İtalya hükümeti baskılara boyun eğdi ve Öcalan Kenya’ya gönderildi. Kenya’ya gönderilmesini Yunanistan sağlamıştı, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edileceğini Yunanistan biliyordu. Yunan devleti baskı uygulayan devletlere boyun eğdi ve uzlaştı.
Mahir AMED
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la Kenya’da son görüşmeyi gerçekleştiren İtalyan Avukatı Giuliano Pisapia; komploya karşı dönemin İtalya hükümetinin korkakça davrandığını belirtirken, Yunan hükümetinin Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edileceğini başından itibaren bildiğini ifade etti.
Öcalan’ın İtalyan avukatlarından, şimdi Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı üyesi olan Giuliano Pisapia, Öcalan’ın Roma’da olduğu dönem ile Kenya’da yaşananlara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.
Sizi Sayın Abdullah Öcalan’ın avukatı olarak tanıyoruz. 21 yıl önce İtalya’da Öcalan’ın avukatlığını üstlenmeniz nasıl gelişti?
Ben Roma’dan Milano’ya kendi avukatlık büroma döndüğümde, İtalyan istihbaratından Digos beni aradı. Digos, Abdullah Öcalan’ın Roma Havaalanına geldiğini ve beni avukatı olarak atamak istediğini bildirdi. O dönemde aynı zamanda İtalya Parlamentosunda milletvekiliydim, o haberi alır almaz hemen uçakla Roma’ya geri döndüm. Roma Havaalanında Sayın Öcalan’ı sadece durdurduklarını gördüm, tutuklanmamıştı. Fakat hakkında İnterpol aracılığıyla iki tutuklama kararı vardı. Biri Türkiye, diğeri ise Almanya’nın tutuklama istemiydi.
Öcalan beni görür görmez şu soruyu sordu bana; “Beni niye durdurduklarını anlamıyorum, Ben İtalya’ya özel olarak barış ve diyalogu konuşmaya geldim. Neden durdurdular anlamadım” dedi.
Öcalan ile yaptığımız görüşme ardından diğer avukatlar ile birlikte dünya kamuoyunu bilgilendirmek için basın açıklaması yapma kararı aldık. Basın konferansında Sayın Öcalan’ın dile getirdiği Kürdistan’a, Kürt sorununa siyasi bir çözümün geliştirilmesi için diyalogun kurulması gerektiği, bu dialog içinde hemen bir ateşkesin yapılabileceği, insanların artık ölmemesi gerektiği çağrısı yaptık. Artık Kürt sorununun siyasi yollarla çözülmesinin zamanının geldiğini, bu basın konferansında dile getirdik.
Basın açıklaması ardından hukuki olarak ilk önce, İnterpol aracılığıyla Türkiye ve Almanya’nın iade istemine karşı dava açtık. Çünkü İtalya devleti bu karara dayanarak Sayın Öcalan’ı tutuklayabilirdi. Fakat bizim Anayasamıza göre bu iade taleplerinin uygulanması mümkün değildi. Çünkü Türkiye’de ölüm cezası vardı ve bizim Anayasamız bu iade istemine müsade etmiyordu. Dolaysıyla Türkiye’nin talebi otomatikmen düşmüş oldu. Diğer iade talebiyse Almanya’nındı, bu karara karşıda girişimlerde bulunduk. Fakat Almanya iade talebinden vazgeçtiği için, dava kendiliğinden düştü. Böylelikle Öcalan’ın İtalya’da kalması önünde hiç bir hukuki engel kalmamıştı.
İtalya halkı ve kamuoyu Sayın Öcalan’ın İtalya’ya gelişini nasıl karşıladı?
Sayın Öcalan İtalya’da büyük bir sempatiyle karşılandı, özellikle İtalya halkının sempatisi gün geçtikçe büyüyordu. Bununla beraber onbinlerce Kürt Roma’ya akın etmişti. Kürt halkı ve İtalyan halkı birçok yürüyüş, miting, sokak gösterileri, imza kampanyaları gibi eylemler düzenlemeye başladı. Eylemlerin temel bir amacı vardı, Kürdistan’a barışın gelmesi. Bunun içinde Abdullah Öcalan’ın desteklenmesi, siyasi muhatap olarak kabul edilmesi en temel talepti. Özellikle Kürtler ve İtalyanlar arasında hem Kürtlerin sorununun çözümü hem de özgürlüklerinin sağlanması noktasında çok güzel bir atmosfer oluşmuştu. Ayrıca dönemin İtalya Başbakan’ı ve Cumhurbaşkan’ı da bu sürece ilişkin pozitif yaklaşıyorlardı.
Siz kişi olarak Öcalan’ı nasıl tanımlarsınız?
