İnsanın çevreye uyum sağlamasında en önemli aracı da kültürdür. İnsanın insanlaşmaya ilk adım attığı süreç aynı zaman da kültür tarihinin ilk başlangıç süreci oluyor. İnsanlaşma ve toplumsallıkta anlam bulmaktadır. Etnik kimliğin belirleyeni kültürdür, kültür bireyleri bir arada tutan temel etkendir.

Ansiklopedik bir tanıma göre kütür, insan türüne özgü bilgi, inanç ve davranış bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir. Kültürlerin karşılıklı etkileşimi doğal ve gönüllü temelde olduğu zaman, insanlık adına bir zenginleşme ve kazanımdır. Böyle bir kültür harmanlaşmasının sayılmayacak denli çok yararları vardır. Herşeyden önce çatışma yerine bir barış kültürü oluşmasına hizmet eder, bunun için sağlam bir zemin olur. Örneğin insanlığın toplayıcılıktan çiftçiliğe geçiş aşamasındaki bir kültür değişiminden söz ederken, çok uzun bir zamandan belki binlerce yılı kapsayan uzun bir sürece yayınmış bir evrimsel gelişmeden bahsetmiş oluyoruz.
Kültür birden çok kuşağı (kuşaklararası) içine alacak çapta bir birikimdir; inançların, kurumların ve tekniklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ilgilidir. Özcesi kültür insanın sosyal kişiliğidir, kendini yaratma ve üretme yoludur. Kültür toplumsal yaşamın bir ürünüdür ve toplumsal boyutta ele alınmak düşünülmek zorundadır. Hiç kuşkusuz bu miras insanlığın evrensel ve ortak bir mirasıdır. Çünkü tüm insanlığa şu veya bu şekilde mal olmuştur. Yine toplum içinde günlük dilde en sık kullanılan sözcüklerden biridir kültür. Aynı şekilde tarihsel süreç içerisinde de vazgeçilmez bir yer edinmiş bulunan temel bir kavramdır.
Düşünce ve ideoloji gibi kültür ve uygarlığında ortaya çıkışı insanın çok uzun evrim sürecinin bir aşamasında olmuştur. Kültür kelimesinin tanımı farklı dillerde de aynı özelliğe sahip olup, şu şekilde tanımlanır; sözcük etimolojik olarak Latince kökenli 'colera' kelimesinden gelmektedir. Toprağı sürmek, işlemek anlamı taşıyan bir kök (Cultivate) ekip biçme, yetiştirme, geliştirme ile (agriculture) tarım gibi sözcüklerde de görülmektedir. Tarımsal kökenli olması dikkat çekicidir. Ayrıca 'culturel' kelimesi en başından beri kendinliğinden değilde, insan iradesi sonucunda büyümekte olan bir şeyi ifade etmektedir. Kürtçe'de de benzeri bir kökenden ve yaklaşımdan hareketle kültürün karşılığı olarak 'çand' veya 'çandinî' sözcüklerinin kullanılığını görmekteyiz. Ki bununda yine tarımla, ekip, biçmeyle, yani üretimle bağlantılı olduğu dikkate değerdir. Keza Türkçe dilinde de dilin sadeleştirilmesi çerçevesinde çalışma yapan dil kurumu kültür kelimesinin öz Türkçe karşılığını 'ekin' sözcüğüyle belirlerken de aynı kaynaktan yola çıkmıştır.
Dikkat edilirse kültür kavramının içeriğinde dört temel kavram olan üretim, uygarlık, eğitim ve sanat öne çıkıyor. Bu dört kavram zaten kültürün esas olarak neleri içerdiğini aşağı yukarı işaret ediyor. Kullanılan alanlara göre biraz daha somutlaştırmaya çalışırsak; 1- Bilimsel alanda kültür uygarlık demektir. 2- Beşeri alanda ve günlük dilde kültür eğitim demektir. 3- Estetik alanda kültür sanat demektir. 4- Maddi ve teknolojik alanda kültür üretim demektir. Ulusların oluşumunda kültürün temel rol oynaması bir yana, uluslaşma adına kimi zaman adeta zoraki bir ulus yaratma adına veya ortak bir ulus dili kültür yaratma adına başka kültürleri ve dilleri baskı altına alma, hatta yer yer bunların imhasına varan son derece tahripkar ve olumsuz uygulama örnekleri, tarihte oldukça çoktur. Bununla kültürler bahçesi coğrafyalar adeta kültürler mezarlığına dönüştürülmüştür.
