Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), "Pozitif bilimlerin karanlığına karşı, jineoloji; jin jiyan azadî" başlığıyla Cumartesi günü Paris'te konferans gerçekleştirdi. Kürt, Fransız, Cezayirli, İspanyol, Alman, Türk kadınların katıldığı konferansta, pozitif bilimlerin eleştirisi, bir kadın paradigması olarak jineolojinin bütün parametreleri ele alındı. 

25 Haziran günü saat 9.00-21.00 saatleri arasında Monteuil Konferans Sarayı'nda gerçekleşen konferans, Paris'te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'e adandı. Açılışı, Uluslararası Kürt Kadın Hareketi Temsilciliği adına Nursel Kılıç yaptı. 

Konferansın 'pozitif bilimlerin eleştirisi' başlıklı ilk oturumuna akademisyen Ayşe Berktay başkanlık yaptı. Oturuma Türkiye'nin engellemeleri nedeniyle Amed Kadın Akademisi'nden Figen Aras Skype aracılığıyla katılım sağlarken, Paris Diderot Üniversitesi Profesörü Jules Falquet hazır bulundu. 


Deneyimler topluma mal edilemedi

İlk sözü alan Falquet, Latin Amerika, Salvador ve dünyanın değişik noktalarında çalışmaları içerisinde yer aldığı sosyal ve feminist hareketlerdeki deneyimlerini anlattı. 

Falquet, dünyanın birçok noktasında kadın hareketlerinin deneyimlerinin olduğuna, ancak verili sistemin bilgi odaklarını elinde tutması nedeniyle akademik ve toplumsal sonuçlarının bütün kadınlara yeterince mal edilemediğine dikkat çekti. 

Her geçen gün cins, ırk ve sınıf farklılıklarının derinleştiğine dikkat çeken Falquet, öğrenme ve bilginin kaynağını üniversite ortamlarından çok sosyal ve toplumsal hareketler içerisinde edinebildiğini kendi hayat pratiğinden yola çıkarak ortaya koydu. 


Kadından çalınan kadına satılıyor

Daha sonra söz alan Figen Aras da kadının doğal ile kurduğu ilişkide, kendi ilacını, kendi çözümünü bulduğunu söyledi. Aras "Annelerimiz soğan kaynatarak, vücudumuzun mikroplardan arınmasını sağlıyordu. Gün geldi verili sistem antibiyotik olarak onlara sattığında, kadınların bu bilginin kendilerine ait olduğunu hatırlamadığını görüyoruz. Bu, sistemin kadınların bilgisini çalarak yeniden kadına sattığının küçük ve basit bir örneğidir" dedi. 

İnşa edilmiş kölelik kodlarıyla mücadele etmenin zorluklarına değinen Aras, "Zihniyet sömürüsü binlerce yılın birikintilerinden örülmüş kalın bir duvar gibi duruyor ama bildiğimiz bir şey de bizi teselli ediyor: İnsan zihni çok esnektir, insan eliyle yaratılan, insan eliyle yıkılabilir" dedi. 


Bilim özgürleşmeli

Konferansın ikinci oturumunda "Bir kadın paradigması olarak jineoloji nedir" sorusuna yanıt arandı. PAJK Jineoloji Çalışma Birimi'nin görüntülü jineoloji çalışmasını anlatan sunumunun ardından Kürt Kadın Hareketi'nden Haskar Kırmızıgül ve Fidan Yıldırım katılımcıların jineoloji konusundaki sorularını yanıtladı. 

Daha sonra ise PAJK Jineoloji Çalışma Birimi'nin konferansa gönderdiği mesaj okundu. Ardından konuşmacılardan Fidan Yıldırım, bilimin devletin hakimiyet alanından çıkmadığı müddetçe özgürleşemeyeceğine dikkat çekerken, Haskar Kırmızıgül de Kürt Kadın Hareketi'nin jineoloji konusunda yürüttüğü çalışmalar ve etaplar konusunda salonda bulunan katılımcıları bilgilendirdi. 


