28 Şubat-2 Mart arasında Avrupa’daki Kürt kadın örgütleri tarafından Köln’de düzenlenen Jineoloji Konferansı‘na Türkiye’den Devrimci Feminist-Anarko Komünist Gazeteci-Yazar Ayşe Düzkan da katılmıştı. Avrupa’nın birçok ülkesinden kadın örgütlerini bir araya getiren konferansta deneyimler paylaşıldı, farklı düşünce, eleştiri ve alternatifler ortaya çıktı. Jineoloji tartışmalarının sosyal bilimlere katkısı ve eleştirisi radikal boyuttaydı. Konferansın en büyük sorunsalını, feminizmle ayrıştığı noktalar oluşturdu. İşte Ayşe Düzkan da feminizmin dışında bir isme gerek olmadığını düşünenlerden. Bu yüzden jineolojiyi ‘Kürt kadınlarının feminizmi’ olarak adlandırmayı yeğledi. Düzkan’a konferansın içeriği ve konferansta feminizme yöneltilen eleştirilere dair sorular sorduk.

Konferansı nasıl buldunuz?
Güzeldi. Benim için yeni bir şey yoktu ama Grace’i dinlemek harikaydı. Margaret’i dinlemek hakeza güzeldi. Uzun süredir görmediğim arkadaşlarımı gördüm burada. Bir de Türkiye’de gündemimiz hep Gezi Direnişi ve yolsuzluk üzerineydi. Oradan çıkmak, farklı bir dünyaya gelmek gibiydi benim için.

Jineoloji kavramını benimsediniz mi?

Hayır, benimsemedim. Ama benim benimsememem belirleyici değil diye düşünüyorum. Genellikle toprağı olmayan halklar, ulusal kimliklerini hareket içinde oluşturuyorlar. Bunda hakları da olduğunu düşünüyorum. Daha önce de sordular; “Jineolojiyi nasıl algılıyorsunuz’ diye. ‘Kürt kadınlarının feminizmi’ dedim. Ama dediğim gibi bunu ayrı bir isimle tanımlamanın, ayrı bir kavramsallaştırmaya gitmenin böyle bir anlamı var bence. Onların tercihidir. Bize bir şey demek düşmüyor diye düşünüyorum.

Feminizmi aşacağını, öteleyeceğini, geri planda bırakacağını mı düşünüyorsunuz?

Hayır, hiç öyle düşünmüyorum. Gerek PAJK’lı arkadaşların konuşmasını, gerekse diğer arkadaşları dinlediğimde hiç ‘biz sizi aşıyoruz, biz size tavır alıyoruz’ gibi üsttenci, küçümseyici bir yaklaşım görmedim. Elele yürürüz diye düşünüyorum ama ben hala feminist olmaya devam edeceğim.

O zaman siz bir kadın biliminin olmasına da karşısınız...
Bu tür şeylerin bilim haline getirilmesi, bilim olduğunun düşünülmesi bana pozitivizm gibi geliyor. Bir bilimsel sosyalizm kavramı vardır hani; o da pozitivizmdir. Sosyalizm, bir ideolojik tercihtir, bir toplumsal öneridir. Zaten bilimlerin bile çoğunun disiplin olduğuna inanıyoruz. Bilim bile denmiyor, disiplin deniyor. Bana problemli gibi geliyor. İsmini ne koyarsak koyalım, bu tartışmalar; bilimin cinsiyet açısından eleştirisi gibi şeyler, uzun zamandır feministlerin de yaptığı şeylere katkı olacaktır. Karşılıklı öğrenme gelişecektir.
Bir sıkıntı var; feminizm denildiği zaman sadece Türkiye ve Avrupa görülüyor haklı olarak. Çünkü temas içinde olunan bölgeler orasıdır. Dünyanın kalan bölgelerinde de feminizm var.  Latin Amerika’da da, Asya’da da, Doğu Avrupa, Rusya gibi ülkelerde de, Afrika’da da var. Onların deneyimlerini biz de detaylı izleme fırsatı bulamayabiliyoruz. Ama bir alışveriş olacaktır diye düşünüyorum. Fakat kadın bilimi diye bir şey olmasına sıcak bakmıyorum. Hem ben zaten kadın ve erkek olgusu ortadan kalksın istiyorum, ne diye kadın bilimi olsun ki?


