Kadınlar, hisleri, öngörü ve tutumlarıyla faşizmi esas çıktığı kaynaktan yenilgiye uğratan eylem ve tutumların sahibidir. Bunun en güncel örneği Leyla Güven’dir. Faşizmin odaklandığı yeri görmüş, direnişi oradan başlatmıştır. Tecridi kırmaya odaklanan bu direniş, faşizme artık son demlerini yaşatıyor.
Kadınların, yaşamlarına yönelik tehditlere en küçük karşı koyuşları dahi değerlidir. Kürtaj ve yaşam hakkı, cinsiyet eşitliğine dönük kitlesel eylemlerin hepsi örgütlülüğe dönük güçlü adımların işareti. Fakat nihai hedefimiz olan patriyarkayı geriletme hedefimizi karşılamaya yetmez. Ancak bize bu yola girildiğini anlatır.
Mücadelemiz ‘örgütsüz tek bir kadın kalmamalı’ perspektifine dayanıyor. Bu içeriğin dünya kadınlarıyla buluşması sistemin korkusu oldu. Ancak hesaplananın aksine geçmişte kısmi çabalarla ulaştırmaya çalıştığımız bu ideoloji, Paris katliamından sonra dünyayla buluştu.
Jineoloji, dışa açılımda değerlendirdiğimiz bir argüman değil. Fakat jineolojinin kendini topluma taşırma çabası, potansiyelinin tahmin edilenden öte olduğunu ortaya çıkardı. Kadınları bütünleştiren bir o kadar da kimlik kazandıran bir etkisi var. Bu gerçekten büyüleyici geliyor bana.
SOZDAR DERSIM
Zilan Diyar, bir derviş misali bilginin yaratıcısının kadınlar olduğunu anlatmak üzere ülke ülke gezen bir aktivist. Politik, sosyal, ekonomik, kültürel ve askeri alanlarda komple dönüşüm gerçekleştiren Kürt kadınların deneyimlerini dünya kadınlarıyla paylaşmaya, ortak mücadele zeminleri oluşturmaya adamış kendisini. Edimi, patriarkal sistemi geriletme, birleşme, örgütlenmenin artık dünyadaki tüm kadınların gündemine yerleştiği yönünde.
Kendisini kadınların inkarı üzerine temellendiren faşizme karşı direnişin bir varlık yokluk meselesi olduğunu belirten Diyar, faşizmi kaynağında geriletmeyi esas alan HDP Milletvekili Leyla Güven’in faşizme son demlerini yaşattığını söylüyor.
Diyar, son yıllarda dünyada kadın hareketlenmesinin örgütlülüğe dönük güçlü adımlar olduğu ancak bunun patriarkayı geriletme hedefini karşılamaya yetmediği görüşünde.
Kürt Kadın Hareketinin esas aldığı ’örgütsüz tek bir kadın kalmamalı’ perspektifinin evrensel bir karakter taşıdığına dikkat çeken Diyar, kapitalist modernitenin bu içeriğin dünya kadınlarıyla buluşmasından duyduğu korkuyla saldırdığını ancak önünü alamadığının altını çiziyor. Jineolojinin kadınları bütünleştiren ve kimlik kazandıran ‘büyüleyici’ etkisinden bahsederken, demokratik modernitenin inşasına yönelik de ‘o ilk adım’ın başarıldığını kaydediyor.
Dünya kadın hareketlerinin yükselen mücadelesi, Kürt Kadın Hareketinin evrensel karakteri, dünya kadınlarıyla ittifaklaşma zemini ile ilgili sorularımızı Jineoloji Komitesi Üyesi Diyar’a sorduk.
Yapısal bir krizi yaşayan erkek egemenlikli sistemin uygulamaları kadınlara ne şekilde yansıyor?
