Bir ‘barış günü’nü daha savaşın gölgesinde karşılıyoruz.  Barışın insanlığın en değerli olgularından biri olduğu inancını taşıyanlar, kadınlar, gençler, ezilen halklar ve kesimler, yani  savaş karşıtları bu gün barışın önemini bir kez daha dillendirecek sokaklarda.
Kadınlar da yerini alacak bu etkinliklerde. Kadınlar; savaşın sosyal, ekonomik, psikolojik sonuçlarını en çok yaşayanlardır. Savaş bitse bile kadınların ruhsal anlamda yaşadıkları çatışma bitmez. Yaşamları boyunca izi kalır ruhlarında. Çünkü, kadınlar savaşta sadece eşini, çocuğu, yakınını veya canını kaybetmiyor. Aynı zamanda savaş ganimeti muamelesi görüyor.
Savaşın yaşandığı bütün coğrafyalarda kadınlar sistematik olarak tecavüze maruz kalıyor. Savaşta siyasal, ekonomik, kültürel olarak bir halkın veya ülkenin toplumsal değerlerini ele geçirmek yetmiyor işgal eden kesimlere. Tecavüz, kadınlara karşı bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Ancak salt cinsel bir saldırı değildir tecavüz, politik bir baskı ve teslim alma yöntemidir. Özsaygısını kaybettirme, kimliksizleştirme çabasıdır. Kadın şahsına bir toplumu bitirme yaklaşımıdır. Tecavüz, her savaşta saldırganların kullandığı en etkili ve en derin iz bırakan silahtır.
Kürdistan’da yıllardır süren savaşta yüzlerce kadına tecavüz edildi. Ancak bunların önemli bir kısmı henüz açığa çıkmadı.  Türkiye’de bulunan  Gözaltında Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi, 1997-2012 döneminde 347 kadın ve transseksüelin başvurduğunu ve büyük çoğunluğunu Kürt kadınlarının olduğunu belirtiyor. Bu başvuranlar; Türkiye toplumunda bireyi kuşatan yargı, kaygı ve korkularına rağmen en cesur davrananlardır. Daha açığa çıkmamış yüzlerce olayın olduğu da biliniyor. Bir kısmının Avrupa’ya sığındığı da biliniyor. Bunca olaya rağmen Kürdistan’da yaşanan bu olaylar tanımlanmamıştır. Adı konmamış savaşın, adı konmadığı suçları halen yaşanmaya devam ediyor. AİHM, onlara tecavüz davasından dolayı Türkiye’yi mahkum etmesine rağmen uluslar arası kurumlar ‘savaş şuçu’ tanımını yapmamıştır. 
Savaş coğrafyalarında tecavüz olayları o denli yoğundur ki o coğrafya da yaşanan savaşın toplam sonuçlarından daha ağır bir tablo ortaya çıkarır.
Mesela; Kore İşgali'nde 200 bin kadının düşman askerlerinin tecavüzüne uğradığı biliniyor. Amerikalı askerlerin Vietnam'da onbinlerce kadına tecavüz ettiği de bilinen bir gerçektir.
Afganistan işgali sırasında, işgalciler tarafından kaçırılan kadın ve çocuklara kamera karşısında tecavüz edildiği, sonra bu kasetlerin satıldığı ortaya çıktı. Savaş bölgelerine barış getirmek için yollanan BM ve NATO askerleri, bir yandan sözde 'barışı tesis ederken' bir yandan da tecavüzleri sürdürdüler. Ruanda, Irak, Bosna-Hersek, Kosova ve Darfur'da da sonuç farklı değildi.
Bir araştırmada; dünyada 5 bin 600 yılda, toplam 15 bin 500'ün üzerinde bölgesel ya da ulusal savaşın yaşandığı, 7 milyar insan öldüğü belirtiliyor. Yedi milyar insanı öldüren zihniyetin, kaç milyar insanı ruhsuz bıraktığını ise tarih yazmıyor. Oysa kadınların ruhunda, hafızasında savaşın izi hep kalır.  
Savaşın bir yok eden, ama bir de yok etmeyip, yaşam boyunca izlerini bırakan bir yanı var ki; kadınlar daha çok bu iz bırakan sonuçlarına maruz kalıyor. Yani hem kadının kendisinde, hem de toplum da izi kalır yaşamı boyunca. Parçalanmış ruhu, örselenmiş gururu, sarsılmış özgüveniyle yaşamaya mahkum edilir kadınlar. Çoğu yaşamına kendi elleriyle son verir. Bir kısmı ruhsal çöküntüden kurtulamaz.
Egemen zihniyet bu uygulama ile kendini tekrar, tekrar üretir, egemenliğini pekiştirir. Ancak tecavüz artık sadece savaşın olduğu coğrafyalara özgü olmaktan çıktı. Neredeyse tecavüz haberinin geçmediği bir gün yok gibi. Savaş alanlarında teslim alma yaklaşımı, şimdi kadın bedeni üzerinden toplumları hizaya getirme yöntemine dönüştü. İdeolojik bir yaptırım olarak topluma dayatılmaktadır. 
Türkiye’deki N.Ç olayını biliniyor. N.Ç davasının sonucu, insan algısını kaybetmemiş her kesimi derinden sarsmıştı. Halen hafızalarda tazeliğini korurken, ahlaksız ve hukuksuzca bitirilmesinin izleri silinmemişken; bu kez de Haziran ayında 34 kişinin cinsel taciz ve tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki Ö.C davası ile insanlık vicdanı yaralandı. Ö.C’nin davasında 20 sanık tahliye edildi.
Savaş coğrafyalarında kadınların tecavüze maruz kalmasını mahkum etmeyen zihniyet- çünkü orada devlet vardır- bu kez de kendisini mahkum edememiştir (sanıklar arasında polisler de var).
'Dünya Barış Günü’ vesilesiyle hatırlatma ihtiyacı duyduğum bu ağır tablonun değişmesi; yaşamımızı tutsak edecek izler bırakmaması için savaş ve tecavüz kültürünün ortadan kaldırılması şart. Dolayısıyla kadınlar olarak bizlerin barışa daha fazla ihtiyacı var. Barış umudunu güçlendirmek için her zamankinden daha fazla mücadeleliyiz.