
Şiddetin en ciddi boyutlarından biri de; kadınların intihar yolu olarak kendini yakmayı seçmesi. Ancak bu kadınların birçoğu intihar süsü verilerek yakınları tarafından yakılıyor. Hemen hemen her yıl (bazen yılda birkaç defa) Güney Kürdistan’da kadına karşı şiddete ilişkin çok sayıda haber çıkıyor ya da istatistikler yayınlanıyor. Ancak bu istatistiklerin ne kadar gerçeği yansıttığı şüpheli. Zira Güney Kürdistan’ın feodal toplum yapısında kadınların karşılaştığı şiddet olayları, resmi rakamların çok üzerinde. Kadınları öldürenler ya tutuklanmıyor ya da kısa bir zaman sonra serbest bırakılıyor. Geçtiğimiz yıl aile içindeki bireylere yönelik kimi yasalar çıkarmasına rağmen Güney Kürdistan yönetimi, pratik anlamda ciddi çözümler üretmiyor. Kadın örgütlenmeleri ise parçalı ve eril zihniyetin gölgesinden kurtulmuş değil. Bölge çalışanlarının tümünün kadınlardan oluştuğu tek örgütlenme; Kürdistan Özgür Kadınlar Örgütü (Rêxistina Jinên Azadîxwaz ên Kurdistanê-RJAK). Diğer tüm örgütlenmelerin yönetim kademelerinde dahi erkekler yer alıyor. Güney Kürdistan’daki tüm bu durumları RJAK Koordinasyon üyesi Şîlan Şakir ile konuştuk. Güney Kürdistan’da kadının yaşadığı durumu “trajedi” olarak niteleyen Şakir, 2013 yılının sekiz ayına ait istatistikleri paylaştı.
Genel bir soru ile başlayalım. Güney Kürdistan’da kadının yaşadığı duruma ilişkin yorumlarınızı alabilir miyiz?
Aslında tüm dünyada kadınların içinde bulunduğu durum birbirine benziyor. Sistem itibariyle böyle ele almak gerektiğine inanıyorum. Çünkü erkek zihniyetinin hakim olduğu bir sistemde yaşıyoruz. Bu yüzden her yerde kadınların durumu benzer diyorum. Tabii Ortadoğu ve Güney Kürdistan için durumlar daha özgün. Hem askeri hem de siyasi savaşların yoğunlukta yaşandığı bir yer. Savaşın, bireyin psikolojisi üzerinde nasıl olumsuz etkiler bıraktığını ve nasıl bir kişilik yarattığını biliyoruz. Bununla birlikte bölgemizde feodal ve dini zihniyeti hakim, yasalar bu zihniyetle yazılmış. Tüm bunlar Irak ve Güney Kürdistan’da kadınların durumunu ağırlaştırıyor. Güney Kürdistan’da 1990 öncesi kadınlar adına çalışma yürüten kimi kişilikler öne çıkmıştır. Ama kurumsal olarak ciddi bir ortam yoktu. Kadın örgütlenmeleri ve kurumları 1990 sonrası arttı.
Evet, Güney Kürdistan’da her şeyi çok olumsuz değerlendiremeyiz. Ama yirmi yılı aşan bir yönetim tecrübesi var, federal bir bölge. Her ne kadar özgür bir bölge olarak adlandırılsa da, bu özgürlük tartışılır. 1990’lardan bugüne kadının durumunda ciddi bir düzelme olmadı. Bunun temel sebebi zihniyette bir değişikliğin olmaması. Bunun toplum ve kadın üzerinde olumsuz etkileri oldukça fazla. Burası erkek egemenlikli bir toplum, kadına karşı inançsızlık var, kadın sadece meta olarak görülüyor. Kadın ikinci cinstir; mutfakta çalışan, çocuk doğuran, hizmetçidir, erkeğin kölesidir. Bu yaklaşım kadının durumunu trajik boyutlara ulaştırmıştır. Kadınların öldürülmesinden bedeninin ticari meta olarak kullanılmasına kadar, cinsel taciz ve tecavüz, psikolojik şiddet, her anlamda durum trajik. Hükümet yetkilileri bu durumu görmezden geliyor ya da farklı şekilde yorumluyor. Ama bu kara tablo bir gerçek ve gerçekten ne kadar kaçarsan durum o kadar kötüleşir.
