AKP, kuruluş aşamasında Türkiye’nin iki temel sorununa çözüm olabilme iddiası ile siyaset arenasına girdi. N.Erbakan şahsında İslami camiaya uygulanan 28 Şubat post-modern darbesi ve başörtüsü yasaklarının açığa çıkardığı mağduriyet mirasına sırtını dayayan AKP, Türkiye’nin iki temel sorunu olan ‘Adalet’ ve ‘Kalkınma’ sorunlarına çözüm olma yönünde geliştirdiği seçim kampanyası, Türkiye’nin temel adalet sorunu olan Kürt sorununa dönük çözüm iddiası, hak, hukuk ve hürriyet nidalarının sağladığı büyük destek ile girdiği ilk seçimde iktidara gelmeyi başardı.

Tarihsel anlamda İslami hareketleri değerlendirdiğimizde göreceğiz ki, çizgilerinden sapma dönemlerinin tümü iktidar ile buluşma anları olmuştur. AKP’nin de iktidarla buluşma evresi, kuruluş amacı olan adalete karşın adaletsizliğin, kalkınma yerine ise derin bir ekonomik krizin ve yoksulluğun gelişmesine yol açmıştır. AKP iktidarı döneminde gelişen hukuk dışılık, zulüm, baskı, tutuklama, katliam ve ölümler, Kürt halkına, sol, sosyalist hareketlere, demokratik güçlere, demokratik İslami camiaya, Alevilere ve en genel anlamıyla, ezilenlere dönük imha ve inkar politikası olarak somutlaşmıştır. 2005 yılında Amed’de düzenlenen partisinin seçim mitinginde ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyerek Kürt halkının büyük bir desteğini alan Erdoğan, iktidar şerbetini içtikçe iktidar sarhoşu olmuş, tabanının, kendisini hazırlayıp iktidara taşıyan İslami camianın sahip olduğu bütün temel ilkeleri ayaklar altına almıştır. Zamanla görülmüştür ki, faşist ulus-devletçiliğin temel ilkeleri olan tek millet, tek dil, tek bayrak ve tek vatan gibi faşizmin beslenme kaynağı olan teklikler ve onun gereği olan soykırımcı politika Erdoğan’ın temel beslenme kaynağı, yönetim tarzı haline gelmiştir.

2015 yılında Erdoğan ve Gülen Hareketi arasında gelişen iktidar savaşımının dışa vurumu olan 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından Erdoğan, katliamcı tarihi ile bilinen İttihat ve Terakki Partisi’nin günümüz temsilcisi Bahçeli ile ittifak yapmıştır. 2014 yılında Erdoğan’ın talimatı ile MİT tarafından hazırlanan Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketine dönük geliştirilmek istenen ‘Çöktürme Planı’ ve akabinde gelişen kentlerin yıkımına, binlerce yurttaşın ölümüne, on binlerce insanın tutuklanması, yüzbinlerce insanın yerinden yurdundan edilmesine neden olan süreç yaşandı. Bu dönemde yüzbinlerce insan işinden atıldı, yüzlerce akademisyenin işine son verildi, kadın cinayetlerinde muazzam bir artış yaşandı, yoksulluk ve işsizlik oranları cumhuriyet tarihinin en yüksek oranına vardı. AKP yaptıklarıyla ortağı olan İttihat ve Terakki Partisi’nin günümüz temsilcisi faşist, ırkçı, kafatasçı Bahçeli ile ne denli bütünleştiğini gözler önüne serdi, sermektedir. Günümüzde Türkiye’yi yöneten çizgi, AKP-MHP faşist iktidarının sahip olduğu çizgi Bahçeli Çizgisi, İttihat ve Terakki Çizgisidir.

Fransız Devrimi’nin ardından hak, hukuk, hürriyet, adalet ve kalkınma iddiasıyla gelişen belli hareketler kaos anlarında iktidara gelmede Jakobenizmi temel bir yöntem olarak benimsemiş ve geliştirmişlerdir. Kaos anlarında, devrim anlarında sırtını orta sınıfa dayayarak gelişen bu hareketler hak, hukuk, hürriyet sloganlarıyla ortaya çıkmışlardır fakat iktidara geldiklerinde ise halkı en derin hak, hukuk, hürriyet, adalet ve kalkınma sorunlarıyla yüz yüze bırakmışlardır. Jakobenik oluşumların temel yöntemi halkın arayışlarına, sorunlarına, taleplerine çözüm olma iddiası ile siyaset arenasına çıkmaktır. Onlar açısından iktidara giden her yol mubahtır. Çünkü temel amaç iktidar olmak, iktidarını derinleştirmek, tüm iktidar organlarını ele geçirmektir. İktidar olduktan sonra tüm bunları yapmanın temel yöntemi, daha çok baskı, şiddet, zulüm ve zordur. Tüm Jakobenik hareketler geliştirdikleri uygulamalar ile kendinden öncekileri aratmış, yaptıklarıyla öncekilerine taş çıkartmışlardır.

