Türkiye’de olması gereken istihdam biçiminin International Labour Organization (ILO) standartlarına göre tam zamanlı, güvenceli, örgütlü çalışma haklarını içeren koşullarda olması gerektiğini belirten Güre, kadınların istihdama katılımının yüzde 29 olduğunu ve büyük bir kısmının kayıt dışı olduğu bilgisini verdi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı araştırmalarda kadınlara, ‘Her ay ücretli çalıştınız mı?’ dendiğinde ‘Çalışmadım’ cevabını veren çok sayıda kadının olduğunu ileri süren Güre, bu oranın Türkiye genelindeki yüzdeyi etkilediğini dile getirdi. Güre, aile içindeki bir işletmede çalışan kadınların herhangi bir ücret almadıkları için kendilerini çalışmış kabul etmediklerini, aynı zamanda bu durumun tarımda da geçerli olduğunu aktardı. Serap Güre, kadının evde emek sarf etmesinin yanı sıra, ailenin diğer üyelerinin de kadının emeği üzerinden gelir elde ettiğini sözlerine ekledi.
Evdeki iş modeli karmaşası
“Sanayide üretilen malların parçaları evlere gönderiliyor ya da kadın kendi bildiği bir üretimi evinde gerçekleştiriyor” diyen Güre, kadının ev içi çalışma koşullarının ve aileye gelir diye tanımlanan evdeki iş modelinin birbirine karıştırılması sonucunda, kadının çalışmaya karşı yabancılık duyması sorununun ortaya çıktığını vurguladı. Güre, ayrıca kadınların evdeki iş modelinden elde ettikleri geliri de aile bütçesine katkı için harcadıklarını belirtti.
Eşitsizlikten kaynaklı hak kaybı
Esnek çalışma modellerinde, erkek ile kadın arasında ücret eşitsizliği ve sigortasızlıktan kaynaklı hak kaybının ortaya çıktığına dikkat çeken Güre, bu çalışma tipinin siyasi iktidar tarafından desteklendiğini belirtti. Güre, “Çünkü kadınlar çocuk doğurarak ailenin bütünlüğü için evdeki bütün görevlerini yerine getirmek zorunda. Siyasi iktidara göre kadının çalışma hayatına katılımı, ancak esnek çalışma modelleri ile mümkündür” dedi.
Siyasi iktidarın bakış açısının ulusal istihdam stratejisinde ve kalkınma planında açıkça yazılı olarak görüldüğünü kaydeden Güre, “Bunun kadınlara yönelik doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyoruz. Kadınlar iş sahasında bu tip modellerle ucuz emek olarak piyasaya giriyor. Bunun neticesinde, özel sektör ve kamu sektöründe ucuz emek rekabeti yaratıyor” şeklinde konuştu.
Finansal kaynaklara erişim zorluğu
Kadınların finansal kaynaklara erişiminin zorluğuna da değinen Güre, kadınların yeterli sayıda istihdam edilmediklerini, ayrıca aileden mal mülk edinemediklerini ifade etti. Dünyada ve Türkiye’de kadınların mal varlıklarının sadece yüzde 10 olduğunu kaydeden Güre, “Kadınların, doğrudan gelirleri yok. Ne çalışabiliyorlar ne de mirastan gelen bir gelir var. Kendi öz kaynakları olmadığı için kredi almak istediklerinde de zorluk yaşıyorlar; teminat gösteremiyorlar. Bu da kadınlara yapılan ekonomik şiddettir” dedi.
KEİG olarak siyasi iktidarın kadınlarla ilgili aldıkları ekonomik kararların kamuoyuyla paylaşılması için çalışma yürüttüklerinin bilgisini veren Serap Güre, “Yapmaya çalıştığımız şey; siyasi iktidarın ve aktörlerin kadınlar için yaptığı ekonomik politikaları değerlendirmesini yapmak, bunun eleştirel boyutunu hem kamuoyu hem kadınlarla paylaşmak, bu sayede kadınların hangi koşullarda yaşadıklarını ve nasıl bir yaşam istediklerinin bilinir olmasını sağlamak ve kadınların kendi haklarını savunmasını sağlamak, uygulamaları kadınların lehine çevirmektir.” diyerek sözlerini tamamladı.
EYLEM DAŞ/JINHA/İSTANBUL