Çok kapsamlı bir soru bu. Fakat şunu rahatlıkla belirtmek mümkün. Kapitalist modernite yaşadığı krizi, yarattığı krizlerle atlatmaya çalışıyor. Temel uygulama alanı ise kadınların bedeni, kazandığı ama uygulamasında halen sorunlar olan hukuksal hakları. Halen elde etmeye çalıştığı hakları. Kadınlar bedeninden, siyasal yaşamdaki varlığına, ekonomiye dahil olmalarından, kültürel varlıklarına kadar tamamıyla sistematik bir saldırı altındalar. Kapitalist modernitenin yaşadığı krizleri aşmak için çıkardığı krizlerin uygulama alanı bir bütün olarak kadın kimliği. Kadınlar yaşamlarına değen her alanda sistemin saldırılarıyla yüz yüze. Kadına dönük şiddet en bilinen yanı. Buz dağının görünmeyen kısmında ise ekonomik kriz, çevre felaketleri, göçertme politikaları, ırkçılık ve şimdilerde yine kadınlar tarafından alt edilen DAİŞ gibi örgütlerin ortaya çıkışı gibi başka sorunlar var. Bu sorun ve saldırıların temel muhatabı kadınlar. Dünyanın her yerinde kadınların yaşadıkları sistemin öne sürdüğü ‘önce kadınları vurun’ sözünü doğrular nitelikte. Esasında kadınlar, kapitalist modernitenin saldırılarının birer mağduru değil, temel hedefi.
Yükselen faşizme karşı da dünya çapında yükselen bir kadın mücadelesi var. Son yıllarda etkisi yüksek eylemler yapıldı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bana göre bu gayet doğal. Faşist rejimlerin olduğu yerde kadın varlığından bahsetmek mümkün değil çünkü. Faşizm, toplumun başka kesimlerini ‘bana biat ederseniz size yaşam hakkı tanırım’ yanılgısını yaşatabilir. Bu kesimler bir süre sessiz kalabilir, sistemle uzlaşabilir, yeterli direniş göstermeyerek kendine bir yaşam alanı açtığı yanılgısını yaşayabilir. Ancak kadınlara dönük saldırılar alenidir, çıplaktır. Kendini başka kılıflara büründürmeye gerek bile duymaz. Bizler faşizmi boşuna erkek egemen sistemin zirvesi olarak tanımlamıyoruz. Bu sistem kadınların inkarı üzerine kurulu bir sistemdir. Dolayısıyla biz kadınların faşizm karşısındaki direnişi, varlık-yokluk meselesidir. Varolmak için tek yol faşizme karşı direnmek. Kadınlar, hisleriyle, öngörüleriyle ve tutumlarıyla faşizmi esas çıktığı kaynaktan yenilgiye uğratan eylem ve tutumların sahibidirler. Bunun en güncel örneği açlık grevinin 118. gününü geride bırakan Leyla Güven’in eylemidir. Leyla Güven faşizmin odaklandığı yeri görmüş ve direnişi oradan başlatmıştır. Nitekim AKP faşizminin, Önder Apo’ya tecridi derinleştirmesinden sonra faşizm zincirlerinden boşalmış bir şekilde ilerlemiştir. Leyla Güven, parçalı, kesintili mücadele yürütmek yerine faşizmi esas kaynağında geriletmeyi esas almıştır. Bundan dolayı Önder Apo’ya yönelik tecridi kırmaya odaklanan bu direniş, faşizme artık son demlerini yaşatıyor.
Bu eylemlerin örgütlü bir harekete dönüştüğünden bahsedebilir miyiz peki?
Şunu peşinen belirtelim. Kadınların yaşamına yönelik tehditlere dönük en küçük karşı koyuşları dahi değerlidir. Ancak bu sorunun cevabı, kadınların gelecek tahayyülüne göre değişir. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir toplum paradigması esasına göre bir sistem inşa etmek isteyen Kürt kadınları için mevcut örgütlülük, hedefi karşılamaya yetmiyor tabii ki. Ama patriyarkal sistemi geriletmek, birleşmek, örgütlenmek artık dünyadaki tüm kadınların gündeminde. Bunun nasıl, hangi yöntemlerle yapılacağı ayrı bir sorun. Ancak bunlar önemli adımlar. Pratik bir tutum gereği oluşan platformlar (Ni Una Di Menos, Pueblos En Camino vb.) kalıcı hareketlere dönüşüyor. Ayrıca Kürt kadın hareketinin örgütlenme modelini esas alarak oluşan platformlar var. Almanya’da Gemeinsamkampfen, İtalya’da Rete Jin gibi oluşumlar var. Kürtaj hakkı için yapılan kitlesel eylemler, Hindistan’da 5 milyon kadının cinsiyet eşitliği için oluşturduğu 620 km’lik insan zinciri eylemi hatta Vatikan’a kadar uzanan cinsiyet eşitliği tartışmaları önemli. Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar yüzlerce kadın örgütünün güçlü hazırlandığı ‘kadın grevi’. Bunların tamamı örgütlülüğe dönük güçlü adımların işareti. Fakat nihai hedefimiz olan patriyarkayı geriletme hedefimizi karşılamaya yetmez. Ancak bize bu yola girildiğini anlatır. Yani ‘21. yüzyılın temel çelişkisinin kadın eksenli gelişen mücadelelerle çözüleceği’ tespitini doğrular.