Aile kurumunun ve evliliğin radikal eleştirisi şart

Konferansın öğleden sonraki oturumlarında ise aile, kadın erkek ilişkileri, geleneksel rollerin aşılması, özgür eş yaşam, ekonomi, endüstriyalizm, ekoloji, alternatif modeller, gücün ve hiyerarşinin parçalanması ve öz savunma başlıkları tartışıldı. Türkan Yıldız'ın moderatörlüğünü yaptığı bu oturumun konuşmacıları, TJKE aktivistleri Rojda Yıldırım, Diren Polat ve Aynur Hulaku idi. 

Jineolojinin, Kürt Kadın Hareketi tarafından bir 'kadın paradigması oluşumu' olarak ifade edildiğine dikkat çekerek sözlerine başlayan Rojda Yıldırım, bilimin topluma ve kadına yabancılaşması ve kadının kaybetmeye başladığı süreçlere değindi. 

Pozitivist bilimlerin 'nesnellik' ve 'ilerlemeci düz tarih anlayışı'nı eleştiren Yıldırım, "Örneğin devletin ortaya çıkması, haksızlıklar üzerine kurulan iktidarın kurumlaşması ileri bir adım değildir. Sınıflı toplum öncesi doğal toplumlar mı ilkel, bugün savaş ve barbarlığın olduğu bir dünya mı ilericilik? Bu nedenle pozitif bilimlerin 'böyle olmak zorundaydı' şeklindeki anlayışına karşı çıkmak lazım. Bu bakış açısı baskı ve sömürüyü yaşanması gerekenler olarak lanse ediyor. Bu nedenle tüm bu olgulara şüpheyle bakmak, sorgulamak kadın özgürlüğü açısından çok önemli" dedi. 

Kadın ve erkeğe sömürü üzerine kurulan ilişkilerin kavratılması gerektiğini ifade eden Yıldırım, aile kurumunun ve evliliğin radikal bir biçimde eleştirilerek, özgürlükçü, ortak ilkelerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kürt kadınlar olarak bunu özgür eş yaşam tartışmasıyla geliştirdiklerini söyledi. 


Öz savunma yapıları oluşturulmalı

Öz savunma konulu sunumunu yapan Aynur Hulaku ise topluluğun, doğanın zorluklarına karşı kurulmuş bir savunma çemberi olduğunu ifade etti. Öz savunmanın sadece fiziksel bir savunmayı kapsamadığını söyleyen Hulaku, "kadınlar entelektüel, psikolojik ve fiziksel olarak kendilerini savunacak yapıları oluşturmalıdırlar" dedi. Hulaku, meşru savunmanın egemen sistem tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullandığını da sözlerine ekledi. 


Bağımlılık ilişkilerini sonlandıracak bir ekonomik örgütlenme

"Ekonomi, endüstriyalizm ve ekoloji" başlığında konuşan Diren Polat ise "Tarih bilinci olmadan ekonomi ile toplumsal kırımın geliştirilme tarihini, ekoloji bilinci olmadan ekonomi ve doğanın bağını, etik-estetik olmadan alternatif ekonomi programımızın ilkelerini belirleyemeyiz. Bu bakımdan jineoloji ile ekonomi perspektifini ele almak, proje ve planlamalar üretmek gerekir" diyerek, ekoloji ve jineoloji arasındaki bağı anlattı. Kendi kendine yeterli olmanın bir ekonomik perspektif olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Polat, bunun aynı zamanda tüm sömürge ilişkilerinin de ortadan kaldırılması anlamına geldiğini ifade etti. Polat, kadının bağımlılık ilişkilerine son vermesi için kadın kooperatif ve kolektiflerini örgütlemesi gerektiğini dile getirdi.


Hiyerarşinin parçalanması

Havin Güneşer ise, verili devlet ve iktidar yapısının dayanaklarını ve sistemin nasıl işlediğini anlatarak, hiyerarşinin parçalanmasının yolunun kadının, dolayısıyla toplumun karar mekanizmalarında yer almakla mümkün olduğunun altını çizdi. Kürt kadınların bunu mücadele pratiği içerisinde, ideolojik çizgisi ve yarattığı kurumlarla sağladığına dikkat çeken Güneşer, gücün ve hiyerarşinin parçalanması konusunda Rojava, Bakur ve Avrupa'daki Kürt kurumsal yapılanmalarını örnek olarak gösterdi. 


