İngiltere Gündemi


İsviçre polisi, kara para aklama iddialarıyla ilgili olarak HSBC bankasının Cenevre'deki yan kuruluşuna bir baskın yaptı geçen hafta. Baskın, HSBC gibi prestijli bir banka için utanç verici, hatta darbe niteliğinde; ama geç bile kalınmış bir müdahale. 

ABD, Fransa, Belçika ve Arjantin dahil birçok ülkede vergi kaçırma iddialarıyla HSBC hakkında soruşturma açıldı; ancak bu soruşturmanın ne kadar hakkaniyetli ilerleyeceği kuşkulu. 

İngiltere halkında da bu kuşku ağır basmış olacak ki İngiltere Maliye Bakanı George Osborne’a, HSBC patronlarının yargılanması için atağa geçmesi yönünde imza kampanyası başladı. Bu talebe Osborne’un cevabı ise hazırdı: "Vergiden kaçanları yakalamak benim işim değil." Peki, o zaman kimin işi? Ya da her kimin işiyse, bu işi neden yapmıyor o kişi? 

Vergi kaçıranların dosyası hükümetin eline aylar öncesinden geçmesine rağmen, hükümet soruşturmayı yürütecek lordun göreve atamasını henüz yaptı. Yine 1100 kişinin vergi kaçırması kesinleşmiş olmasına rağmen, sadece bir kişi yargılandı. 

HSBC’nin Cenevre’deki ofisinde çalışan bir bilgisayar uzmanı tarafından 2007 yılında sızdırılan ve ortak bir medya çalışmasıyla kamuoyuna sunulan belgelerdeki iddialara göre; HSBC, 106 bin müşterisinin toplamda 100 milyar doların üzerinde bir sermayeyi İsviçre'de gizli hesaplarda tuttu ve bu müşterilerinin vergi kaçırmasına yardımcı oldu. 

Bu belgeler Guardian, BBC, Le Monde ve merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun ortak çabasıyla ele geçirildi. Ele geçirilen belgeler, 2005-2007 tarihlerine ait. 2001'den 2008'e kadar HSBC Cenova şubesinde çalışan bir sistem mühendisinin İsviçre’deki HSBC müşterilerine ait verileri yasadışı yollarla elde ettikten sonra başka ülkelere satmasıyla başlayan hikaye, hak ettiği değeri göremedi. 

Merkezi Londra'da olup 6 kıtada ve 74 ülkede şubeleri bulunan HSBC önce Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu'ndan bu belgeleri imha etmesini istedi. Belgeler imha edilmedi, ancak yetkililer de halen görevlerini yerine getirmiş de değil. Bir şekilde işin ucunun kendilerine dokunacak olmasından korktukları açık. Çünkü yüklü miktarda para bulunduran politikacıların da bu yolsuzluğa ortak olduğu biliniyor. 

Gizli hesaplardaki müşteri sayısı itibariyle Türkiye, 3 bin 105 müşteri ile listelenen 34 ülke arasında 9. sırada. Bu 3 bin kişinin arasında kim bilir kimler var (?) Siyasetçiler ve çocukları, başta da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan... İşin aslı Erdoğan’ın gizli hesabı ortaya çıktı da ne oldu diye sormak ve bun bir yanıt vermek gerek: Devlet hasıraltı etti, "balık hafızalı" halk da unuttu. 

İsviçre’nin bankaları hep bir merak konusu olmuştur. İsviçre’de bankacılığın bu denli gelişkin olması da pek çok başka şey gibi İkinci Dünya Savaşı ve Hitler’e bağlanır. Vaktiyle Yahudilerden çaldığı altınları saklayacak yer arayan Hitlerin, stratejik konumu ve coğrafi bir takım sebeplerden ötürü söz konusu maddi varlıkları İsviçre’ye gizleyip bu bölgeyi bir nevi korunaklı kasası haline getirmiş olduğu söylenir. O dönemden beri de bu zengin şahıslar tarafından popülaritesini koruduğu belirtilir. İşin içinde Rusya’nın olduğu da söyleniyor. Rusya’nın, kendisine uygulanan ekonomik baskının intikamını bu gizli belgeleri sızdırarak Avrupa’da siyaset yapan adamlara ince bir uyarı verdiği öne sürülüyor. Yani meselenin özüne ilişkin bir sürü şehir efsaneleri dönüyor. 

Önemli olanın, bu belgelerin kimin tarafından ve nasıl ortaya çıkarıldığı meselesinden ziyade, "filler ve çimen" meselesi olduğunu söylemek gerek; yani filler tepişirken, çimenlerin ezilmesi esas meseledir.