Kadın açısından trajik bir durumdan bahsettiniz. Bunu biraz daha somuta indirgeyebilir miyiz?
İstatistiklere baktığımızda da durum vicdanları sızlatacak düzeyde. Kadına yönelik şiddet siyasetten toplumsal alana kadar her yerde var. Fiziki şiddetten psikolojik şiddete kadar. Kadına Yönelik Şiddeti Takip Merkezi var. Bazen ayda bir bazen 6 ayda bir bu istatistikleri yayınlıyor. Mesela 2013’ün ilk sekiz ayına yönelik istatistikler var elimde. Silêmanî, Hewlêr, Duhok, Germiyan, Ranya ile bunlara bağlı yerlerin tümüne ait. Erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 33, intihar eden 23, yanma 161 (bunlar şaibeli), kendini yakma 90, şiddete yönelik adli kurumlara yapılan şikayetler 3260 kadın, cinsel şiddet 190. Toplamda 3757. Geçen yıl (2012) ile karşılaştırdığımızda şiddete uğrayan kadın sayısında bir azalma var. Geçen yıl şiddete uğrayan kadın sayısı 4645 olarak geçiyor istatistiklerde. Ancak bu istatistikler ne kadar doğru, şüpheliyiz. Sadece ben değil, buradaki hiç kimse bu istatistiklere inanmıyor. Çünkü bunlar basına ya da polise yansıyan olaylardan ortaya çıkarılan rakamlar. Yani bilinenler. Ama bunun dışında öldürülen, kendini yakan ya da yakılan kadınlar daha fazladır.
Şüpheli yanma dediğiniz olaylar nasıl?
Burada kadınlar kendilerini yakarak intihar ediyor. Ancak her yanma olayı da intihar değil. Çoğu zaman kadınlar yakılarak öldürülüyor. Bu yüzden iki kategoride ele alınıyor. Şüpheli olanlar, ‘yanma’ şeklinde ele alınıyor.
Peki neden şüpheyle yaklaşılıyor bu rakamlara?
Birincisi; Kadına Yönelik Şiddeti Takip Merkezi, kadını anlayan, buna göre çalışma yürüten bir kurum değil. Bu kurumun yönetimlerinin çoğunluğu erkektir. Bir erkek kadına yönelik şiddeti ne kadar teşhir edebilir, çözüm getirebilir? Bu insanlarda şüphe doğuruyor. Bu istatistikler dışında kadına yönelik şiddet verileri çok yüksek. Ama bu verileri bile doğru kabul ettiğimizde acı verici. Düşünün, sekiz ayda üç binden fazla kadın şiddete uğruyor. Ama bu şiddet, o aileyi, çocukları, komşuları ve toplumun tümünü olumsuz etkiliyor. O ailede nasıl sağlıklı çocuklar yetişebilir, nasıl sağlıklı bir toplum olabilir? Demek istediğim şu, şiddetin sonuçları sadece şiddet gören bireyle sınırlı değil. Tüm bunların çok daha derinlikli araştırılması ve çözümler üretilmesi gerekiyor.
Güney Kürdistan’da kadının durumu tüm şehirlerde benzer mi? Ya da farklılıklar var mı?