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi uzun bir süreden beridir Ortadoğu ve dünya kadınlarıyla ortak mücadelenin zeminini oluşturmak istiyor. Bu yönde hangi adımlar atılabildi?
Bizim mücadelemiz ‘örgütsüz bir tek kadın kalmamalı’ perspektifine dayanıyor. Başından beri evrensel bir karakter taşıyor. Çünkü biz ‘kadının özgürlüğü toplumun özgürlüğüdür’ tespitinden yola çıkarak kırk yılı aşkın bir süredir bir mücadele yürütüyoruz. Yani içinde evrenselliği barındıran bir kadın özgürlük ideolojisine sahibiz. Bu içeriğin dünya kadınlarıyla buluşması sistemin her zaman büyük korkusu oldu. İşte bu nedenle Paris’te üç Kürt kadın devrimci katledildi. Ancak hesaplananın tam aksine, geçmişte kısmi çabalarla dünya kadınlarına ulaştırmaya çalıştığımız bu ideoloji, Paris katliamından sonra dünya kadınlarıyla buluştu. Kobanê Direnişi ile bu tanıma süreci ortak platformlar ve ittifaklar oluşturmaya kadar ilerledi. Ortadoğu’daki kadın hareketleri ile ağırlıklı olarak Kuzey ve Rojava’daki kadın konfederal sistemi bileşenleri çeşitli vesilelerle bir araya geldi. Yine Latin Amerika ve Avrupa başta olmak üzere kısmen Asya ve Afrika’da kadın hareketlerine kadın konfederal sistemini anlatma fırsatı doğdu. Kürt kadınlarının mücadelesinin içeriği, ideolojisi, toplumsal örgütlenme modelleri üzerine geniş tartışmalar yürütme imkanını yakaladık. Bu sürecin yarattığı en önemli sonuç; özgün örgütlenme ihtiyacının açığa çıkmasıdır. Ne biçimde, nasıl uygulandığı konusunda tabii ki farklar var. Ancak hareketimizin öğretici ve bütünleştirici yanı kesinlikle açığa çıktı.
Jineoloji dünya kadınları nezdinde nasıl bir etki yaratıyor?
Jineoloji, yukarıda bahsedilen bu tartışma ve buluşma zemini oluşturan güçlü bir etken. Ancak jineolojiyi dışa açılımda bir araç gibi ele almak da bir yanılgı. Çünkü bir ihtiyaç olarak doğdu. Dile getirilmeyen kadın hakikatini dillendirmek, yaşadıklarımızı tanımlamak ve anlamlandırmak gücünü kazanmamız için. Kırk yılı aşan mücadele boyunca Kürt kadınların cephesinde biriken değerleri korumak, kalıcılaştırmak için ortaya çıktı. Dışa açılımda değerlendirdiğimiz bir argüman değil yani. Fakat jineolojinin kendini topluma taşırma çabası, potansiyelinin tahmin edilenden öte olduğunu ortaya çıkardı. Yöntemleri, sosyal bilimlere eleştirisi, feminizmle ilişkisi, tarihi ele alıştaki bütünsel yaklaşımı… Bunların hepsi sadece biz Kürt kadınların değil, farklı halklardan kadınların da ufkunu açtı. Mücadelede yöntem zenginliği, toplumla bağı ve bütünsel ele almada her hareketin kendi pratiğini sorgulamasına yol açıyor jineoloji. En güzeli de kadınları kendi köklerine dayanan bir mücadele yürütmeye teşvik ediyor. Kadınlar hakikatini, kendi köklerinin peşine düşerek arıyor. Mesela kendi ülkesinin mitolojisini inceliyor, o topraklarda cadı diye yakılan kadınların hikayesinin peşine düşüyor. Üzeri örtülen bir hafızayı canlandırmaya çalışıyor. Mücadele eden kadınların yöntem arayışlarına ciddi katkılar sunuyor. Örneğin geçen yaz Kanarya adalarında bir dizi seminer yaptık. Adalarda yaşayan ve farklı kolektiflerde yer alan kadınlar, bu jineoloji seminerleri sayesinde birbirinden haberdar oldu. Ve seminerlerden bir süre sonra bir kamp düzenleyip ortaklaşmak için ilk adımı attı. Kadınları bütünleştiren bir o kadar da kimlik kazandıran bir etkisi var. Bu gerçekten büyüleyici geliyor bana.
