“Kötü bir döneme girdiğinde ve her şey sana karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi geldiğinde, sakın pes etme. Çünkü işte orası “gidişatın” değişeceği yer ve zamandır” der Mevlana. Bu gidişatın değişmemesi için yaşamın her alanında ve her anında topluma itaat kültürü aşılanır. Bu da düşünemeyen, sorgulayamayan, kendi kararlarını alamayan topluluklar yaratmaya yöneliktir.

Yeryüzü, tarih boyunca zalimlerle mazlumların mücadelesine sahne oldu. İnsan, tarihin her döneminde baskı, zulüm ve haksızlıklara maruz kalmış, fakat hiçbir döneminde bunlar karşısında alışkanlık gösterememiştir. Açlığa, yoksulluğa, acılara, savaşlara ve birçok sıkıntılara zamanla alışabilen insan, aynı tahammülü, adaletsizliklere ve haksızlıklara karşı gösterememiştir. İşte, onu diğer canlılardan ayıran ve insan yapan özellik de budur; onur ve özgürlük sahibi olması, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı tepki göstermesidir.

***

İnsan yapılan haksızlıklara itiraz etmediği, itiraz etmediği müddetçe zulüm bitmez. Haksızlığa sessiz kalmak haksızlığa bir çeşit onay vermektir. Bu itiraz bazen direnme şeklinde olur. Doğada tüm canlılarda etki-tepki kuralı geçerlidir. Bir etkiye maruz kalan, bir tepki verir bu da direnme hakkını doğurur.

Direnme hakkı, anayasaya ve hukuka aykırı tutum ve davranışlarıyla yasallığını yitiren bir iktidara karşı koyma, şeklinde tanımlanır.

Adalet duygusu yara alırsa düzenleme hukuki olsa da adaletin zedelenmesi sebebiyle bu hüküm meşruiyetini yitirebilir. Yani akıl ile oluşturulmuş hukuki geçerliliği olan kanunlar, yine aklın muhakemesi ile adalet kavramına zarar verdiği an artık o kanunun meşruiyeti tartışmalıdır.

***

‘Direnme Hakkı’nın fikir babası John Locke'dur. Locke'a göre eğer devlet koruma görevinin dışına çıkar ve adaletsiz davranırsa meşruluğunu yitirir ve halkın direnişiyle karşılaşır. yani bu durumda halkın direnme hakkı vardır. Burda söz konusu ettiğim direnme her türden şiddeti dışlayan pasif bir direnme yöntemidir.

J. Locke’dan beri tartışma konusu olan ‘direnme hakkı’, bir devlet içindeki ‘üstün güce sahip olan halkın, kendi verdiği yetkiyi kötüye kullanan yasama ve yürütme organlarına karşı direnebilmesini, karşı koyabilmesini ve ayaklanmasını öngörür.

4 Temmuz 1776 Amerikan bağımsızlık bildirisi, ‘yaşama, özgürlük ve mutluluğu arama’ haklarını güvenlik altına almak için kurulan yönetimlerin bu ‘amaçları yıkıcı’ duruma gelmeleriyle birlikte, halk açısından da böyle yönetimleri ‘değiştirmek hakkının doğacağını açıklıyordu. Fransız İhtilali’nin ‘insan ve vatandaş hakları evrensel bildirisi’ de, ‘zulme karşı direnmeyi insanın ‘doğal ve zaman aşımına uğramaz’ haklarından sayıyordu.

Şunu da unutmamak gerekir ki; sınırları ve şekli titizlikle belirlenmemiş bir aktif direnme iç savaşa veya en azından kargaşaya yol vermek tehlikesini de içinde barındırır.Bunun yerine asla şiddet içermeyen, pasif direnme ve sivil itaatsizlik biçimindeki bir direnme hem evrensel kabul görmesi açısından hem de çok daha insani ve etkili bir yöntemdir. O da başka bir yazının konusu.