
Askeri mahkeme bu emri verenlerden birinin Genelkurmay Başkanı olduğunu açıkladı. Başbakan’ın içinde olduğunu da hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik itiraf etti. Eğer Hüseyin Çelik’in hükümet sözcüsü olarak 8 Ocak’ta yaptığı soru cevap açıklaması iyi incelenir ve okunursa bu durum net açığa çıkar. Hüseyin Çelik, askeri mahkemenin verdiği karar hakkında sıkıştırılınca tam özel savaş sözcüleri gibi “Bu nihai karar değildir” demiştir. Bu nihai karar değildir sözü de özel savaş sözcülerinin başta Kürtler olmak üzere toplumu oyalamak ve tepkileri azaltmak için on yıllardır kullandıkları klişe sözlerdir. Türk devlet yetkililerine olumsuz yargı kararları sorulduğunda her zaman verdikleri cevap budur. Bu defa tek bir farkı var; bu sözleri bir işbirlikçi ve lafla gerçekleri boğabileceğini düşünen bir kişilik düşkününe söyletmiş olmalarıdır. Hüseyin Çelik açıkça Roboskîli ailelere “Verdiğimiz paraları alın, bu katliamı unutun” demiştir.
Şu açıktır ki, Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu kaçınılmaz katliamlar son bulmayacaktır. Şimdi sıralasak yüzlerce kaçınılmaz katliam ve ölümleri yazabiliriz. Türk devleti zaten her gün “Türkleşmemek ve Kürtlükte ısrar etmek için kültürel soykırıma karşı direnirseniz ölürsünüz, sefalet çekersiniz, acı içinde kalırsınız” diye Kürtlere şantaj yapmaktadır. Kürtlük başınıza bela getirir, Türkleşin, bu beladan kurtulun, denilmektedir. İşte direnen Kürtlüğe bu kaçınılmaz katliamlar yapılmaktadır.
Biz de bu katliamların kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmadığı müddetçe bu kaçınılmaz katliamlar devam edecektir. Türk devleti, özel savaş merkezleri, psikolojik savaş organları ne derse desin, bu insanlar Kürt olduğu için katledilmişlerdir. Niye bir gün Türkiye’de Zilan ya da Roboskî gibi katliamlar olmuyor? Türkiye’de Kürtler ve devrimciler için yüz yıldır bu kaçınılmaz katliamlar yapılmaktadır.
Eğer kabul edilebilir bir hata ve yanlışlık olsaydı yüz defa şu nedenle oldu derlerdi. Ama kabul edilebilir ya da kaçınılmaz bir hata yoktur. Çünkü Başbakan’a ve Genelkurmay Başkanına “Onlarca sivil var, bunları vuralım mı” diye sorumuşlardır, “Vurabilirsiniz” emri gelince vurmuşlardır. Emir verenler bunların sivil olduğunu yüzde yüz biliyorlardı. Bu, kaçınılmaz hata değildir. Bu, düpedüz Kürt’ü insan yerine koymamaktır. Kürt’ü öldürmek bu zihniyet için normaldir. Ha yüzlerce insan ölmüş, ha yüzlerce katır! Kaldı ki, katırları böyle paramparça etmek de ağır bir suçtur, vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır.
İçlerinde bir iki PKK’li olacağını farz edelim! Etraflarını sarıp sivillerin ayrılmasını sağlayamazlar mıydı? Sivillere böyle bir uyarı yapmaları gerekmez miydi? Savaş hukuku bunu zorunlu kılmıyor mu? En iyi niyetle böyle varsayıyoruz. Sivilleri bile bile öldürmek hangi insanlığa sığar? İşte Genelkurmay’ın ve Başbakan’ın vicdanı ve insanlığı bu kadardır. Her ikisinin karakteri de bu olayda netleşmiştir. Başka zaman olmasa da bu olayla her ikisinin de vicdanları kirlenmiş ve körelmiştir. Artık bunlardan insanlığa her türlü kötülük beklenir.
Fethullahçı gazeteler de askeri Yargıtay kararından sonra “Rahatlıkla üstünü örttüler” gibi başlıklar atmıştır. İkiyüzlülük, pişkinlik ve çirkinlik budur. Siz Roboskî Katliamından sonra hangi yayınları yaptınız? Bunu Kürtler hala unutmuş değil. Kaldı ki Fethullahçı savcı ve hakimler görevsizlik kararı verip Roboskîlileri kendilerini katleden, ordunun yargısına teslim etmişlerdir. Yani ciğeri kediye teslim etmişlerdir. Başbakan ve AKP bu olaydan birinci dereceden sorumludur, ama Fethullahçılar da suç ortağıdır. AKP’nin şimdiye kadar yaptığı her şeyde Fethullahçılar; Fethullahçıların yaptığı her şeyde de AKP Hükümeti ortaktır.
Roboskî ile ilgili verilen karar Türkiye’de AKP’lisiyle, Fethullahçısıyla, Kemalist’iyle Kürt’e bakışta zihniyet değişmediğini ortaya koymuştur. Hiç kimse Türkiye’de Kürt’e bakış değişmiştir diye kendini kandırmasın. Sadece 90 yıllık tecrübelerine dayanarak rol ve yöntem değiştirmektedirler. Dil ve kültürdeki kimi yumuşamalar kesinlikle kültürel soykırımcı sistemi yeni koşullarda sürdürmek için yapılmıştır.