'Ekmek ve gül' isteyen ve paslı bir zincirin halkalarını kırmak isteyen kadınlar, tarih boyunca büyük bir direnişle karşılaştılar.
8 Mart'ın 'Dünya Emekçi Kadınlar Günü' olarak oluşması ağır bedeller sonrasında gerçekleşti... Bu gün, kimi kadın haklarının kazanılmasında bugünlere nasıl gelindiğinin anımsanması bakımından olduğu kadar, günümüz kadın sorununun irdelenmesi ve bunlara çözüm bulma anlamıyla da son derece önemlidir.
Bunu bilince çıkarmış değişik kesimlerden kadınlar, tacize, tecavüze, kadın cinayetlerine, erkek egemen kültüre, gözaltı ve tutuklamalara karşı 1 Mart’tan beridir ayaktalar, sokaktalar. Aslında bu hareketlilik bölgede epey zamandır kesintisiz devam eden bir durumda.
***
Mesele kadın sorunu olarak tanımlansa da aslında sorun erkek sorunudur. Erkek egemen sistem ve erkek zihniyetinden kaynaklanan bir sorundur.
Bizler, erkek olmayanı ezmeyi, sömürmeyi ve yok saymayı kendinde hak gören ve adına erkeklik denen bu tahakküm sistemini ayakta tutan birer çivi olmayı red edebiliyor muyuz? Taciz, tecavüz, şiddet, cinayet erkeklikse, biz erkek değiliz!" diyebiliyor muyuz?
Belki bazılarımız itiraz edecektir ama gündelik hayatlarımızı, bir baba olarak, abi, koca ya da sevgili olarak, birer 'namus’ bekçisi gibi yaşamıyor muyuz? Gerçek bir zulüm makinesi olarak çalışan ve aralıksız olarak katiller üreten erkek eğemen yapıya su taşımıyor muyuz? Bu durumda da bir anlamıyla o tokatlarda, o tetiklerde bizim de parmak izimiz yok mu dersiniz?
Her birimizin kendiyle yüzleşmesi gerekiyor. Düzeni, sistemi değiştirmeye çalışıyoruz, ama kendimiz değişmiyoruz, değişmeye çalışmıyoruz. Kadın - erkek söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmıyoruz ama bunu eşimize, kardeşimize ya da sevgilimize tanımıyoruz. Sokakta, dernekte, partide demokratız ama evlerimizde birer despotuz.
***
Kadın hareketinin son süreçte bölgede geliştirdiği ve elde ettiği kazanımların çok değerli ve hayati önemde olduğunu göz ardı etmeden söylenebilir ki; bu kazanımların belli bir kesimin ötesinde daha geniş bir yelpazede tabana inmesi ve her kesimden kadını kapsaması gerekecektir.
Bu alanda görülen bir başka sorun; kadınların siyasette ya da yaşamın herhangi bir alanında kendine yer açma mücadelesi verirken bilinçli ya da bilinçsizce erkeksi rol modelini benimsemeleri ve bu tür bir davranış tarzı göstermeleridir. Bu şekilde davranmayanları tenzih ederek belirtmek gerekirse; bu durum da kadın cinsiyetiyle erkek politikası yapmak anlamını taşımakta ve kadın kimliğinin yok sayıldığı bir tutum sergilenmektedir. Oysa aslolan ve fark yaratacak olan gerçeklik, kadının mücadelesini kendi rengi, ruhu ve özgünlüğüyle yürütmesidir. Bu anlamıyla cins bilincini geliştirmeden, farkındalığını ve farklılığını göstermeden, erkek egemen yapıya karşı değişim ve dönüşüm gerçekleşemez.
Evet,artık biliniyor ki; kadın mücadelesini ciddiye alanlar binlerce yıllık erkek egemen kültürün tüm kurumları ve değer yargılarıyla cebelleşmek ve hesaplaşmak zorundadır. Filozofun dediği gibi, ‘'Köhnemiş olandan en çok çekenler, yeni olan için en büyük azimle kavgaya atılacak olanlardır.'’
Bu ülkede, hele de bölgede her şeye rağmen savaşa,şiddete ve cins ayrımına karşı direnen kadınlar var. Var ve giderek safları sıklaştırıyorlar. İyi ki varlar…
Bu uğurda kavgam var diyenlere selam olsun!
İyi ki varsınız
Yine bir 8 Mart'ın 'Dünya Emekçi Kadınlar Günü' arifesindeyiz.