Peki bu konferans burada mı kalmalı?
Hayır hayır... Bu konferans burda kalmamalı. Bir kere şu güzel bir şey. Çok farklı bir tecrübe var Kürt Hareketi içinde. Bugün Kürt Kadın Hareketi’nin farklı deneyimleri var. Onlar kendilerini nasıl planlarlar, nasıl yaparlar bilmiyorum ama bu deneyimlerin arada bir konferanslarla değerlendirilmesinin, bu deneyimlerin farklı ülkelere de, bize de aktarılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim de katkılarımızın olabileceğine inanıyorum. Konuştuğumuz şeylerin havaya gitmediğini mi düşünüyorum.
Şu da çok önemli. Kürt kadınların gerek Türklerin ağırlıkta olduğu metropollerde gerekse kendilerinin en azından yerel yönetimlerde bulundukları yerlerde gerekse de Rojava’da ve dört parçanın başka yerlerinde çok büyük problemleri var. Bizim yaşadığımız sorunların çoğunu onlar da yaşıyor, bizim yaşamadığımız sorunları da yaşıyor. Dört parçada ulusal kurtuluş açısından da çok gelişme kaydedildiğini görüyorum. Kadınların o sorunlarına ışık tutulacaktır diye düşünüyorum.

Bu konferansın jineolojinin gelişimi ve kabulü açısından yeterli zemin yarattığını düşünüyor musunuz?

Kürt Kadın Hareketi’nin başka kadın hareketlerine dair ne kadar bilgisi olursa; örneğin Filistin’deki, Mısır’daki kadınların ne yaptığından haberdar olabilirse, dünya kadın hareketlerinin de Kürt Kadın Hareketi’nin yaptıklarından o kadar haberdar olabileceğini düşünüyorum. Yani bu enternasyonal ilişkilerin karşılıklı temasla, karşılıklı ilgiyle yürütüleceğini düşünüyorum. Benim bildiğim, kadınların enternasyonal çapta biraraya gelişi yok. Temaslar düzeyindedir. Nitekim buraya gelenler üniversiteli kadınlar, yerlerine gidip akademik çalışmalarına devam edecekler.

Kürt Kadın Hareketi’nin feminizme yönelik; gelinen aşamada kapitalizmin liberalizm tuzağına düştükleri, sistemiçileştikleri biçiminde radikal eleştirileri oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çok da radikal değil aslında. Bir kopuş anlıyorum. Getirilen eleştiri daha çok Avrupa ile sınırlı bir şey. Türkiye’de de söylenebilecek gruplar var ama çok çok az. Türkiye’nin ana akımı bu değil yani.

Türkiye’deki feminizmin erkek sisteminden kopuşu gerçekleştirdiğini düşünüyor musunuz?

