Bu ülkenin en önemli ve kanayan sorunlarından biridir cezaevleri… Türkiye gibi ülkelerde es kaza cezaevine düştükten sonra çıkmak mümkün değil, tutsaklar unutuluyor o dört duvar arasında, insan hakları savunucularının dışında da kimse cezaevlerini ve tutsakları ağzına almıyor.
Son olarak Urfa Cezaevi’nde 13 insanın katledilmesi ve arkasından Adana, Antep ve Osmaniye cezaevlerinde de benzer isyanların çıkması sonucu cezaevleri tekrar gündeme geldi. Cezaevlerini biraz da olsa tartışmak için, 13 insanın katledilmesi gerekiyormuş bu ülkede. “Efendim mahkûmlar kendi aralarında kavga etmiş ve yangın ondan çıkmış” diyenler. “Onlar zaten hırsızdı” deyip, katledilmelerini meşru gören insanlar, bu ülkenin olmazsa olmazları arasında hep var oldular…
Urfa Cezaevi’nde tutsakların ölümüyle sonuçlanan eylemin bir isyan olduğu aşikar… Varsayalım kendi aralarında kavga ettiler ve bir şekil yangın çıktı, 13 insanın diri diri yanarak can vermesi öyle saniyelik bir durum da değil. Anında müdahale edilseydi sonuçlar böyle vahim olmayacaktı. Yine cezaevinden çıkarılan yaralı bir tutuklunun ellerinin kelepçeli bir şekilde silahlı askerler nezaretin de sedye ile ambulansa bindirilmesi ve isyan sonrası tutsak yakınlarına cezaevi önün de biber gazı ve tazyikli su sıkılması vicdanların nasıl yerler de süründüğünün resmidir ve rezaletidir…
19 Aralık 2000 yılında İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’ndeki “Hayata dönüş operasyonu”, 1996 yılında Diyarbakır Cezaevi’ndeki katliam, Kayseri’de ring aracında diri diri yanan mahkûmlar, Pozantı’da tutuklu Kürt çocuklarına yönelik cinsel istismar ve tecavüz, Şakran Cezaevi’nde kadın tutsakların zorla soyundurulup, makat araması yapılması ve işkence yapılıp askerlere seyrettirilmesi, hala hafızalarımızdaki yerini korurken, Urfa Cezaevi’ndeki katliam tekrardan sarsılmamıza neden oldu. Katliam sonrası, hükümetin ve başbakanın açıklamaları ise sonraki süreçlerde de benzer katliamları yaşayacağımızı işaret etti…
Urfa Cezaevi’nde ve sonrası yayılan diğer cezaevlerin de neden isyan çıktı?
225 yatak kapasiteli Urfa Cezaevi’nin ortak kullanım alanlarının da koğuş haline getirilmesiyle, kapasitenin 375’e çıkarıldığı ve cezaevin de 1200 tutuklu ve hükümlünün bulunması bu ölümlere sebebiyet verdi. Bu durum tutukluların asgari yaşam ihtiyaçlarını karşılamadığı, koğuşlarda vardiya usulü yatıldığı, lavabo, tuvalet gibi alanlarda bile yerlerde yatmak zorunda kalındığı, hijyen ve sağlık koşullarının olmadığı, havaların ısınması ile birlikte insanların değil yatmayı yaşamlarını ikame etmek için nefes bile alamadıkları, ailelerin ve görüşe giden avukatların beyanlarından anlaşılmaktadır.
Yine aile ve avukatların verdiği bilgi neticesin de, içerdeki tutuklu ve hükümlülerin birçok kez yazılı ve sözlü olarak durumlarının düzeltilmesi ile ilgili olarak idareye başvurmuş olmalarına rağmen hiçbir önlem alınmadığı da ortaya çıktı.
Binlerce yıl önce, İbrahimlere reva görülen Nemrut zihniyeti günümüzde de yaşatılmaya çalışılıyor. Bu olay bahane edilerek tutsaklara işkence yöntemi olarak uygulamaya sokulmak istenilen sürgünler ve yeni cezaevlerinin inşası bir çözüm yöntemi olarak sunuluyor…Başka ülkelerde olsaydı, Adalet Bakanı istifa ederdi, hatta hükümet düşerdi. Tabi Türkiye’de devlet eliyle katliamlar desteklendiği için kim nereden düşecek? Yaşam hakkı kutsaldır, yaşam hakkını korumayanlar bizim geleceğimizi nasıl koruyacak? Urfa’da yaşananların, Dersim’den, Zilan’dan, Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan ne farkı var?
Adalet Bakanı kalkıp özür dilemesi ve arkasından istifa etmesi gerekirken, alay edercesine bir açıklama yaptı. “Türkiye cezaevlerinde 126 bin 54 tutuklu ve hükümlü var. Türkiye’deki cezaevi nüfusu aslında çok fazla değil, Avrupa ülkeleri arasında makul seviyededir” diyerek, yeni cezaevlerinin de müjdesini verdi. Devamla da, “Diyarbakır bölgesinde başlamış olan bir cezaevi kampusu inşaatımız var. 6 bin kapasiteli bir cezaevi, Şırnak’ta 1400, Siverek’te 400, Doğubeyazıt’ta 440, Midyat’ta 140 kapasiteli cezaevi inşaatları sürüyor. Batman’da 1893, Urfa’da 2400 kapasiteli cezaevinin yapımı ihale aşamasında. Ayrıca Ağrı, Van, Elazığ’da 22 bin 598 kapasiteli cezaevi yapılması planlanıyor” diyerek, zaten var olan muhalifleri ve Kürtleri zindana tıkma projelerini gururla anlatarak sahip çıktı. Bu durumda Kürdistan’ı cezaevine dönüştürme planları bir tesadüf olmasa gerek… Bilmeyen de yeni okul ve hastane projelerinden bahsediyor sanacak…
Gazetecilerin Bakan Ergin’e “istifa edecek misiniz?” sorusuna verdiği cevap ise, “Çözüme katkı sunacaksa yapalım. Ancak, problemleri sıfırlama noktasında adımlar var” demesi ve Erdoğan’ın da “Urfa’daki olayların terörle bağlantısı var” diyerek eklemesi, akıllara başka sorular getiriyor… Roboskî’de katledilen 34 masum Kürt vatandaşı için de benzer sözcükler kullanmışlardı. Ancak görgü tanıkları, katliamdan kurtulanlar, yerinde yapılan incelemeler ve ortaya çıkan belgeler katliamın bilinçli bir şekilde yapıldığını gözler önüne serdi…
İsyanın ateşi...