Aslında kadın konusuna gelince çok farklılık arzetmiyor. Çok farklılıklar olduğunu söyleyemem şehirler arasında. Mesela Silêmanî aydınlar kenti olarak bilinir ama nasıl bir aydınlanma? Kadının farklı bir elbise giyiyor olması mıdır? Hewlêr’de feodal aşiret yapılanması daha etkili. Ama şekilde kimi farklılıklar var denilebilir. Bunu da önemli bir fark olarak görmek bence yanlış. Bu egemenlerin bir oyunu. Silêmanî’de kadınlar daha fazla dışarı çıkabiliyor ya da daha farklı giyebiliyor diye daha özgürlükçüdür diyemeyiz. Belki kentlerin idaresinde farklılıklar olabilir. Ama zihniyet her yerde aynı. Birinde feodal yaklaşımlar daha hakim, diğerinde kapitalist sistemin yaklaşımları biraz daha önde. Feodal yapıda kadın erkeğin hizmetçisi olarak görülüyor, ama kapitalizmin yoğun olduğu yerlerde de kadın bedeni meta olarak görülüyor. Sonuçta aynı noktaya çıkıyor. Mesela Silêmanî’de kadın bedeninin ticaret nesnesi olarak kullanıldığı yüzlerce yer olduğu konuşuluyor. Bu da şiddetin başka bir yönü.
Bu konularda çok sayıda örnek verebilirim. Sonuçta kadının sorununu böyle ele alırsak dar kalır. Kimi yönlerden kırsal alandaki kadınlar daha özgür olabiliyor. Kapitalist sistemde kadının evden çıkması bir özgürlük olarak görülebilir. Ama kadın ne için ve nasıl çıkıyor? Bunu sorgulamak lazım. Çıksın da ne olursa olsun diyemeyiz. Mesela Silêmanî kentinde kadınlar dışarı çıkabiliyor. Ama bir pazarda 8 Mart’ı kadınlara sorsanız, ne olduğunu bilmezler. Bunun için toplumu suçlayamayız. Bu toplumun öncülüğü yok. Eğitilmemiş. Kadın için bir şey yapılmamış. Evet, kadını dışarı çıkarmak lazım ama onunla birlikte eğitim, aydınlanma gerekiyor. Özgürlük sorununu, kadının dışarı çıkabilmesi, makyaj yapabilmesi vb. ile ele alamayız. Özgürlük bu denli basitleştirilemez.
Kadın çalışma, kültür vb. yaşamın diğer alanlarında ne kadar var?
Kadın çalışma yaşamına katılıyor. Ama sorun sadece bu değil. Para kazanmak için kadın gidebilir. Ama bir kadın eylemi olduğunda dışarı çıkamaz. Ama aileye para kazandırmak için çıkabilir. Okuma düzeyi var ama nasıl? Kadın işçi olarak çıkabilir. Ama hangi şartlarda çalışıyor, nelerle karşı karşıya kalıyor? Bunları sorgulamak lazım. Kadınlar birçok alanda da yerini alıyor. Ama kendi kimliğiyle yer almıyor. Dediğim gibi zihinsel anlamda bir değişim yok.
Kadın açısından ağır bir durum var. Güney Kürdistan yönetimi bu sorunları nasıl ele alıyor, ne kadar çözüm olabiliyor?
En büyük sorumlu yönetimdir. Çoğu zaman bunu dile getiriyoruz. Evet, biz kadın örgütleri olarak kadın sorunlarını çözmek için uğraşıyoruz. Ama bunun bir sorumlusu da yönetimdir, hem toplum hem de kadının yaşadığı sorunları çözmek için. Düşünün, kadınları öldüren erkekler, kadınların tepkisine rağmen serbest bırakılıyor. Bu ciddi bir durum. Bu erkeklere cesaret veriyor, şiddeti sürdürmek için. Kanunlarda, basında, kadın için bir adım atılmıyor. Hatta kadının bu durumu üzerine düşünülmüyor bile. Mesela kadın lehine bir yasa çıktı, sadece kağıt üzerinde kaldı. Bu yasanın çıkmasında bizim de RJAK olarak rolümüz oldu.
2009’a kadar Kadın Bakanlığı vardı ama kaldırıldı ve yerine Kadın Koordinasyonu kuruldu. Ancak bu kurumun bir avukatı bile yok.