Bu yüzyılı bir kadın özgürlük çağına dönüştürmek için nasıl bir mücadele hattı oluşturulabilir? Bunun için gerekli olan yöntem, araç, kavram ve konseptler neler?
Her şeyden önce ataerkil sistemin düşünme, yönetme yöntemlerinin dışına çıkarak. Kapitalist modernitenin temel üç zihniyet kalıbı var. Bir kesimin diğeri, insanın doğanın ve erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü ezel-ebed bir şeymiş gibi sunuluyor bize. Demokratik modernite ve onun bilimi olan jineoloji, bu zihniyet kalıplarının dışına çıkmamızı sağlıyor. Önder Apo ‘Sistemler önce zihniyette kurulur’ dedi. Devrimcilik ve sosyal bilim arasında bağ kurmak gerektiğine işaret etti. Yani ataerkil sistemin düşünce sistematiği dışına çıkmak ilk adım olmalı. Biz bunu başardık. Bu ilk adımı atınca, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Dünyanın her coğrafyasında kadınların kendi varlıklarını ifade ettikleri farklı hareket, örgütlenme, kollektif ve inisiyatif var. Toprağı savunmak, şiddete karşı durmak, yasal haklar elde etmek, ulusunun özgürlüğüne katılmak gibi geniş bir yelpazede mücadele eden kadınlar var. Düşüncenin zincirlerinden kurtulunca pratikteki farklılıklarımız bizi ayrıştıran değil, bütünleştiren zenginleştiren bir etkene dönüşüyor. Amacımız kadının renkli, farklı ve yaratıcı dünyasına denk bir mücadele yürütmek. Temel prensip farklı kimlikler, düşünceler ve yöntemlere alan açmak olmalı. Ayrıca her kadın mücadelesini kendi toplumsal gerçekliğiyle bağlantılı analiz etmek, tıkanan yanları böyle aşmak gerekli. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Frankfurt’ta yapılan ‘Yapım Aşamasındaki Devrim’ adlı konferans bu perspektiften yola çıktı. Kendini merkezde tutarak değil, yerel ve evrensel arasında bağ kurarak, öğreten ve öğrenen, eleştiren ve özeleştiri veren, yol açan ve açılan yoldan yürüyen bir mücadele anlayışımız var. Domine etmemek, benzeş(tir)memek önemli. Direniş cephesini ancak bu prensiplere bağlı kalarak örebiliriz.
Peki dünya kadınlarını ortaklaşmaktan alıkoyan, sınırlar çizen anlayış, yaklaşım ve tarzlar nelerdir sizce?
Yukarda belirttiklerimle birebir bağlantılı. Zihniyet, sistemin sınırlarını aşamıyor. Özgürlük için somut formüller aramak kadınların yöntemi olamaz ama maalesef pozitivist düşüncenin etkisiyle böyle yetmezlikler yaşanabiliyor. Özellikle Avrupa’da deneyimle elde edilen bilginin önemi yeterince idrak edilmiyor. Bilimsel olmak adına istenen somut formüller ve rakamların yaşamla bağı kurulmuyor. Bu kadınlara kaybettiren temel handikaplardan biri. Bir diğer konu örgütlülük ihtiyacı. Bizim açımızdan örgütlenmek varolmakla eş düzeyde. Ancak kadın hareketlerinde bu en ufak bir çelişkide örgütlülük gözden çıkarılan, pes edilen bir nokta olarak kalabiliyor. Bir diğeri savunulan toplumsal değerlerin, yaşamla bağının kurulmayışı. Bireysellik ve toplumsallık arasındaki dengeyi koruyamamak. Buluştuğumuz zeminlerde bu yetmezlikleri tespit edebildik. Fakat bunlar genelleme yapmak için yeterli değil.
