AKP hükümetinin savaş konsepti kapsamında son 4 ayda 3'ü İstanbul'da olmak üzere 4 kadın, polis tarafından sabaha karşı yapılan ev baskınlarında çatışma süsü verilerek infaz yöntemiyle katledildi. Kadın örgütleri ise katliamlara karşı sessizliğini korudu. Konuya ilişkin konuşan Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Sezin Uçar, çatışma süsü verilerek gerçekleştirilen katliamları, kadın mücadelesini bölmenin bir yöntemi olarak nitelendirdi. 


Açık devlet katliamı

Devleti şiddetinin bugün olduğu gibi 1990'lı yıllardaki olağanüstü hal dönemlerinde de kadınlara yöneldiğini söyleyen Uçar, "1990'lı yıllarda  devrimci kadınlara nasıl sistematik bir şekilde işkence yapıldıysa bugün de aynı şekilde sokaklarda kol gezen devlet faşizminin kadınlara yönelmesi tesadüf değil" dedi. Ezilen halkların öfkesini daha örgütlü bir biçimde mücadeleye taşıyan kadınların yargısız infazlarla katledildiğini vurgulayan Uçar, infazlara çatışma süsü verildiğini belirtti.


Faşizmle cinsiyetçilik atbaşı gidiyor

Özellikle öz yönetim ilanlarının yapıldığı Kürdistan illerinde kadınların katledildiğini hatırlatan Uçar, "Bu tarihte de hep böyle olmuştur. Faşizmle cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı hep birbirine paralel gitmiştir. Bugün faşist söylemleriyle öne çıkan iktidar, aynı zamanda kadın düşmanı söylemleriyle de öne çıkmaktadır" şeklinde konuştu. 


Kadın mücadelesine saldırıdır

Kadınlara yönelik gerçekleştirilen infazları kadının örgütlü mücadelesine yapılan saldırı olarak değerlendiren Uçar, bu saldırılara ancak kadın dayanışmasını yükseltip, güçlendirerek cevap olunabileceğini kaydetti. Uçar, "Bugün Dilan'ın katledilmesi ile sokak ortasında eşi tarafından bir kadının katledilmesi arasında bir fark yoktur" dedi ve ekledi: "Çünkü Dilan da erkek devlet tarafından katledilmiştir. Bu katliamlar devletin erkek egemen söylemlerinden, toplumsal mücadeleyi bastırma biçimlerinden farklı değildir." 


Kadınları bölme yöntemi

Örgütlü kadınlara yönelik yargısız infazlarla tüm kadınlara gözdağı verilmek istendiğine dikkat çeken Uçar, şöyle devam etti: "Kadınların çatışma süsü verilerek öldürülmüş olması devletin kadınları bölme yönteminin bir parçası. Çünkü kadınları kendi aralarında kategorize ederek ortak dayanışma duygularını köreltmek istiyorlar. 'Onlar sizin gibi sıradan kadın değildi, onlar canlı bombaydı, silahları vardı, devletle çatışmaya girdi' şeklindeki ifadeler, mücadele içindeki bütün kadınları bölme stratejisinin bir parçası. Bunların hepsini boşa çıkarmak gerekiyor."


Tek yol mücadeleyi güçlendirmek

Her kadının örgütlü olarak mücadele etme potansiyeli taşıdığını söyleyen Uçar, "Çatışmada da öldürülmüş olabilir, mücadele içinde de. Nitekim Ekin Wan böyle bir kadındı. Bizlerin Özgecan'ı sahiplendiğimiz kadar Ekin Wan'ı da sahiplenmemiz gerekiyor. Bugün Özgecan ya da Ekin Wan ise, yarın başka bir kadın olarak karşımıza çıkar. Bunu engellemenin tek yolu kadınların özgürlük mücadelesinde attığı her adımın meşruiyetini güçlendirmekten geliyor" diye konuştu. 


Kadın düşmanı devlet teşhir edilmeli

Önümüzdeki dönemde kadınları daha çetin bir sürecin beklediğini kaydeden Uçar, devletin kadın düşmanı politikalarının her alanda teşhir edilmesi gerektiğini belirtti. Uçar, "Sadece erkek şiddetinden değil, erkek devlet şiddetinden katledilen kadınların davalarını da özel olarak takip etmek gerek. Bunun için kadın avukat grubu oluşturulabilir. Bu davaların daha örgütlü sahiplenilmesi daha güçlü bir kamuoyuyla karşılaşılması bakımından önemli" dedi. 


 DİHA/İSTANBUL