
24 Şubat’ta, tam da Kürt kadınlarının heyecanla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü karşılamaya hazırlandığı bir dönemde, Almanya'nın Dortmund kentinde, otuz yaşında, dört çocuk annesi Êzîdî bir kadın evli olduğu erkek tarafından katledildi. Öldürülden kadının uzun süre şiddete maruz kaldığı ve bu nedenle dört çocuğuyla bir süreliğine bir kadın sığınma evine yerleştiği ve ardından bir ev tutarak çocuklarıyla yeni bir yaşama başladığı yer aldı basında. Buna göre, katil eş cinayetten bir ay önce eve gelerek eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşamaya başlamış ve bu süre içinde de kadına şiddet uygulamaya devam etmiş.
Bu korkunç olay kısa bir zaman önce Almanya'da bir gün arayla katledilen iki Êzîdî kadını hatırlatmadı mı size de?
30 Ekim 2018 günü, yine Almanya'nın Dortmund kentinde, iki çocuk annesi Êzîdî bir kadın beraber yaşadığı erkek tarafından katledilmişti. Medyaya yansıyan haberlerden öldürülen kadının bu kişiyle yaşadığı geçimsizlik nedeniyle daha önceden de şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştı.
Dortmund'da işlenen bu kadın cinayetinden sadece bir gün sonra Almanya'nın Köln kentinde yine Êzîdî bir kadın iki hafta önce ayrıldığı eski eşi tarafından öldürülmüş, öldürülen kadının babası kızının cenaze töreninde “Şengal'de DAİŞ tarafından, Avrupa'da ise bir Êzîdî erkeğin eliyle katledildik” diye konuşmuştu.
Na kadar can acıtıcı, değil mi?
2014 Ağustos'unda Şengal'de çok büyük bir trajedi yaşandı. DAİŞ çeteleri Êzîdî kadınları hedef alarak Şengal'de bir soykırım gerçekleştirdi. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce insan katledildi. Onbinlercesi yaşadığı toprakları terk etmek zorunda bırakıldı. Dağlara sığınmayı başaranların büyük bir kısmı açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybetti. Çetelerin eline sağ olarak geçen beş bine yakın kadın ve çocuk sistematik işkenceye ve tecavüze uğradı. Bu insanlar pazarlarda köle olarak satıldılar, ki hala çetelerin elinde tutsak olarak bulunan binlerce Êzîdî'nin akıbeti bilinmiyor.
Êzîdî toplumu bütün dünyanın gözleri önünde soykırıma uğrarken, onları o ilkel yaratıkların elinden kurtarmaya gidenler sadece ve sadece Kürt özgürlük savaşçıları oldu. O insanlar o topraklarda kanını akıttı, canını verdi. Onların fedai duruşu sonucu saldırılarda ruhsal ve fiziksel olarak büyük yaralar almış olsalar da, Êzîdî toplumu ayakta kalmayı başardı.
Soykırımdan kurtulanların kimisi yaşadığı travma nedeniyle topraklarını terk ettti. Gitseler de, kalsalar da, bu trajedide en büyük acılar hep kadınların payına düştü. Doğup büyüdüğü topraklarından binlerce kilometre uzakta yabancı bir ülkede hayata tutunma mücadelesi veren üç Êzîdî kadın, kendi yaralarını saramadan ardısıra öldürüldü. Hem de en yakını olan Êzîdî erkekler tarafından.
Soykırımdan sağ kurtulabilmiş Êzîdî kadınların kendi halkından ve inancından olan erkekler tarafından katledilmesi hem büyük bir trajedi, hem de insanlık adına büyük bir utançtır. Bu kadın cinayetleri Êzîdî halkına ve onların varoluş mücadelesine yapılmış büyük bir ihanettir.
Çok iyi biliyoruz ki, tüm kadın cinayetleri politiktir ve bu cinayetler ataerkil sistemin yarattığı kadın düşmanlığının en belirgin sonucudur. Özgürlük mücadelesi veren ve kadın özgürlük mücadelesini ana eksenine oturtan yeni Kürt toplumu içinde kadına yönelik şiddetin ve sistematik kadın cinayetlerinin hiçbir şekilde yeri yoktur.
Kürt kadınları en başından beri her türlü gericiliği kesinlikle reddetmiş, içteki gericiliğe karşı da çok kararlı bir duruş sergileyerek sürekli mücadele içinde olmuştur.
Her Kürt, her koşulda ataerkil sistemin gericiliğini dayatan ve kadın üzerindeki hakimiyeti meşru gören, kadını yok sayan eril zihniyetle mücadele etmeli, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini amasız, fakatsız reddetmelidir.