Saflara 2015'te katılmış. Amedli. Sormanıza gerek yok; konuştuğunda Amed ağzı, kendini hemen ele veriyor zaten. "N'apisen yoldaş" dedi mi, suyunu, ekmeğini, havasını, insanlarını özlüyorsun Amed'in.

Genç bir kadın arkadaş. Adını da tahmin edersiniz: Amed. Cesaret akan gözlerinde, her gün yüreğine ektiği Kürdistan çiçeklerinin güzelliği beliriyor.

Amed, cephedeki arkadaşlar çatışmadayken geceleri kefiyesine sarınır, soğuk sonbahar rüzgarına aldırış etmeden dama çıkardı. Çatışma sesleri kulağına değdi mi de başlardı “keşke" demeye: “Keşke biz de orada olsaydık!"

Soruları taramalıdan çıkar gibiydi: "Arkadaşlar ne yapmış? Durumları nasıl? Nereleri almışlar? Kimler varmış?" Hızına yetişemeyip "Tek tek bavêjee!" dediğimde "Off yoldaş" derdi, "hele bir bilgi ver, ma ne olmiş!" 

Bakmayın böyle -di'li filan konuştuğuma. Şehit düşmedi, halen görüyorum onu. Heyecanından, coşkusundan da hiçbir şey kaybetmiyor.


***

Zaman geçti. Bu soruların, damdan seyrin sözde kalmayacağını, bir refleks ortaya çıkaracağını kestirmek zor değildi. DAİŞ çetelerine yönelik yeni bir hamle hazırlığındaydık. Bulunduğumuz yer ise arkadaşların son toplantı yeri. Birçok arkadaşın gözündeki sıcaklığı belki de dünya gözüyle son kez görebileceğimiz zamanlar... Toplantı bitti, yanıma geldi. Silahını kucağına aldı, oturdu. "Şimdi biz de burada bir koluz ya" dedi, “Bizi de gönderseler, biz de en azından bir mevzi tutsak n'olur ki?" Kucağındaki silahı gösterdi: "Bunları turşusunu kuralım diye mi verdiler bize yani?"

Biz gülüyorduk ama o ısrar ediyordu. Bize verilen görev, geride kalıp yapılması gerekenleri yapmaktı ama anlatamadık. "Sizinle konuşulmaz" dedi, kalktı gitti. Meğer zaten sadece mesajını almamızı, içimizden en azından birinin ona destek olmasını istiyormuş.


***

Takviye olarak gidecek arkadaşların birinden kendine bir kamuflaj bulmuş Amed. Arabada yerini bile hazırlatmış! Ancak gittiğinde farkına vardım. Hemen haber verdim: "İç firar vaarr!"

Takviye güç daha yolu yarılamadan ulaşmış haber. İndirmişler arabadan. O tabii inadından vazgeçmemiş. Kör karanlıkta başlamış yürümeye! O kadar ki eminmiş, doğru yolu tuttuğundan da. Savunma hattının önüne geldiğinde durdurmuşlar: "Nereye hevaal?"

Amed, eskaza hattı geçip ilerlemeye devam etse, çetelerin elinde olan ve o gece gidilecek yerle hiçbir alakası olmayan bir köye girecekmiş. Tabii bunu geri döndükten ve aklını başına toplaması için olduğumuz yerden daha da geriye gönderildikten sonra anlattı.

Çok güldük: "Vaaayyy bee yoldaş! Demek tek silahın ve dört şarjörünle tek başına köyün üzerine yürüyecektin!" Her seferinde, "Sizinle bir şey konuşulmaz, hep gülüyorsunuz" diye sitem edip arkasını döndü, gitti.


***

O günlerden çok sonra bir mevzide gördüm Amed'i. Önünde geniş, dümdüz bir ova, yüzünde ondan büyük bir gülümseme. Selamlarken gözlerinde, "Belki o zaman başarısız oldum ama amacıma sonunda ulaştım!" der gibi bir bakış vardı. "Yoldaş" dedi, "gel otur, gel. Eğer çok çalışırsan belki sen de bir gün bi' mevziye girersin!"

Kürdistan devriminin evlatları, böyle ilmek ilmek örüyor özgürlüğü. Düşmana öfkeyle, yarına inançla. Amed gibi, daha niceleri gibi.