Son birkaç on yıldır Kürtlere dair göze çarpan hemen her görüntüde kadının bir yeri var; ya savaş mevzisinde, ya siyaset kürsüsünde, ya serhildan yürüyüşünde ya da kültür sahnesinde... Kürt kadını, yürek ve eylemiyle hem kendini hem de toplumsal doğasını keşfediyor.
Sanatçı Sosin da, “müziğimizle kadın duygusunu doğayla buluşturmaya çalışıyoruz” derken, herhalde bunu ifade etmeye çalışıyor. Sosin’ın öncülük ettiği ve diasporada ‘Dengê Xwezayê’ adıyla, 10 yaşından 50 yaşına kadar üç kuşaktan 17 Kürt kadından oluşan müzik grubu, kadın sesini doğayla buluşturma çabasında. Özellikle erbanenin ritmiyle doğadaki tüm canlılığın ahengini sunmaya çalışan grup, dinleyiciyi doğaya ve doğal olana sürüklüyor.
Sosin, grubun hem fikir anası hem de eğitmeni. Tüm ritim enstrümanlarını; saz, erbane, ney, cümbüş, cura ve Aborijinlerin çaldığı ritim çalgısını çalabilen Sosin, gruptaki kadınlara ritim, erbane, nota ve ses tekniği derslerini de kendisi veriyor. ‘Dengê Xwezayê’ adıyla biraraya gelen kadınların bu anlamlı girişimini biz de Sosin’dan öğrenmek istedik.

Sosin, ‘Dengê Xwezayê’yi biraz tanıtır mısın?

Aslında benim daha önce 50 kişilik bir kadın müzik grubu oluşturma gibi bir hedefim vardı. Şu an 17 kişilik bir grup olan Dengê Xwezayê kadın müzik grubu, bu düşüncemin pratikleşmesi sürecinde ortaya çıktı. İki yıl önce (2012), gruba katmak için Almanya’nın Köln, Bonn kentlerinde tek tek konuştuğum her arkadaş projeye büyük ilgi gösterdi ve hepsi de büyük bir hevesle çalışmalara katılım sağladı. Başlangıçta yalnızca bir erbane grubu olarak sahne aldık ancak zaman içinde pek çok etkinlikte diğer entrümanları da kullanarak solo ve vokal eserler seslendirdik. Şu an grupta herkes erbane başta olmak üzere djembe, kajon, davul, bendir, nakaras, saz, ney ve cümbüş aletlerinden birini çalabiliyor.
Grupta 10 yaşından 50 yaşına kadar kadın arkadaşlar yer alıyor. Yani üç kuşak kadın birlikte müzik yapıyor. Bu tablonun kendisi bile büyük bir moral ve coşku yaratıyor. Grupta yer alan her 17 kadın, grubun oluşum sürecinde dahil olanlardır ve hiçbiri grubu terk etmedi. Gruba dahil olmak isteyen kadın sayısı ise, oldukça fazla.
Dêrsim, Meletî, Mereş, Amed, Riha, Colemêrg, Semsûr ve Rojavalı kadınların yer aldığı grubumuzdaki arkadaşların isimleri; Jînda, Sevim, bir Sevim daha, Ayda, Yıldız, Çiğdem, Naile, Hacire, Berîvan, Sinem, Nursel, Berfîn, Tülay, Silava, Selda ve Sosin. Bu arkadaşlardan Jînda, Ayda’nın kızı. Yani ana-kız birlikte çalıp birlikte söylüyor.

Neden ‘Dengê Xwezayê’?

Doğal ve doğa müziğini esas alıyoruz. Erbanenin sesi, doğanın sesidir. Ritim ise, hem insanın doğasında hem de genel doğada var. Biz doğayla bütünleşmeyi ve onunla uyumlu müziği, doğal müzik olarak görüyoruz. Kürt kültürü de doğa içinde, doğal olarak şekillenmiş bir kültür olduğu için, bu ismi kullanmayı uygun gördük. Kadın duygusunu doğayla buluşturduk.

Grupta senden başka müzisyen var mı? Grup çalışması nasıl yürütülüyor?

Başlangıçta hepsi müzikle uğraşmıyordu. Bir kısmına yıllar önce müzik eğitimi vermiştim, bir kısmını ise yeni yeni eğitiyorum. Yani amatör ruhla müzikle uğraşan kadınlar. Herhangi bir sahne tecrübeleri de yoktu. Fakat yöntem olarak notalı müzik eğitimi yaptığımız için, onlar da işi daha bilimsel bir şekilde geliştirme yaklaşımı içinde oldu.
Derslerde erbane başta olmak üzere her enstrümanın özellikleri, kullanıldığı coğrafik bölge, tarihsel geçmişi ve kaynağına ilişkin bilgileri de anlatmaya çalışıyorum. Müzik dili notadır. Müzik notalı öğrenilmeli. Gruptaki kadın arkadaşlar bu eğitim tarzına kısa sürede uyum sağladı. Onlar da notalı öğrenime önem veriyor.
Gruba haftalık eğitim veriyorum; onbeş günde bir de prova yapıyoruz. Katılacağımız etkinlikler için de özgün prova çalışmaları yürütüyoruz. Programlarımızda solo sunumlar olduğu gibi, bazı eserlerimizi koro olarak da seslendiriyoruz.