Osmanlı Devleti döneminde ayyuka çıkan sistemsel yozlaşma, adalet ve yoksulluk problemi karşısında Kürtler, Türkler, Türkmenler, Ermeniler, Rumlar, Çerkezler, Lazlar ile Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan diğer halklar omuz omuza vererek güçlü bir direniş başlatmışlardır. Gelişen direniş karşısında Osmanlı yıkılmış, dışardan gelen tüm saldırılar püskürtülüp Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Tam da bu dönemde bütünüyle Jakobenik bir oluşum olan İttihat ve Terakki Partisi hak, hukuk, hürriyet, adalet ve kalkınma nidaları ile halkların desteğini almayı başarmış, halkların yürüttüğü Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelmiştir. Hak, hukuk ve hürriyet iddiası ile iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi öncüleri iktidar şerbetini içtikçe iktidar sarhoşu olmuş ve soykırım uygulamalarına ağırlık vermişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurucu unsurları, Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halkları olan Ermeni, Kürt, Türkmen, Çerkez ve Rum halkına dönük soykırım uygulayarak tarihin en kanlı dönemini başlatmışlardır. Fiziki katliamlar ile yok edemediği Kürtlere ve diğer farklılıklara karşı çıkardıkları Şark Islahat Planı ile kültürel soykırım, tekleştirme, Türkleştirme planlarını yaşamın her anına yaymışlardır. Bu ırkçı, faşist, kafatasçı zihniyet günümüze dek aynı uygulamalar ile devam etmiş, on yılda bir güncellenen darbe girişimleri ile açığa çıkan adaletsizlik ve yoksulluk zeminine karşı adalet ve kalkınma nidası ile çıkıp halkı ikna ederek iktidarını yenilemiş, iktidara geldikten sonra ise her defasında bir öncekini aratır bir biçimde, zor ve katliam siyasetine devam etmişlerdir. Toplumu kene gibi sömürerek, demir bir kafese kıstırma bu yapıların temel pratiği olmuştur. Öyle ki, sözünü verdikleri adalet ile kalkınmanın yerine, zulüm ile kalkınmayı temel ilke edinmişlerdir.

AKP’nin kuruluş aşamasına ve iktidara geldikten sonra uyguladıklarına baktığımızda tarihin nasıl tekerrür ettiğini apaçık görmekteyiz. Günümüzde AKP’nin Kürtlere, sol ve sosyalist hareketlere, demokratik İslami camiaya, Alevilere, ezilenlere dönük geliştirdiği imha ve inkâr konseptine, topluma uyguladığı açlığa, yoksulluğa ve sistemsel yozlaşmaya baktığımızda AKP’nin İttihat ve Terakki Partisi’nin günümüz temsilcisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilir, her platformda rahatlıkla bunu dile getirebiliriz. Erdoğan öncülüğündeki AKP bugün sadece elit bir zümrenin kalkınmasını esas alan, zulümle kalkınmayı temel felsefe haline getiren bir jakobenik yapı haline gelmiştir. Erdoğan öncülüğündeki AKP sırtını dayadığı, İslami camianın etkin isimleri olan yol arkadaşlarının tümünü tasfiye ederek, baskıcı tek adam rejimine, faşist diktatöryaya dönüşmüştür. 28 Şubat post modern darbesinin mağduru, AKP kurucu üyesi ve eski Genel Başkan Yardımcısı Fatma Bostan Ünsal; Erdoğan liderliğindeki AKP döneminde gelişen hukuk dışılığın, baskı, şiddet, zulüm ve zorun, 28 Şubat sürecinde uygulanmadığını dile getirerek, yaşanan durumu özetlemiştir. Belli ki toplumda bu zulüm politikalarından usanmış ve seçimlerde artık dur demiştir. Yerel seçim sonuçları açıkça böyle bir anlam taşımaktadır. Ki ortaya çıkan veriler, bu rahatsızlığın sadece AKP karşıtlarında olmadığını, AKP içinden de güçlü bir hoşnutsuzluğun yaşandığına delalettir.