Bana göre, izleyebildiğim kadarıyla Abdullah Öcalan sadece Kürt sorunuyla ilgilenmiyor, aynı zamanda İtalya’nın da sorunlarını, Avrupa’nın ve bütün dünyanın da sorunlarını tartışıyordu, değerlendiriyordu. Bu sorunlar için çözüm perspektiflerine sahipti, hatta sorunların çözümü için aracı olabiliyordu. Çok yönlü entelektüel bir birikime sahipti. Tabii bunlar günlük olarak hem halka hem de basına yansıyordu. Bu da Öcalan’a yönelik İtalya’da büyük sempatinin gelişmesini sağlıyordu. O açıdan Sayın Öcalan ile tanışmam, onun avukatı olmam büyük bir şanstı benim için.
Bir taraftan dediğim gibi İtalya halkı ve Kürt halkı bir an önce Sayın Öcalan’a İtalya devletinin siyasi iltica hakkı vermesini talep eden eylemler sürerken, hatta o dönemde Roma’da bir meydana Kürdistan ismi dahi verildi ve binlerce insan sürekli o meydanda gösteriler yapıyordu. Fakat diğer taraftan önceleri daha ılımlı olan hükümet yavaş yavaş Öcalan’la arasına mesafe koymaya başladı.
İtalya’nın sürece mesafeli yaklaştığını belirttiniz, sizce bunun nedenleri nelerdi?
Onu şöyle tahmin ediyorum; birçok politik güç devreye girdi, İtalya hükümeti üzerine çok büyük baskı yapmaya başladılar. Bu baskıdan kaynaklı maalesef hükümet sayın Öcalan’a biraz mesafeli davranmaya başladı. Tabi ki, bu baskı yapan ülkeler Öcalan’ın bir an önce İtalya’dan gitmesini talep ediyorlardı. Bu çerçevede sürekli hükümetimizi, devletimizi zorluyorlardı. Bu baskılar sonucunda da hükümette kararsızlık başladı ve kendi değerlerini, yasalarını savunamamaya başladılar.
Hükümet böyle yaklaşınca, Sayın Öcalan’da şöyle bir şey geliştirdi, yani bu hükümet beni istemiyorsa o zaman ben de kalmam burda. Fakat başka bir avukat arkadaşımız vardı Luigi Saraceni. O, “hayır bizim hukuksal yolları devreye koymamız gerekiyor” diyordu. Çünkü burada Abdullah Öcalan’ı istemeyen halk değil, İtalya değil uluslararası güçlerdir. İtalya hükümeti ise bu baskılar karşısında çaresiz kalıp, korkakça davranıyor. Ama İtalya halkı Abdullah Öcalan’ı istiyor, çünkü Kürt sorununun çözümüne politik-demokratik çözümün ancak bu haliyle gelebileceğine inanıyor, dolaysıyla bu yolu takip etmemiz gerektiğini dayatıyordu. Bu gelişmeler üzerine Öcalan son kararını verdi ve İtalya’dan ayrıldı.
Öcalan İtalya’dan ayrılmasından sonra hukuk mücadelemizi sürdürdük. Daha önce siyasi sığınma hakkı için açtığımız dava, Öcalan’ın ayrılmasından sonra görülmeye başlandı. Mahkeme müvekkilimiz lehine karar vererek, Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verdi. Dolaysıyla Öcalan’ın İtalya’daki bütün haklarını mahkeme kararıyla garanti altına alındı, fakat o artık İtalya’da değildi.
Daha sonra neler yaşandı? Yanılmıyorsam siz Kenya’ya da gittiniz?
Bir süre sonra Brüksel’den beni ve diğer avukat arkadaşım Luigi Saraceni’yi aradılar. Bize, Abdullah Öcalanın size ihtiyacı var deyip, bizi Brüksel’e davet ettiler. Tabi ki Belçika’ya geldiğimde, Brüksel’de bana dediler ki; “Abdullah Öcalan şu anda Kenya’da, dolayısıyla sana ihtiyacı var bir avukatının oraya gitmesi gerekiyor.” Ertesi gün hemen ilk uçakla Kenya’ya gittim. Orada Abdullah Öcalan’ın Yunan Büyükelçisinin misafiri olduğunu öğrendim ve Yunan Büyükelçiliğine gittim. Kaldığı yer elçinin kendi eviydi ve bu ev elçiliğe bağlıydı. Bu evde ne Kenya, ne de Türk devletinin bir şey yapma hakkı yoktu. Dolaysıyla güvenli bir ortama benziyordu. Sayın Öcalan ile burada yaptığım sohbette bana; her taraftan çok baskı olduğunu, elçiliğin ve kendilerinin baskı altında olduklarını söyledi. Hatta o baskıyı bizzat ben kendim yaşadım. Bir gün baktık ki kapı öyle çok sert çalıyor, kapıyı açtığımızda karşımızda askerleri gördük, gelenler Kenya askerleriydi ve Öcalan’ı tutuklamak istiyorlardı. Ben avukatı olarak hemen devreye girdim, “öyle bir şey yapamazsınız, burası elçiliktir ben de kendisinin avukatıyım. Siz eğer onu tutuklarsanız hepimizi tutuklamanız gerekiyor, dolaysıyla biz buna müsaade etmiyoruz” dedim. Bunun üzerine askerler geri çekildiler.
