Gelen bilgilere göre olaylarda dört kişi daha yaşamını yitirirken 1400’e yakın genç tutuklandı. Onlarca mağaza, küçük işyerleri ve evlerin yanı sıra yüzlerce araç kundaklandı. Olayların önümüzdeki günlerde devam etmesi bekleniyor.
Olayların başlamasıyla birlikte burjuva medyada ilginç yorumlarda yayınlandı. Neredeyse bütün yorumcular önce “hayretlerini” ifade ediyorlardı. “Londra’da böyle bir şiddetin mümkün olacağını kim düşünebilirdi?” türünden soruların yerini yazıların ilerleyen bölümlerinde “gözü dönmüş asiler”, “kaba şiddetten zevk alanlar”, “politik bir amacı olmayan yağmacılar” üzerine dem vurmalar alıyordu. En sonunda ise devlete, “ayak takımının aşırılıklarını acımasızca bastırması” öneriliyordu.
İrlanda sorunu bir yana bırakılsa bile İngiltere’de bu tür olayların “ilk kez” yaşanıyormuş gibi gösterilmesi egemenlerin ve onların kalemşörlerinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor.
1981 yılında yine polislerin gençlere yönelik saldırıları nedeniyle günlerce ülkenin dört bir yanında benzeri olaylar yaşanmıştı. Olaylar, Liverpool, Birmingham, Manchester, Derby, Blackburn, Bradford, Leeds ve Leicester gibi şehirlerde aylarca sürmüştü.
Londra’nın Tottenham semtinde ise benzeri olaylar en son olarak 1985 yılında, polisin siyah bir ailenin evine düzenlediği baskının ardından başlamıştı. Evde 49 yaşındaki bir kadın polis kurşunuyla can vermişti.
Değişik İngiliz ve Alman gazetelerinde göçmen kökenlilerin ve sosyal alt tabakalardan olanların polise güvenmedikleri ve devletin bu güveni yeniden sağlamak için adımlar atması gerektiği söyleniyor. 1998 yılından bu yana 333 kişinin poliste gözetim altındayken öldüğü gözönüne alındığında, ki bu ölenlerin ezici çoğunluğu göçmen kökenli ve siyah tenli insanlardır, polise karşı güvensizliğin maddi temeli olduğu anlaşılacaktır.
***
Fakat olayların nedenini salt polisin adaletsiz davranışı veya aşırı şiddetiyle açıklamak yeterli olmayacağı gibi yanlışta olacaktır. Olayların çıktığı semtlere bakıldığında işsizliğin ve yoksulluğun ülke ortalamasının iki katı düzeyinde olduğu, okulların kapatıldığı veya öğretmen eksikliği nedeniyle derslerin boş geçtiği, sosyal hizmetlerin en düşük seviyede olduğu görülecektir.
Son tasarruf paketiyle birlikte sosyal alandaki kısıtlamalar had safhaya vardı. Üniversite harçları yıllık 10 bin Pound’a kadar yükseltildi ve öğrenciler ortalama 30 bin Pound’a kadar borçlanabilecek, hem de daha sonra işsiz kalacaklarını bile bile.. Bu nedenle yüzbinlerce öğrenci yılın başında İngiltere’nin onlarca şehrinde gösteriler düzenlediler, üniversiteleri işgal ettiler ve polisle çatışmaya girdiler. Hatta bir gösteride Prens Charles ve eşi Camilla’nın aracı da göstericilerin hedefi haline gelmişti.
80 milyar Paundluk tasaruf paketi ve 600 bine yakın kamu emekçisinin sokağa atılması vb. planlarına karşı geçtiğimiz Haziran ayında 500 bin işçi ve kamu emekçisi sendikaların çağrısıyla üretimi durdurmuşlardı.
Bütün bu sosyal saldırılar üst üste konulduğunda Londra, Liverpool, Birmingham ve Manchester’in yoksul semtlerindeki olaylar anlaşılabilir.
***
İngiltere’deki olayları büyük bir kaygıyla izleyen Alman burjuva politikacıları ve yorumcuları, “Acaba bu tür olaylar Almanya’da yaşanabilir mi” sorusuna yanıt vermeye çalışıyorlar. CDU/CSU ve SPD’nin içpolitika sözcüleri, “Almanya’da sosyal denge sağlam olduğu için bu tür olaylar yaşanmaz” görüşünü savunurlarken, aralarında polis sendikasının başkanının da bulunduğu bir kesim ise, “Almanya’da bu tür olaylar yaşanabilir” derlerken, özellikle Hamburg ve Berlin’in bu tür olaylara gebe olduğunu ima ediyorlar.
Almanya’da benzeri olayların yaşanıp yaşanmayacağı sorusuna ünlü Alman şairi Berthold Brecht’in “Şiddet Üzerine” başlıklı şiirinden bir alıntıyla yanıt vermek daha doğru olacaktır: “Şiddetli denir asi ırmağa / ama kimse şiddetli demez / Onu sıkıştıran yatağına.” (Cev. A. Kadir)
SERDAR DERVENTLİ / Yeni Hayat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni