Şehirler vardır, onu yakıp yıkmak isteyenlere karşı kale gibi dimdik durmayı becerebilen; her seferinde kendisine gıpta edilen… Vakuruyla, duruşuyla, korkusuzluğu ve güzelliğiyle kendisinden hep söz ettiren yurtlar vardır; insanlığa beşiklik eden. Öylesine tarih kokar ki bu kentler, öylesine şiir gibidirler ki, öylesine büyük sırları vardır ki….taşlarına tarihlerini fısıldar; öyle dertleşirler. Tarihin kadim halklarını hep elele resmeden, direnişin ve kardeşliğin resmini burçlarına nakşeden surlar vardır… İnsanlık tarihinin ilk barış antlaşmasının gerçekleştiği Mezopotamya’dan, Nemrut’tan, Belkız Antik Kentinden, Hasankeyf'ten, Halfeti’den alır ilhamını. O surlar ki onu yerle bir etmeye çalışan insanlık düşmanlarına karşı bugün bile ayakta durmayı başarmıştır. Her gün göz kırparak Mezopotamya halklarına rojbaş demektedir… Her sabah, tan yeri attığı zaman, "ey halkım! Unutma! Sadece ve sadece dik kalabildiğin, onurlu yaşayabildiğin kadar insansın!" der. Ve öyle türkü tutturur…beşikteki bebelere ninni olur yeri geldiğinde..
İşte bu tarihi surlar, bu Mezopotamya’nın mirası surlar bir kez daha öldürüldü. 1915’de Ermenilerle, Süryanilerle, sonrasında Şeyh Said ve arkadaşlarıyla ve Cumhuriyet tarihi boyunca defalarca kez öldürülen Surlar, bu defa da adalet, barış ve özgürlük düşlerinin peşi sıra giden Sevgili Tahir Elçi’nin katledilmesiyle öldürüldü… O surlar ki, 90’larda özgür gazetecilik yaptığı için kanı surların taşlarına akıtılan Namık Tarancıların, failleri bilindiği halde devlet tarafından hep "meçhul" bırakılan cinayetlerin tanıklarıdır..
Ateş, su, hava ve toprak! Ben Kürdistanım! Dünya var olduğundan bu yana bilinir ki, ateş benim kutsalımdır. Her sabah güneşin doğduğu yere yüzünü döner kadınlar. Bilirim ki ateş ve güneş olmadığı sürece yaşam da olmaz…
Su! çorak topraklara can veren. Susuz dudaklara hayat veren su. Ben Kürdistanım! Bana iki damar can verir; Dicle ve Fırat! O iki damar, dört parçama dirhem dirhem su akıtarak beni kurutmaya çalışan düşmanlarıma karşı hayat olur…
Hava! Anadilimi, kültürümü, kimliğimi yasaklayarak beni nefessiz bırakmak isteyenlere karşı yüzyıllardır nefes olurum ben! Bilirim ki nefes olmadan yaşam da olmaz!
Ve toprak! Uğruna nicelerini yitirdiğimiz, her birinin akıttığı kanla sulanan topraklarımız! İşte ben Dört Ayaklı Minareyim, Surların orta yerinde! Her bir ayağım dört değerimiz olan ateş, su, hava ve toprağı simgeler! Bana, halkıma, dilime nefret kusanlar, günlerdir ayaklarımdan vuruyordu beni! İnsanlığın mirasıydım ben oysa! İnsanlık da ağlamalıydı Palmira’ya ağladığı gibi… O gün beni vuranlara karşı cesaretle yollara düşenler arasında bir hukuk insanı vardı; adalet insanı; barış elçisi. Tahir Elçi! O biliyordu ki bu topraklara onurlu bir barış gelmeyene kadar ben gibi, Kürdistan’ın tarih mirasını vurmaya devam edeceklerdi. Gençleri vurmaya devam ettikleri gibi.
Susmadı! Başucumdan seslendi tüm insanlığa.
Mezopotamya dedi, Surlar dedi, Dört Ayaklı Minare dedi!!! "Susma" dedi tüm insanlığa seslenerek! Kürdistan’ım tarihini, belleğini yok ederek insanlığın hafızasından silmeye çalışanlara karşı ses ol; diren dedi…
Öncesinde de bir TV programında, halkının değerlerine sahip çıktığı için, savunduğu için, "terörizmle" kara çalmaya çalışanlara inat esas insanlık düşmanlarının kim olduğunu açıklıkla ortaya koyduğu için linç edilmeye başlamıştı Tahir Elçi.. "PKK terör örgütü değildir" dediği için 44 gün boyunca an ve fırsat kollayan bir kurşun vardı. O gün TV programında söyledikleri nedeniyle zaten yola çıkmış olan bir kurşun vardı ve katiller tarafından 28 Kasım'da isabet ettirildi. Yalana, riyaya, her türlü çarpıtmalara karşı bu halka "düşman hukuku" uygulayanlar yine iş başındaydı. Nasılsa her cinayet, her katliam karanlıkta bırakılmıştı. Tahir Elçi’nin son olarak, Cizre katliamlarıyla özdeşleşen JİTEM komutanı Cemal Temizöz’ün beraat ettilmesinden sonra dediği gibi "katiller bu halkın vicdanında cezalandırılmıştır zaten. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz".
Sevgili Tahir, senden sonra Cizre’de Hacı’yı, Sur’da Çekvan’ı vurdular. Kürdü vurarak Amed’de Surları, Cizire Botan’da Bırca Belek’i korkutacaklarını sanıyorlar!
Ne de fena aldanıyorlar. Buna kendilerinden öncekilerin gücü yetmediği gibi, seni vuranların da gücü yetmeyecek.
Bilmezler ki siz, bir kuşun kanadında, bir rüzgar ıslığında, bir yağmur tanesinde, özgürlük için yola düşmüş bu halkın zafer müjdesisiniz.
Bilmezler ki "ya özgürlük, ya özgürlük" dışında şiarı olmayan bir halk asla korkmaz, yenilmez ve bitmez.
Katillerinin peşini asla bırakmayacağız! Adil ve onurlu bir barış bu topraklara gelene kadar, mücadelemizden asla geri durmayacağız.
Dört ayaklı minare de, Surlar da, bu kadim topraklar da bu halka emanet…
Işıklar ve huzur içinde uyu Sevgili Tahir…