Bu olaydan sonra Öcalan bana şunu söyledi; “Durumu gördün, hangi koşullar altındayım. Hemen İtalya’ya dön ve ordaki politikacılara bu durumu anlat, madem ki İtalya bana siyasi iltica hakkı tanımış o zaman ben İtalya’ya tekrar dönebilirim.” Bu mesajı ‘İtalyan yetkililere ilet’ dedi.
Ertesi gün uçağa bindim Milano üzerinden Roma’ya geçtim. Amacım İtalyan politikacılarıyla görüşmek ve sayın Öcalan’ın mesajını iletmekti. Sabah erken saatleriydi, görüşme öncesi bir bara kahve içmek için beklerken bir baktım ki televizyonda Abdullah Öcalan gözleri ve elleri bağlı Türklerin yanındaydı. Orada çok duygulandım, dünyam başıma yıkılmış gibiydi, içimde ağlamak geldi. Omuzlarıma çok büyük bir sorumluluk binmişti. Bu sorumluluğum gereği hemen Türkiye’ye gitmek için ilk uçakta yer ayırdım. Amacım Türk devletine, Türk mahkemelerine karşı müvekkilim Abdullah Öcalan’ı savunmaktı. Gitmeden hemen önce bir sorun yaşanmaması için İtalya’nın Türkiye Büyükelçisiyle görüştüm. Elçi bana Türkiye’ye gelmememi söyledi, çünkü gelirsen ya seni tutuklarlar ya da havaalanından tekrar İtalyaya geri gönderirler, dolaysıyla gelmenin bir anlamı yok bu süreçte, dedi.
Sayın Pisapia İtalya’daki sürece geri dönmek istiyorum. Sizce o dönem İtalya hükümetine kimler baskı uyguladı?
Özel olarak bilmiyorum kimlerdi. Fakat daha önce siyasetçilerle yaptığım konuşmalarda, özellikle Türkiye masasına bakan bir müsteşar bana şunu söyledi; “İlk günden beri seni ve Abdullah Öcalan’ı takip eden sekiz tane istihbarat servisi var ve bu organizasyonlar sürekli bize baskı yapıyorlar. Bunlar nereye giderseniz gidin sizi takip ediyorlar” dedi.
Ben bu istihbarat örgütlerinin başta İsrail istihbaratı, ABD istihbaratı ve bilinen diğer ülkeler olduğunu anladım. Bunların hepsininde amacı tabi ki Sayın Öcalan’ı İtalya’dan çıkartmaktı.
Hükümetimiz bu baskılara boyun eğdi ve sayın Öcalan Kenya’ya gönderildi. Kenya’ya gönderilmesini Yunanistan sağlamıştı, Sayın Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edileceğini Yunan devleti biliyordu. Ama bu olayın Yunanistan’da değilde başka bir ülkede gelişmesi için çaba sarf ettiler ve sonuç olarak Kenya’da bu olay gerçekleşti. Kanımca Yunan devleti de yoğun baskı altında kaldığı için daha önce bahsettiğim devletlere boyun eğdi ve uzlaştı.
Son olarak bugüne ilişkin bir şey söylemek istermisiniz?
Bir ay önce Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’yi çok sert eleştiren ve Rojava’daki sistemi savunan yine Kürt sorununa demokratik çözümün bulunması için bir karar çıktı. Çünkü hepimiz inanıyoruz ki Sayın Öcalan’ın düşünceleri şuanda Rojava’da insanlığa örnek bir model yarattığı. Öcalan’ın düşüncelerini savunan Kürt hareketi bunu Rojava’da gerçekçekleştirdi.
Yani Sonuç olarak mevcut durumda Kürt halkına, Öcalan’a müthiş bir duyarlılık var, müthiş bir sempati var. Bütün otoriteler Kürt sorununu çözmek istiyor, ama bunlar maalesef Avrupa Parlamentosunda olduğu gibi sadece masa üstünde kalıyor. Somut adımlara dönüşmüyor. Çözümün gelişmesi için başta Avrupa kurumları olmak üzere, hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.