Tarihe baktığımızda orta çağlarda Roma'yı istila eden Cermen boyları, Bizans ve Sasanileri tehdit eden Arap boyları ile İslam dünyasını istila eden Türk-Moğol boyları, kavimsel nitelikte kültürleri etkisizleştirme ve yok saymada örnek verebileceğimiz topluluklardır. Bu aynı zamanda 1930'larda Türkiye'de de "güneş dil teorisi" ve "Türk tarih tezi" adıyla tamamen bilim dışı ve ırkçı teoriler geliştirerek bütün dillerin Türkçe'den türetildiği ve bütün toplumların Türk kökenli olduğu türünden bilimsel hiçbir temeli ve dayanağı olmayan iddiaların ortaya atılması, Anadolu gibi halkların ve kültürlerin mozaiği bir coğrafyada bir tarih çarpıtması ve kültür soykırımı niteliğindedir. Kültürel yozlaşma olayı da yine kitle iletişim araçları yoluyla, özellikle Tv, sinema, dizi filmleri gibi araçları son derece ustalıkla kullanarak yaratılıyor. Tarihte yaşanan onca kültür kıyımları, kıyım gibi acımasız kültür asimilasyonları örneklerinden biri de Kürt kültürü üzerinde uygulanıyor. Rejimlerin karakterleri arttıkça, sergilediği kültür düşmanlığı da buna koşut bir artış göstermektedir. Nazi rejimi örneğinde bu olguya dikkat çeken Wallerstein şu saptamayı yapıyor: "Nazi liderleri ne zaman kültür kelimesini duysam tabancamı arıyorum, demişlerdi. Şu an yaşamış olduğumuz coğrafyada da eli tabancalı olan kültür ve insanlık düşmanları aynı zihniyette hüküm sürüyorlar. Aslında kültür düşmanlığı ister din, ister kapitalizm, ister sosyalizm adına yapılsın hastalık hep aynı hastalıktır.
Tarihte örnekleri bolca görülen bu tür kültür karşıtlığı, inkarı hatta asimilasyonu ve kıyımını en çok maruz kaldığı için belki de en iyi anlayan ve anlayabilecek topluluklardan birisi de hiç kuşkusuz Kürt halkıdır. Tarihte Kürt kültürü kadar kıyıma uğratılan, inkara maruz kalan, yağma ve talan edilen kültür örneklerine nadiren rastlanabilir. Ve bu uygulamalar günümüzde de devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz 21'inci yüzyılda bile halen kaotik süreci kendi lehine çevirmeyi amaçlayan güçlerin kültür alanında üstünlük sağlamak için nasıl yoğun bir mücadele verdikleri ortadadır. İçinde bulunduğumuz bu kaotik süreçte tarihe yön verme mücadelesi, egemenler ve ezilenler arasında bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Dolayısıyla Kürt halkı için konunun önemi kendi kültürel varlığına sahip çıkma, kültür mirasını ve değerlerini tanımanın yaşamsal bir anlamı ifade ettiği unutulmamalıdır. Hiçbir kültür, toplum olmadan var olamaz, aynı biçimde hiçbir toplum da kültür olmadan var olmaz. İnsanlık tarihi, herşeyden önce ve herşeyden daha çok kültür tarihidir. Unutmayalım ki kültür tarihsel sürecin her aşamasında ve toplumsal yaşamın her alanında, insanın kendisini ifadesidir. İnsanın kendisini yaratma ve üretme biçimidir. Yani insan kendini nasıl üretiyorsa, bu üretme biçimi ve yolu onun kültürüdür. Zira kültür belli bir topluluğun aynı zamanda sosyal ve siyasal kişiliğidir de. Bu açıdan kaçınılmaz biçimde bir mücadele alanı haline gelmektedir. Uygarlık ve sanat gibi kültür de yalnızca insana özgüdür ve temelinde yalnızca insanda bulunan bir yetenek yatar.


İSMET MAGU / Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi