İsviçre Gündemi


Dünyanın en modern ülkelerinden sayılan İsviçre'nin yakın tarihi bambaşka olgulardan oluşur. Medeni kanunu birçok ülke tarafından emsal alınan İsviçre, kadınlara oy hakkı tanıyan en son ülkelerden de biridir. Bu özelliğinin dışında neredeyse 1970'li yıllara kadar çocuk köleleri olan bir ülkedir.

Çocuk kölelere sahip İsviçre'nin bu özelliği pek bilinmez. Zira köleler siyah değil, İsviçrelidir. Onlar çiftlik sahibi İsviçrelilere verilir ve dünyaya kapatılan yaşamlarını, zenginlere hizmetle sürdürürler. İsviçre'nin bu bilinmeyen yüzü, çocuk kölelere tazminat ödenmesi kararıyla yeniden gündeme geldi. Yıllardır sürdürülen bu mücadele ancak bugünlerde amacına ulaşabildi. İsviçre'nin çocuk köle geleneği 1800’li yıllarda başlar. Çocuklar pazarlarda sergilenir ve en yüksek alıcısına satılıyor. O zamanlar fakir bir tarım ülkesi olan İsviçre'de ucuz iş gücü olarak kullanılıyorlardı. Devletten destek alamayan çiftçilerin  bu çocukları alma hakkı bulunuyordu. Çocuk köleler sabah erkenden işe başlar geç saatlere kadar çalıştırılırdı. 

Yazar ve tarihçi Loretta Seglias, bu durumu  "İş, bir eğitim yöntemi olarak görülüyordu. Ancak çoğu çiftçi bakıcı ailelere verilen çocuklar, iş gücü olarak kullanılıyor, suistimale uğruyorlardı" şeklinde açıklıyor. Çocuk köleler gerçeği 1970'li yıllara kadar bir şekilde sürdü, mağdur edilen, istismara uğrayan çocuklar büyümüş olmalarına rağmen susmayı tercih ettiler. Bilinen bu gerçek hem İsviçre'nin utancı hem de yarası olarak kaldı. Öyleki bir zamanlar köle çocuk yurtlarından biri bir anıta dönüştürülmüş, anıtı yapan ise o dönemin mağdurlarından bir olmuş, 

Bu konuda yapılan girişimle devletten sadece özür değil maddi tazminat da talep edilmiş, uzun süren mücadele nihayet kazanıldı. İsviçre Parlamentosu o dönemde mağdurların her birine 20 bin Euro verilmesine karar verdi.

İnisiyatifin kurucusu Guido Fluri: "Bu mağdur grubun gücü çok az, ya da aslında lobileri yok. Böyle olunca konu gündemden kayboluyordu. Medyada konu ediliyordu ama tabii ki diğer taraftan tüm bu girişim güç istiyor ve para gerektiriyordu" diyerek uzun süren mücadelenin nedenlerini açıklıyordu. 

İsviçre'de yüz binlerce çocuğun bu şekilde suistimal edildiği tahmin ediliyor. Çoğu önce bakıcı ailelere sonra da yetimhanelere veriliyordu. Buralarda kendilerini savunmayı öğrenmediler. Onları koruması, güç vermesi gereken ebeveynler ise çocuklarıyla ilgilenmedi. Konunun gündeme gelmesiyle birlikte, dönemin mağdurlarının açığa çıkıp İsviçre basınına konuşması da önemli bir gelişmeydi. 

O dönemin mağdurlarından Walter Steck, "Burada dar bir yol vardı. Yukarı doğru çıkardı ve tepeden tren istasyonu gözükürdü. Biz çocuklar yukarı çıkıp, ailelerimiz geliyor mu diye bakardık. Tabii ki bende. Benim annem babam hiç gelmezdi. Evet bu çok acıydı" ifadelerini kullandı. 

İsviçre’nin karanlık dönemine ilişkin konuşan bir başka isim Loretta Seglias, "Geçmişe bakmak istemeyen insanlar her zaman vardır. Yaşananlar İsviçre için güç, acı veren bir bölüm. Fakat karanlık yanlarınızı da bilmek tanımak çok önemli. Bugün hangi noktada olduğumuzu, hangi yöne doğru gittiğimiz üzerinde düşünebilmek için bu önemli" dedi.

Sonuç olarak İsviçre tarihiyle hesaplaştı, utancını artık gizlemekten kurtuldu. Tazminat kimsenin umrunda değil, önemli olan bunun kabulüydü. 

Artık mağdurlar konuşacak, onları yok sayanlar, inanmak istemeyenler, köle olarak yararlananlar susacak demekten başka bir söz bulamıyor insan...