Öncelikle, bu barış inşasının, temel koşuludur. Artık ağzıma pelesenk olmuş bir cümleyi, usanmadan, bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Sadece 9 milyonluk bir ülke iken savaşta 300.000 kişinin öldüğü (günde 7-8 kişinin öldüğü) Guatemala'da bugün barış(!) var ve her gün en az 20-25 kişi ölüyor. 5 milyonluk El Salvador da, 150.000 kişinin öldürülüp, kaybedildiği savaşın nihayetinde, bugün eski gerilla hareketi FMLN, çoğunluğu iktidarda olmasına rağmen, bu barışın sokaklarında, her gün 5 misli insan yaşamını kaybediyor.
Barış anlaşması sonucunda, halkın önemli kazanımlarından bir olan, ölüm timlerinin lağvedilmesi, ordu ve polisin sayısının yüzde yirmiye düşürülmesi bugün ironik olarak FMLN çoğunluklu koalisyon tarafından ortadan kaldırılmak isteniyor, güvenlik sağlanmıyor diye. Garip değil mi? Yani önce sokaklarınızı işgal edenleri mücadele edip başınızdan atıyorsunuz, sonra aynı işgalcilere, para verip sokaklarınızı beklemesi için tutuyorsunuz. Polis- suç, güvenlik-suç sarmalıdır bu. ‘Nerede çok suç varsa orada çok polis olur' değildir. Nerede çok polis varsa, orada çok suç vardır. Eşyanın tabiatıdır bu. Diyarbakır üzerinden anlatırsam, köşe başında 'aktivist’ avı için bekleyen panzerlerin orada durmasını siz talep ediyor olacaksınız ve orada durması için, parasını doğrudan ödeyeceksiniz. Eh tabiî ki sokaklarda ki avlananlardan olmayacaksanız. Bu nedenle yeni bir kent! Kadın Kent, yaratmadan barış olmaz.
Kent topraklarının kadınlara dağıtılmasına, kuşku ile bakan solcu arkadaşlarım, bunun yine bir ‘mülkiyet’ biçimi olduğu kanaatinde. Burada hemen belirtmek gerekir. Konut ‘mülkiyet’ değil bir haktır. Sadece bir hakkın gerçekleştirilmesi söz konusudur burada. Mesela 10 eviniz varsa, o zaman onlar konut değil, gayrimenkuldür. Kent reformu, kent topraklarının kadınlara dağıtılması bugünkü anayasanın bile görev kıldığı barınma hakkının fiiliyata geçirilmesinden başka nedir ki? Kolaycı bir cevap verecek olsaydım mülkiyet, müteahhit de, şirket de ve hele hele erkekte olduğunda sesiniz çıkmıyor, kadında mı olunca ‘mülkiyet’ oluyor derdim. Böyle demiyorum ama bu durumun değişmesi bile kabul edin ki devrimci bir reformdur! Toprağın toplumsallaştırılmasıdır bu.
Ayrıca Türkiye'de en çok erkeklerin sahip olduğu gayrimenkul oranında, yüzde 86 ile Hakkari ilk sırada, Yüzde 82 ile Mardin ikinci, yüzde 81 ile Siirt üçüncü sıradadır. Bunun değişmesi gerekmez mi cinsiyet özgürlükçü paradigmada?
Bir başka eleştiri, bu durumu estetize ettiğim idi. Yani kadınların da, bir toprak kapmak isteyeceklerini, onların da bu arazileri satıp, rant elde etmek isteği ile buna katılacaklarını söylüyorlar. Ne yazık ki bu kadar naif değilim. Tabi ki bu nedenle, bir sürü insanın buna dahil olacağını biliyorum. Bu saik-iç neden hiç önemli değildir. Zaten yoksullar ideoloji ile örgütlenmez, ihtiyaç üzerinden örgütlenir. Bırakın kadınları, bir sürü erkek de, bir arazi kapsın ve muhtemel elinden alırım kanaatiyle, kendileri buna teşvik edecektir. Fakat hiç bir saik, bu hakkın yerine getirilmesinin önünde engel değildir.
Eğer siz toprak reformu yapacaksanız, topraksızların ne düşüncede olup olmadıklarına bakmazsınız. Sadece topraksız olup, olmadıkları önemlidir. Kent reformu da böyledir. Kadınların yüzde 80'den fazlası, barınma hakkından yoksundur. Kendi evleri yoktur. Kirada, babalarının ya da kocalarının evlerinde oturmaktadır. Hangi düşüncede olmaları fark etmez. Bırakın biraz da babalar annelerin, kocalar karılarının evlerinde otursunlar.
Kurtarın kentlerinizi iktidarlardan, Barış için, kent toprakları kadınlara.
Kent reformu! Hemen. Şimdi…
Kadın kent!
Kent reformu, Kent topraklarının toplumsallaştırılması, yani kent topraklarının, hızla bir şekilde, konut hakkı olarak, kadınlara dağıtılması üzerine yazdıklarımı tartışmaya devam etmek istiyorum. Önemli bir etkisi oldu ama ne yazık her şey tartışma halinde. Havada uçan kelimeler sadece.