Neden ritim, neden özellikle erbane? Erbane, tek tarz müzik algısı yaratmıyor mu?

Hayır, erbane müziğimizi tek tarzlı yapmıyor; zaten biz de tek tarz müzik yapmayı esas almıyoruz. Ritim, müziğin altyapısını güçlendirdiği için her tür müziğe yorumlanabiliyor. Biz grup olarak değişik tarzlarda eserler çalıp seslendiriyoruz. Örneğin; klasik dengbêj şarkıları, folklorik, otantik kilamların yanısıra modern tarzda eserler üzerinde de çalışıyoruz. Seslendirdiğimiz eserler arasında uşşak, hicaz, nihavent, kurdî ve saba tarzı eserler yer alıyor. Yaptığımız müzikte temel aldığımız enstrüman olan erbane ise, aynı zamanda Kürt kültüründe de önemli bir yeri olan Zerdüştî kültüre ait bir enstrüman. Özellikle erbane ve ney çok güzel bir ahenk oluşturuyor.

Sizi bu çalışmaya motive eden şey ne peki?

Hem Avrupa’da yaşayan Kürt kadınları müziğe ve kültüre teşvik etmek, kendi kültürleriyle buluşturup kaynaştırmak hem de Avrupalılara Kürt kültürünü tanıtma misyonunu kendimize yüklüyoruz. Kısmi düzeyde belli bir ilgi de yakalamış durumdayız. Sadece Kürtler değil; belki de kadınlardan oluştuğu için, grubumuz Almanların da büyük ilgisini çekiyor. Bugüne kadar Almanların organize ettiği pek çok etkinlikte de sahne aldık. Her program sonrası organizatörlerden yeni davetler alıyoruz. Şu an da davetli olup katılacağımız bu türden pek çok etkinlik daha var.

Bugüne kadar ne tür sorunlarla karşılaştınız, şu an ne tür sorunlarınız var?

Gruptakiler bu işe çok hevesli. Bu heves, çalışmalarımızı daha da ileriye götürme konusunda bizi motive ediyor. Başlangıçta özgüven konusunda sorun vardı; grup üyeleri çekinceli yaklaşıyordu. Hele bir etkinlik daveti geldiğinde heyecanlanıyorlardı; “acaba yapabilir miyiz” şeklinde bir çekince vardı. Bunun yanısıra grup dışında bazı kişilerin grupta yer alanların başaramayağına dair heves kırıcı söylem ve yaklaşımları da oldu ama bunların hiçbiri onları yıldırmadı. Deneyim kazandıkça da hepsinde özgüven gelişti. Şimdi böyle bir problemimiz yok. Ayrıca, gruptaki kadınlar, aile ve arkadaş çevrelerinden de büyük destek görüyorlar. Hem Kürtler hem de diğer halklardan insanların gruba gösterdiği ilgi de tüm sorunlarımızı unutturuyor.
Şu an sorun olarak belirtebileceğim tek konu; mekan sorunu. Bazen de prova saatlerini ortaklaştırmada sorunumuz oluyor; herkes aynı zamanda hazır olmayabiliyor.

Yalnızca Kürtçe anonim eserler mi seslendiriyorsunuz; yoksa özgün eserleriniz de var mı?

Eserlerimizin hepsi anonim değil. Ayrıca yalnızca Kürtçe eserler üzerinde de çalışmıyoruz. Çalıp seslendirdiğimiz şarkıların bazıları bize ait özgün çalışmalar. Elbette anonim eserler de seslendiriyoruz. Hatta Almanca ve İngilizce şarkılar da çalıp söylüyoruz. Kürtçe’nin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçelerinden stranları programlarımızda seslendiriyoruz.

Sosin, ‘Dengê Xwezayê’nin geleceğe ilişkin planlamasında neler var?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; 13 Eylül’de Almanya’nın Düsseldorf kentinde yapılacak olan 22. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’nde sahne alacağız. Festival’de sürpriz eserlerimizin yer aldığı bir sunum yapacağız. Bu vesileyle, Avrupa’daki tüm Kürtleri de festivale çağırıyorum. Bunun yanısıra, bir eserimizi klip olarak seslendirme hazırlığımız var. Bunu tamamladıktan sonra daha ileriki süreçte ise, bir albüm hazırlamayı düşünüyoruz. Bunun çalışmalarına da başlamış durumdayız.
Kendi özgün hedefim ise, gelecekte farklı yerlerde özellikle erbane ile müzik yapacak değişik kadın müzik gruplarını eğitmeyi düşünüyorum. Çünkü kadınların erbane çalmaya oldukça meraklı olduklarını görüyorum. Erbane asidir ve kadına yakışan bir enstrümandır. Erbaneyle bütünleşmeden  duyguyu yansıtmak zordur. Dengê Xwezayê ekibi olarak tüm şarkı ve enstrümantal ezgilerimizi başta Rojava Devrimi’ne, Şengal ve Mexmûr halkına adıyoruz.


HALİL DALKILIÇ