Hiç görüşmeyen arkadaşlarımız var. Bir otobüs şoförü dışında tek bir erkekle görüşmeyen arkadaşlarımız var. Doğru bir şey olarak görmüyorum bunu, böyle bir tavrı benimsemiyorum. Ben sistemden kopuştan başka bir hayat birimi kurmayı anlamıyorum. Yıllar önce burada; Avrupa’da küçük komünler kurdular, küçük üretim birimleri, kolektifler kurdular, bunları denediler. Ayrılmak, komünlerde yaşamak, sistemi çok etkileyecek bir şey değil. Çünkü elektriğimizi sistemden alıyoruz. Elektrik de kullanmayalım o halde. Kapitalist üretimden yararlanmamız lazım. İkinci bir şey; kapitalist üretimden yararlanırken o şey dönecek. Üçüncü bir husus; önemli olan çarkın dışında bir şey yaratmak değil ya da kapitalizm dışında bir birim yaratmak değil. Önemli olan patriarkayı imha etmek, kapitalizmi imha etmek. Kapitalizmi imha edecek olan da bizzat kapitalizmin mağduru olan emekçilerdir. Patriarkanın da tam da içinden imha edileceğini, yıkılacağını düşünüyorum.
Bize dışarıda, dünyanın bir yerinde bir ada versinler, hepimiz orada yaşayalım, başka bir hayat kuralım. Peki sistemin içinde yaşayanlar ne olacak? Ben patriarkanın içinden yıkılabileceğini düşünenlerdenim. Bunlar denendi buralarda. Komün var, kadın komünü; 15 kişi. Erkeklerle hiç bir ilişkileri yok. Kendilerine ayakkabı yapıyorlar, tarım yapıyorlar, onu satarak geçiniyorlar. Sayısı da artsa o çarkı değiştirecek bir şey değil. O çarkın içinde bir sürü kadın var. Kadınları kurtarmanın yolu, “gelin bizim yanımıza’ değil.
Kopuştan bunu anlıyorsanız, ben bunu anlamıyorum. Ama onun dışında çok genç bir hareket olmasına rağmen politik güçlerden biridir feminizm. 30 sene çok gençtir bir hareket için. Kopuştan bu ideolojik şeyi anlıyorum ben. Ayrıca dediğim gibi aramızda hiçbir erkekle ben öyle değilim. Çünkü bir emekçiyim ve emekçi olarak, erkek emekçiler de kader arkadaşım. Sendika üyesiyim mesela. 1 Mayıs’a gidiyorum erkeklerle. Ama bu tür kopuşu yaşayan arkadaşlar da var.

Kürt Kadın Hareketi’nin şöyle bir eleştirisi de var: Akademik alanda incelenmesi gereken bir deneyim olmasına rağmen Kürt kadınların tecrübeleri tartışılmıyor ya da oryantalist bakış açısı ile ele alınıyor. Siz bu eleştiride kendinizi de muhatap görüyor musunuz?

Açıkçası kendimi bu eleştirinin muhatabı görmüyorum. Bir kere ben Batılı değilim, Türkiye de Batı değil. İkincisi akademik değilim. Ve Kürt Kadın Hareketi’yle ilk temasa geçmiş kadınlardan biriyim. Bu konuda Türkçe basında çıkmış ilk haberi yazanlardan biriyim.
Ben de şöyle bir eleştiri getireyim. Mesela Delîla’nın günlüğü Hasan Cemal’e verilmemeliydi diye düşünüyorum. Ben de Kürt Hareketi’nin zaman zaman bizim gibi kenarda kalmışları değil, sistemin ünlülerini, başarılıları tercih ettiğini düşünüyorum. İletişim kurmak için, kendi hikayesini anlatmak için basının ünlülerini, sisteme entegre olmuş şöhretlileri tercih ettiğini, bizim gibilerini tercih etmediğini düşünüyorum. Madem böyle bir şey geldi. Biz ilk PJA haberini yapan, ilk PJA’dan bahseden insanlardanız. Hiç muhatap alınmadık. Bir de dediğim gibi akademik değilim ve batılı değilim.

Bu konferans sonunda nasıl bir kararlaşmaya gidilmeli, ne tür bir hareket planı çıkarılmalı sizce?

Burada esas olarak Kürt Kadın Hareketi’nden bahsedildiği için, onunla ilgili karar almak, karar vermek bana düşmez. Zaten öyle bir tartışma da olmadı; bir sonuç bildirgesi yazılmadı, eylem planı yönünde bir tartışma olmadı. Baştan belli bir tartışma değildi, zaten böyle olunca tartışmanın da anlamı yok. Zaten çok öyle pratik şeyler konuşmadık.

Teşekkürler…
Ben teşekkür ediyorum…


SOZDAR DÊRSIM/KÖLN