve belirsizlikler taşıdığına dikkat çekiliyor.
Normal zeka seviyesindeki herkes böyle bir raporu okuduğunda, kan gölüne dönmüş bölgenin insan hakları, uluslararası hukuk, doğa, kültür vb yanlarının Avrupa ve Amerika'yı pek de ilgilendirmediğini, önceliklerin sermayeye getiri ve götürüleri üzerinde şekillendiğini rahatlıkla farkeder.
Rapor bu belirlemeler ışığında son zamanlarda El Kaide, DAİŞ ve El Nusra Cephesi'nin giderek artan gücüne dikkat çekerken, bu örgütlerin kısa sürede nasıl bu denli büyüyebildiklerini, kimlerden destek aldıklarını ve bu güçleri destekleyen uluslar arası güçlere karşı nasıl bir politika yürütüldüğünü atlıyor. Ardından bir 'terör' tanımlaması yapıyor. İsviçre, uluslar arası ve ulusal kamu düzenini tehdit eden siyasal, dini ve etnik kesimlerin şiddete başvurmasını 'terör' olarak tanımlarken aynı hedefleri güden devletleri de 'devlet terörü' olarak nitelendiriyor. Fakat raporda bu devletlerin isimleri deşifre edilmemiş.
'İslâm Devleti ve Kürtler arasında çatışma'
Yukarıdaki başlık raporun bir ara başlığı. Burada DAİŞ’in Kürt bölgelerindeki ilerleyişini Kürt direnişinin engellediği, KONGRA GEL ve PKK’nin Türkiye’yi Kürtlerin kazanımlarını engellemek için DAİŞ’e destek vermekle suçladığını belirtikten sonra, DAİŞ ile Kürt güçleri arasındaki çatışmanın Avrupa’yı yansıdığı ve bunun Avrupa için riskler taşıdığının altı çiziliyor. İsviçre’nin terörün birinci derece hedefi olduğu ifade edilirken, 'radikal İslamcı' , 'Irak, Şam İslam Devleti' ve 'cihat yolcuları' kavramlarını kullanılması dikkat çekiyor.
Özetle İsviçre çıkarları etrafında şekillendirdiği güvenlik raporunda; DAİŞ’e karşı Kürtlerin direnişinin insanlık için önemini es geçerken, olayı kendi iç güvenliği içinde adeta iki radikal grubun kamu güvenliği için taşıdığı rizikolar seviyesine indiriyor.
Daha fazla diplomasi gerekli
Raporun kurgu ve içeriği; olay ve olguların ülke çıkarları esas alınarak oluşturulduğunu gösteriyor. Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelesi, halkların umudu olması, katliamları engellemesi kamuoyunda alkışlar da alsa, Avrupa kitlelerinin büyük sempatisini de kazansa, devletler kamuoyunu çıkarları doğrultusunda yönlendirip, asıl gerçeği cilalamayı sürdürüyor.
O halde her zamankinden de daha fazla diplomasi faaliyetlerinin arttırılması, kamuoyunun gerçeklere yönlendirilmesi gerekir. İsviçre’nin Kürt yürüyüşlerine gösterdiği tolerans ile Kürt politikası taban tabana zıt gözüküyor. Kürt direnişinin bölge ve insanlık için öneminin getirdiği avantajları tam da kullanma zamanı. Bunlar kalıcı kazanımlara dönüşmeli. Bu yapıldıkça ikiyüzlü polititikaları deşifre etmek mümkün olacaktır.