
Oysa daha ilk patlama olduğunda yetkililer tarafından bu sayı biliniyordu hatta sayının çok daha fazla olduğunu da biliyorlardı. Her zamanki gibi suçlarını örtbas etmek için saklama, gizleme, inkar etme yoluna gittiler ama yüzlerce insanın öldüğü küçücük bir ilçede bunu yapamadılar.
Soma’ya patlamadan 13-14 saat sonra vardığımda ilçede ölüm sessizliği hakimdi. İlk olarak Soma devlet hastanesine gittim. Hastane önü, bahçesi, etrafı her taraf mahşer yeri gibiydi. Binlerce insan maden ocağında yaralanan yakınlarından bir umut iyi haber alabilmek için bekliyorlardı. Ailelerin büyük bir kısmı da göçük alanındaydı.
Soma’da farklı hastanelerde tedavi gören işçilerin bir kısmının isim listeleri elden ele dolaşıyordu, elime geçen listelerde 107 kişinin hala hastanede olduğunu gördüm.
İnsanların içinde dolanmaya başladım. 13-14 yaşlarında bir kız çocuğunun babasının ölüm haberini aldığında ablasına sarılarak, “Abla söz veriyorum, bir daha babamı üzmeyeceğim” diyerek ağlayıp bayılması içler acısıydı. Sanki babasını bir daha üzmezse geri geleceğine inanıyordu. Babasının üzüldüğü için değil, göz göre göre yetkililer tarafından ölüme terk edildiği için yaşamını yitirdiğini nerden bilsin!
Her ölüm haberini alan insanlar -ki ağırlıkla kadınlardı- olduğu yere yıkılıyorlardı, teselli eden komşu, akraba, ahbap bir süre sonra kendi yakınlarının ölüm haberini alıyordu. Kimse kimseye teselli edecek durumda değildi, herkes aynı ciğer acısını yaşıyordu.
O sırada bir genç beni yanına çağırarak madenden sağ çıkan bir işçinin yanına götürdü. 25-26 yaşlarında bir gençti. Yüzü ifadesizdi, tepkisiz bir şekilde etrafına ve bana bakıyordu. Konuşmak istedim kendisiyle, korktu ve konuşmak istemedi. Bana dönüp, “Abla konuşamam, işimden olurum” dedi. İçimden, ‘İş mi kaldı?’ desem de, “Konuşmalısın, yaşadıklarını anlatmalısın, anlatmalısın ki, başka işçiler ölmesin” gibi laflar ettim. Ağlamaya başladı, elini tuttum. Elleri öyle bir titriyordu ki, iki elimle onun tek elini tutmama rağmen zapt etmek gerçekten zordu. Ellerinin o titremesi korkunun ötesinde, içindeki isyanın dışa vuru muydu. Başını öne eğerek ağlamaya başladı. Elimle gözyaşlarını silmeye çalışırken, bana dönüp “Erkekleri de ağlattılar” dedi. Bende, “İnsan olan ağlar” diyebildim sadece, kendim bile sesimi duymayarak. Daha fazla zorlamanın anlamı yoktu, sessizce ayrıldım yanından.
Bir kadın ellerini göğsünde kavuşturmuş bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Ne soracaktım, ne diyecektim? Yanına vardım sessiz bir şekilde izlemeye koyuldum. O da diğer insanlar gibi şaşkın, sessiz ve bir o kadar da tepkisizdi. “Eşim ve oğlum hala göçük altında” diyordu, yanındakine. “Oğlum yeni askerden gelmişti, evlendirecektik” diye de ekledi.
Daha sonra göçüğün olduğu bölgeye gittim. Orası da tıpkı devlet hastanesi gibi mahşer yeriydi. İki işçinin cenazesi ambulansa konuluyordu. İkisinin de yüzü, gözü, elleri simsiyahtı, ağızları ve burunlarında yoğun kan var.
Patlama ile ilgili bilgiler almaya çalışırken, kimi “trafo patlaması” derken kimi de trafo patlamasının böyle bir zarar vermeyeceğini söylüyordu. “Metan gazı” diyenler ise çoğunluktaydı. Elbet hekim değilim ama metan gazını duyunca hem benim gördüğüm, hem de diğer tanıkların da “Her çıkan işçinin ağzında ve burnunda yoğun kan vardı” demeleri metan gazı ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşündürttü. Metan gazı patladığında direk insanların ciğerlerine zarar verdiğinden, bu olasılık çok fazlaydı.
Genel olarak 13 bin işçi çalışıyormuş madende. AKP her seçim zamanı, miting zamanı bu işçileri otobüslere doldurup alanlara çıkartıyormuş, tehdidi de elden bırakmayarak, “Bu madenden bize bir tek oy çıkmazsa işinize son veririz” diyorlarmış ve bu durumda çaresiz insanlar mecburen oy veriyorlar. Soma belediye başkanının AKP’li olması da bu durumda şaşırtıcı değil.
700 ile 1200 lira arasında ücret alan bu işçiler çok zor koşullarda çalışıyorlar. Hatta göçükten bir şekil sağ çıkan bazı işçilerin, “Baretim nerede? Kaybolmasın, bana zimmetli maaşımdan keserler” demeleri de başka bir çaresizliğin adıdır. O koşulda bile işsiz kalma korkusu elbet çoluğuna, çocuğuna bir parça ekmek götürebilmenin kaygısıdır.
Birileri -ki çoğu da devletin başındaki ve yanı sıra başındakilere ayar veren adamlar- her türlü hile, yalan, dolan ve yolsuzluklarla milyar dolarları ceplerine indirirken, yoksul halkın çocukları bir parça ekmek uğruna ölümü göze alıyorlar…
Soma ile ilgili daha çok yazacağız, daha çok konuşacağız…
ESRA ÇİFTÇİ