Özelde Rus, genelde dünya edebiyatının kilometre taşlarından kabul edilen Tolstoy’un Astapovo tren istasyonunda zatürreden ölmeden önce kaleme aldığı eserlerinden olan “İvan İlyiç’in Ölümü” halen güncelliğini koruyan ve tartışılan bir eser. Tolstoy yaşamının son demlerini büyük bir iç hesaplaşma ile geçirdi, çok geçmeden de evini terk etti. Bu kitapta ölen İvan İlyiç, biraz da onun değişen radikal mülkiyet fikri, aile algısı ve Hıristiyanlık anarşizmi ile ilgilidir. Konumuz kitap ve değerlendirmesi değil, İvan karakterinin yaşantımızın her tarafına sızışı, görünürlüğü ve bize çözümleme olanağı vermesi ile ilintili. Kitap boyunca nedense İvan ve Erdoğan’ı karşılaştırıp durdum. Tolstoy, sanki Erdoğan’ın bilinçaltını eşelemiş. Bu yazıda kısaca ikisinin bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Birkaç madde ile özetleyecek olursam; 

a) İvan İlyiç hukuku bitirip, resmi giysisini aldığında yakasına küçük bir madalyon takılır. Bu madalyon üzerinde latince iki kelime yazılıdır, “Sonunu (ölümü) düşün” der. İvan’a ilk ve en önemli uyarıdır ama hayatı boyunca dikkate almadığı tek şey bu iki kelimelik hakikat çağrısıdır. Gözü sürekli yükselmede, yeni etiket ve iktidar alanlarında daha çok para kazanma derdinde oluyor. Hiçbir şey İvan’a yetmiyor. Ee şimdi de xêrinize Erdoğan’a bir bakın! Ne yetiyor kendisine? Söylediklerine, yaptıklarına bakın. Dünyayı, Ortadoğu’yu ben yarattım havaları. Düşünmediği şeylerin başında ölüm geliyor. Sonunu düşünürse belki hırs ve hınçlarına ket vuracak ama ne mümkün! 

b) İlk maddeye paralel olarak şu eklenebilir. İvan, “sıradan insanlar ölebilir ama ben ölemem, ölmem korkunç bir şey olurdu” fikrine sahip. Kendini ölüm ile özdeşleştiremeyecek kadar akıl tutulması yaşıyor. Bunu da mevkii - makamına güvenerek yapıyor. Çünkü İvan bir savcı. İnsanların ölüm ve yaşamına karar verebiliyor. Kendisini Göktengri’nin son temsilcisi, Dede Korkut’un gerçek kahramanı olarak gören Erdoğan’ın aklında görüldüğü kadarı ile ölmek yok! Sıradan olan bizler ölebiliriz ama o ölemez! Yargı elinde, bir savcıdan daha çok insanın hayatına, varlık-yokluğuna karar verebiliyor. 

c) İvan İlyiç ölür ama niçin öldüğü belirsizdir. Onlarca özel doktor ve hastane ziyaretine rağmen teşhis konamaz. Onun ölümü esasında ruhsal bir ölümdür. Kendisinin ruhsal acısı şudur: yaşadığı sanal özgürlüğü sahip olduğu olanak ve mülkleri bilinçli bir yaşam olarak algılamasıdır. İvan, yaşadığı hayatın nasıl bir hayat olduğunu düşünme gereği duymaz. Kendine bu konuda tek bir soru sormamıştır. Yanlış hayatın doğru yaşanmayacağı aklına gelmemiştir. Erdoğan’ın şu an yaşadığı ve yetişen nesillere örnek mahiyetinde her türlü ideolojik, hegemonik araçlarla aşılamak istediği hayat bize göründüğü kadarı ile yanlış hayattır. Çünkü en başta kadın düşmanıdır, demokrasi düşmanıdır, doğa düşmanıdır, insanlar arasındaki farklılığa, inanç çokluğuna, kültürel zenginliğe düşmandır. Böyle bir yaşamın neresi bilinçli bir yaşam olabilir? Olsa olsa ruhsal acıdır. 

d) İvan acı ile pençeleşip, ölüme doğru hızla giderken; ona acı veren bir başka şeyde, herkesin ona acımasını istediği gibi acımamasıdır. Uzun acılar çektikten sonra kimi dakikalar en çok kendisine birisinin hasta bir çocuğa acıdığı gibi acımasını arzuluyor İvan. Erdoğan yarın acı çektiğinde, her türlü hakkı yenmiş biz ötekiler ona acıma duygusu ile yaklaşmayacak. Çünkü öldürülen tüm gençlerin, çocukların elleri, gözleri de o acıyı takip edece. 

e) İvan İlyiç’in bir özelliği de insanlardan nefreti. Benzeşmek istediği yükseklerdeki karakterlere toleransı ne kadar yüksekse acı çekerken etrafında olan yakınlarına kini de o derece başarılı. Mesela hasta yatağında karısına bakarken ruhunun tüm gücüyle ondan nefret ediyor. Erdoğan’ın da tipik bir karakteridir nefret. Özü itibari ile insanlardan nefret ediyor çünkü kendine sevdalıdır. Kendini seviyor ve kendisini asla biriyle paylaşması söz konusu olamaz. Yaşam dolu bir gözün aydınlığı ancak onun sinirlerini bozar

...

İvan İlyiç son defa havayı içine çekip soluğunun yarısında durarak “Ben yokum artık” dedikten sonra öldü. Erdoğan’ın ne zaman ben yokum diyeceği meçhul ki pek gönüllü olduğu da söylenemez. Kendisi Tolstoy’u dinler ve yola gelir mi bilmem. Bildiğim tek şey Erdoğan’ın çekeceği vicdan azabının İvan’ı kat be kat aşacağıdır.