Toplumsal sorunlar da ağırdır. Mesela şiddete uğrayan bir kadın gidip dava açıyor. Adam para vererek davayı etkileyebiliyor. Bir örnek vereyim. Sanırım 2011 yılında Çemçemal’da Nigar adlı bir kadın öldürülmüştü. Bir grup kadın mahkemeye müdahil olarak katıldık. Orada hakim ile öldürenler arasındaki diyalog bile başlı başına tiyatro oyunu gibiydi.
Tüm bunlardan yönetim sorumlu. Adalet yok kadın için. Aslında yönetimin kadına inancı ve güveni yok. Dolayısıyla bu sorunların ağırlaşmasında yönetimin birincil derecede sorumluluğu var. En başta yönetimin zihniyet sorunu var. Oysa bir yerde bir kadın dahi öldürülüyorsa bile büyük sorundur. Şiddete karşı da ciddi çalışmalar gerekiyor.
Bu ağır tabloya karşılık kadının örgütlenme ve mücadele düzeyi nasıl?
Burada hem tüm siyasi partilerin kadın kolları var hem de bağımsız kadın örgütlenmeleri var. Ancak şimdiye kadar gerçekte bağımsız, kendi iradesi ile hareket eden bir kadın örgütlenmesinin oluştuğunu söyleyemem. Kadın içinde parçalı bir duruş var, dolayısıyla kadının durumunu ağırlaştırıyor. Buradaki en büyük zayıflık kadın çalışmalarının parçalı olmasıdır. Bu da kadına yönelik egemenlikçi yaklaşımları arttırıyor. Siyasi partilerin kadının durumu üzerindeki etkisi çok fazla. Kadınlar kendi özgün örgütlenmelerini yaratamıyor. Her şey, siyasi örgütler eliyle yürütülüyor. Nasıl? Bunu söylerken, siyasi örgütlenmelerin karşıtı değilim, tabii ki siyasi örgütlenmeler olmalı. Herkes kendi inancını, örgütlenmesini seçmekte özgürdür. Ama burada durum şu; nasıl bir aile babası aileyi etkisi altında tutuyorsa, siyasi örgütlenmeler de öyle. Yüzde yüz bir siyasi partinin zihniyeti neyse o siyasi partinin içinde olan kadınların zihniyeti de öyle olmalı deniyor.
Güney Kürdistan’da öyle bir kadın kişiliği oluşmuş ki, en üst düzeyde yer alan kadından en alt kesimden kadına kadar hepsi içinde bulunduğu partiye göre olmak zorunda. Siyasi partiler içinde yer alan kadınlar biraraya gelip, kadın için bir şeyler yapamıyor. Bu bahsettiğim durum, erkek zihniyetiyle hareket eden bir kadın tiplemesi ortaya çıkarmıştır. Mesela toplumda erkek şiddetine uğrayan, öldürülen kadınlara karşı şöyle bir yaklaşım var; ‘kesin eşini dinlememiştir, bir yanlış yapmıştır’ vb. Kadınlar dahi böyle düşünebiliyor.
Güney Kürdistan’da kadının gerçekliğini anlayan, tarihini araştıran, buna göre örgütlenen, eril zihniyeti tanıyıp ona karşı mücadele edecek bir yapı olmadı. Bu kadınların durumunu trajik bir düzeye çıkardı. Evet kişisel olarak çalışan, bir şeyler yapmak isteyen kadınlar var. Ama onlar da iktidar tarafından tehdit ediliyorlar.
Toplum da varolan duruma alışmış, ‘böyle gelmiş böyle gider’ algısı var. Kadın örgütlenmelerine karşı da inançsızlığa yol açmış. Dediğim gibi hükümet Kadın Bakanlığı’nı kaldırarak, yerine Kadınlar Koordinasyonu’nu kurdu. Ama kadının sesi olmadı. Bazen açıklamalar yapıyor, şimdiye kadar kadın için bir şey yapmamıştır. Birçok kez onlarla görüştüm. Ama kadına dair söyleyecek yeni bir sözleri de yok. Siyasi partilerin çıkarlarını korumak için kurulmuş adeta. Sorunları çözmek için projeleri de yok, oysa maddi imkanları da var.