Kurumsal deneyimler

Konferansın son bölümünde ise Kobanê Kadın Kolektifi üyeleri ve kadın akademileri ve özgür bilim alanları konuşuldu. İlkin Rojava Kadın Akademileri temsilcisi Têkoşîn Ozan, Kobanê'den görüntülü tele aracılığıyla bağlanarak, Rojava'daki son siyasal gelişmeleri, kadın çalışmalarını ve jineolojinin pratik kurumsallaşmış örneklerini aktardı. Kobanê Kadın Kolektifi üyeleri ise, son iki yıldır yaptıkları çalışmaları, Kobanê'yi yeniden inşaya dönük projelerini aktardı. Kadın aktivisti Elif Kökseçen ise sistem dışı kalan kadınların, halkların ve diğer tüm kesimlerin mücadelesini ifade eden demokratik modernite kavramını tarif ettikten sonra bu kapsamda Kürt Kadın Hareketi bünyesindeki akademiler, kadın merkezleri, kadın meclisleri, vakıf ve kooperatifler gibi kurumsal deneyimler konusunda katılımcıları bilgilendirdi. 


‘Adalet’ eylemcilerine teşekkür

Konferans bitiminde ise konferansa katılan 94. Bölge Senatörü Helene Luç katılımcıları selamlayan bir konuşma yaptı. Ayrıca TJK-E, Paris'te katledilen kadınlar için her çarşamba günü düzenlenen Nöbet Eylemi'ne sürekli katılım sağlayan SKB üyelerinin de içinde olduğu emektar kadınlara ve Kolektif Kobanê üyesi kadınlara emeklerinden dolayı teşekkür ederek çiçek sundu. 

Ardından Paris TEV ÇAND müzik grubu Şararoj, Cezayirli üç kız kardeşten oluşan Köklerin Sevgisinin Kızkardeşleri Grubu şarkılar seslendirdi. Konferans, Kürt halkının acılarını konu edinen tiyatral bir gösterimle sona erdi. 


Sistemden hesap sorma zamanı

PAJK Jineoloji Çalışma Birimi'nin konferansa gönderdiği mesajda şunlar belirtildi: "Kürdistan kadın özgürlük mücadelemizin önderi Sakine Cansız ve yoldaşlarımız Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez burada katledildi. Tam da bu nedenle konferansınız, özgürlük arayışındaki kadınları katleden bu sistemden hesap sorma anlamını taşıyor. İlk ve son sömürgenin başkaldırısını modernitenin tuzakları ve kafeslerinden korumak, sağlam bir bilgi yapısını ve direniş çizgisini gerekli kılıyor. Rosa Luxemburg’tan Sakine Cansız’a uzanan kadın özgürlük çizgisini yaşamsallaştırmak, o çizgiyi yok etmeye çalışanlara karşı hesaplaşmakla olabilir. Bizleri katleden sistemi tanımlayıp alternatifler üretmedikçe, kadın ve toplum kırımı olan gerçekliği ortadan kaldıramayız. Paris’in göbeğinde de olsak, Şengal’in bir köyünde de, Nijerya’da veya Brezilya’da da olsak bu gerçeklik bizi bulur. Bu kırımlar ancak bir kadın devrimi ile son bulur. Kadın devriminin dayanacağı sosyal bilim olarak jineoloji bu iddiayı taşıyor. Daha yolun başlangıcındayız. Jineolojinin başaracağı görevler, katkı sunacağı alanlar, kadın devrimine vereceği güce inanmak için çok sebebimiz bulunuyor. Bunun için mesafeleri, engelleri aşarak kadın bilimini gerçekleştirme iddiamızı bir kez daha dile getiriyor, sizi yürekten selamlıyoruz."



SELMA AKKAYA / PARİS