Dünya kadınları açısından bu yılki 8 Mart’ı farklı kılan özellikler nelerdir? Bu vesileyle neler söylemek istersiniz?
8 Mart genelde direnişin startının verildiği bir zaman dilimi. Bu yıl direniş çok daha öncesinden başladı. Leyla Güven, Rêber Apo üzerindeki tecridi kırmak için başlattığı direnişiyle tüm yılın baştan başa direniş olacağı mesajını verdi. Bu yılki 8 Mart, direnişin başlangıcı değil, zirveleştiği, ‘muhteşem sona’ ilerleyen bir zaman dilimi olacak. Kürt kadın hareketinin yarattığı direniş kültürünün adım adım dünyaya yayılmasının adı olacak. Her yerde gerçekleşen kadın grevlerine etkin katılmamızın nedeni bu. Yaratılan direniş kültürünü, erkek egemen sistemden kopuş fikrini dünya kadınlarına daha iyi anlatmanın bir fırsatı olacak geliştireceğimiz tüm eylemlilikler. Mücadelemiz, Rêber Apo ve Kürt kadınları arasındaki felsefik ilişkinin anlaşılması bakımından da bir ilerleme kaydetti. Önceki yıllarda yeterince anlaşılmayan bu bağı dünyadaki farklı kadınlara anlatabildik. Leyla Güven’in talebine tüm dünya kadınlarından gelen destek bunun çok net bir ifadesi. Düşüncelerimiz kadar radikal bir pratiği sergilemek için koşullar oldukça elverişli. DAİŞ’in yenilgisinde Kürt kadınlarının emeği, jineolojinin kadınlara kazandırdığı yeni yöntemler, faşizm karşısında boyun eğmeyen duruş. Bunlar kesintisiz mücadelemizin ve özgür yaşamda ısrarımızın yarattığı sonuçlar. Gerisi o heyecanı iliklerine kadar duyumsamak, dilimiz döndüğünce, nefesimiz yettiğince dünya kadınlarına anlatmak. Sokakları meydanları zılgıtlarımızla, sloganlarımızla doldurmak. Her güne özgürlük iddiasıyla başlamak. Bizi bugüne taşıyan binlerce kadının emeğine karşı vefa borcumuzu ödemek olacak. Direniş ve zafer arasında yıkılmaz köprüler kurmak…
O sihirli formülün her harfinde bir kadın kahramanlığı saklı
Zilan Diyar’a uluslararası buluşmalarda her geçen gün giderek yükselen ‘Jin, jiyan, azadî’ (kadın, yaşam, özgürlük) haykırışlarının nedenini ve kadınların bu slogan etrafından buluşmasını sağlayan ruhu sorduk. Diyar’ın cevabı şöyle: “Başlangıçta Önder Apo’nun bu slogan için yaptığı ‘sihirli bir formül’ tespitini anlamamıştım. Ancak pratikte gördüklerim anlamamı sağladı. Bu sloganı atıp da yüzü ışıldamayan tek bir kadın görmedim şimdiye kadar. Kürt, İtalyan, İspanyol, Latin Amerikalı ya da Arap… Bu sloganı attıklarında ‘tüm dünyaya meydan okuyabilecek gücüm var’ der gibi oluyorlar. Doğrusu ben de peşine düştüm bu sihirli formülün. Sonuçta şu sonuca ulaştım. Bu ruh, yaşamla bağı ortaya çıkarıyor. ‘Jin, jiyan, azadî’ Kürt kadınlarının bedel vererek, acı çekerek, direnerek, katledilerek, inanarak ve ısrar ederek yürüttüğü kimlik mücadelesinin kısa ve özlü sonucudur. Uzun ve zorlu bir mücadelenin sonucunda ulaşılan berrak bir sonuçtur. Her bir kelimesinde hatta harfinde on binlerce kadının hikayesi, direnişi, kahramanlığı saklıdır. Hayatın tam içinden çıkmıştır ve hayatımıza yön verecek temelin ne olduğunu çok yalın bir biçimde ifade etmiştir. Sihirli formülün sırrı buradadır! “
YARIN:
* Kuzey Kürdistan’daki kadınların direniş süreçlerine öncülük misyonunu HDP Milletvekili Ayşe Acar Başaran yazdı.
* TJK-E aktivisti Nûpel Munzur, Avrupa’daki Kürt kadınların gündemini aktardı.