RJAK olarak, sizler bu ağır sorunların çözümü için neler yapıyorsunuz?
RJAK , Güney Kürdistan’da üye ve çalışanlarının tümünün kadın olduğu tek örgütlenme. Siyasi, örgütlenme, akademi, basın, kültür gibi ayrı dallarımız var. Bu yıla kadar da Güney Kürdistan’da resmiyetimiz yoktu. Bağdat’ta vardı ama burada yoktu. Elbette bu bize engel olmadı. Kadına yönelik şiddete karşı toplumu bilgilendirmek için kampanyalar düzenledik.
Biz kadın özgürlüğü ve kadın kurtuluş ideolojisine inanıyoruz. Her yaptığımız işi de inançla yapıyoruz. Engeller bizi yıldırmıyor. Etkinliklerimiz sadece temel günlerle sınırlı değil. Kadını, kendi kimliği ile eğitmek, farkındalık yaratmak için çabalıyoruz. Özgür kadın özgür toplum şiyarıyla hareket ediyoruz. Kerkük’te akademimiz var. Şimdiye kadar resmiyetimiz olmadığı için buralarda yapamadık. Her yıl özellikle yaz dönemlerinde kadınlara yönelik eğitimler düzenliyoruz.
Diğer kadın örgütleriyle ortak bir şeyler yapmak için çalışıyoruz. Tüm örgütlerle bağlantımız var. Kadına yönelik yasalarda kimi çalışmalarımız oldu, bunu yönetime sunduk. Kim önerilerimiz yasallaştı da, her ne kadar ismimiz geçmese de. Yine farklı projelerimiz oldu.
Belki yetersizliklerimiz de oldu, ama imkanlarımızı zorlayarak kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz. Sadece kadını değil toplumu, erkeği eğitmek için de çalışmalarımız var. Öncelikle erkeğin anlaması lazım, kadının da kendisiyle eşit olduğunu bilmesi gerek.
Bu yıl ressmiyetimiz kabul edildi. Liselerde 2 bin 500 genç kadına eğitim verme projemiz var, seminerler düzenleyeceğiz okullarda. Hewlêr’de başladık. Genç kadınları, kendi hakları konuları ile nasıl mücadele edecekler, aile ve toplum içinde nasıl rol oynayacaklar, bu konularda bilgilendiriyoruz. Tüm şehirlerde akademiler açma projemiz var. Çocuklara yönelik projelerimiz var. Genç kadın örgütlenmemiz var. Yani genel toplumun eğitimine ve aydınlanmasına yönelik çalışma yürütüyoruz.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü için hazırlıklarınız neler?
Gün vesilesiyle her yıl çeşitli etkinlikler yapıyoruz. 2012 yılı öncesinde diğer kadın örgütleriyle ortak eylemlerimiz oluyordu. Ancak bu yıl genelde yaşanan siyasal sorunlar nedeniyle daha fazla parçalılık var. Siyasi muğlaklıklar ya da dengeler kadınları da etkiliyor.
Biz RJAK olarak 25 Kasım’da yeni bir adım atmak istiyoruz. Şimdi tüm kadın örgütleri ile görüşüyoruz, bazıları ile görüştük. Henüz cevap alamadıklarımız var. Ancak örgüt olarak 25 Kasım’da eylemler yapmayı planlıyoruz. Kadın çalışmalarını salonlardan çıkararak, sokaklara taşırmak gerekiyor. Yürüyüşler ve basın açıklamaları yapacağız, kadının yaşadıklarını topluma anlatmak istiyoruz. Yine kadınların sorunlarının çözümüne yönelik istemlerimizi parlamentoya sunacağız. Tabii bunları diğer kadın örgütleriyle birlikte yapmak için çalışıyoruz.
N. DENİZ BİLGİN/SILÊMANÎ