
Sadece doğanın değil, Kürt halkının da diriliş günü olan Newroz da kadındır. Bahar, kadındır. Kar sularını yüklenerek coşan nehirler, kır çiçeklerine bezenen dağlar, tomurcuklanan ağaçlar... Hepsi en çok kadındır. Kadınla imlenen üretkenlik, sevecenlik, yaratıcılık ise bahar...
Hal böyleyken, Newrozlara kim sahiplik edebilirdi başka?
Kürdistan’ın, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanındaki bütün Newroz kutlamalarına bakın. Gözünüze ilk çarpan, özkültürünü, kimliğini kuşanmış, kesk-sor-zere bezenmiş, en önde saf tutmuş kadınlar olur. İyice bir bakın: Ulusal değerlerine de, insani değerlerine de en çok sahip çıkanın, hatta kendini onlarla güzelleştirenin de kadınlar olduğunu görürsünüz. İyice bir bakın... Baktığınız yerde, Newroz yürüyüşünün en önünde gördüğünüz o suretlerde, Kürt halkının özgürlüğe giden öyküsünü görürsünüz.
Almanya’nın Düsseldorf namlı kentinde, büyük Newroz yürüyüşü... Kimi gencecik daha, kiminin eli, yüzü çizgilere bezeli. Kimi basmalı fistanını giyinmiş; kimi şal u şepiğini. İhtiyacı, genci, çocuğu, öğrencisi, işçisi, ev kadını... Yürüyüş kolunun en önündeler. En öndeler ve kimseye de bırakmıyorlar, durdukları yeri. Hayır; vitrin olsun diye en öne yerleştirilmiş değiller. İnançları ve iradeleri, bir adım geride durmalarına müsaade etmiyor. En önde, halklarına öncülük etmesi gerektiğini söylüyor, o meşhur “kadın içgüdüleri”... Zira özgürlük, kazanılacak, fethedilecek, sökülüp alınacak bir şey olmaktan çok, doğurulacak şeydir. Bir halkın sancılar içinde kendini doğurmasıdır özgürlük.
OSMAN OÐUZ