Sadece Ocak ayında 27 kadın öldürülmüş. Öldürülenlerin  çoğunun yaşı yirmiden küçük. Bu rakama bakacak olursak nerdeyse her güne bir kadın ölümü sığıyor. Daha dün bir koca,cinnet geçirdiği gerekçesiyle kayınvalidesini ve eşini hunharca öldürdü.
Bu tablo, polisin ihmali denemeyecek kadar derin. Devletin ihmali mi demeli, denetimi altında mı denmeli bilemiyorum. 12 yaşında evlendirilen 14’ünde yaşamını yitiren  "Çocuk kadın" Kader’in ölümünün ardından "masumane" açıklamasında bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’in açıklamasına bakacak olursak, devletin ve devlet yetkililerinin denetiminde olduğu ve katillere hoşgörülü yaklaşıldığı açık. Şiddet gören kadının yardım için karakola başvurduğunda, "kocandır; döver de sever de" sözcükleriyle eve geri gönderildiği ve korumasız kadının şiddete mahkum edildiği bir gerçek değil mi?
Her güne bir kadın ölümü... Kadınlar sevdikleri tarafından öldürülüyorlar. Ağabey, kardeş, nişanlı, sevgili ve babaları tarafından... Sonuçta bir erkek tarafından öldürülüyor. Kadınların sahipleri erkekler. Mülkiyetin çoğu erkeklerin. Bu sadece bizim ülkemizde değil, gelişmiş ya da gelişmemiş hemen her ülkede böyle. En kötüsü de bizde ve bizim gibi ülkelerde... Kadınların üzerinde ta çocukken hak sahibi olma bilincini aşılayan da yine biz kadınlar değil miyiz? Kızlara, sen yeme ağabeyin, baban yesin' diyen, erkeklere ağlamanın kusur olduğunu aşılayan...  Çocukken babanın, amcanın, dayının, ağabeyin, evlendiğinde kocasının üzerinde hak sahibi olması gerektiği bilincini oluşturan. Yaşadığımız ortamlara dikkatle baktığımızda sosyologların araştırmalarını incelemeden  çıplak gözle bile görebiliyoruz.
Tekçi anlayışa sahip devlet yapısı, Muaviye soylu Müslüman ve Türklük üzerinden bir iktidar kurgulandığından ve bu vazgeçilmez resmi bir ideoloji haline dönüştürüldüğünden, toplumun bu ideolojiye uygun hale getirilmesi de kaçınılmaz oluyor. AKP Hükümeti'nin başının, "üç çocuk isterim; o da yetmez beş çocuk" söylemleriyle kadının konumunu "kuluçka makinası"na dönüştürdüğünü, kadın erkek eşitliğine inanmadığını, bunu her vesileyle dile getirdiğini hepimiz biliyoruz. Eğitimi de kendi anlayışlarına göre yasalar çıkararak dizayn ettiklerinde  11-14 yaşındaki çocukların evlendirilmeleri; yani "kamusal ve töresel"  anlayışları yerleştirmeleri de "geleneksel ve kamusal trajedi"nin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunun sonucu kadın çocuk vahşeti…
Bir kısım kadın iktidar sahiplerinin tutumları karşısında çaresiz boyun eğerken, bir kısım kadınlar gönüllü köleliğe rıza gösteriyor. Daha yakınlarda, ismini anımsayamadığım başı paketli bir kadın televizyonlarda açık açık eşine arkadaşını ikinci eş olarak önerdiğini anlatmıştı, unutmayalım.
Günümüzde çoğu kadın feodaliteye karşı durup, o çemberi  kırıp, kendi özgürlüklerinden öte toplumsal özgürlükleri için sokaklara, dağlara düşmüştür. Bir grup kadın da yine özgürlükler için yaşamın her alanında her türlü mücadeleyi sürdürmektedir. Yine Rojava’da kadınlar, El Kaide denen canilere siper olmaktadırlar. Bunlar kadınlara örnek olacaktır. Her geçen gün kadınlar daha fazla bilinçlenerek toplumsal mücadelede saf  tutacaklardır. Kadınların gönüllü ya da zorunlu köleliğinin son bulduğu günler gelecektir. Çünkü toplumun kurtuluşu kadınlardan geçmektedir. Özgürlükler için mücadele eden kadınlara selam olsun.