Önceki hafta Hewlêr’de Ulusal Kürt Kadın Konferansı yapıldı. Kadın konferansı tüm parçalardaki Kürt toplumunda Ulusal Konferans veya Ulusal Kongre umut ve beklentilerini daha da güçlendirdi. Konferanstan sonra yapılan KNK(Kürdistan Ulusal Kongresi) Genel Kurulu böyle bir ortamda daha heyecanlı ve toplumun nabzını tutan bir çalışma olarak gerçekleşti.
Bütün bunlar Kürt toplumunun bir ulusal-demokratik stratejiye ve bu temelde bir ulusal karar ve yürütme gücüne duyduğu ihtiyacı ve bu doğrultuda sahip olduğu isteği açıkça ortaya koydu. Bunlar ne zaman ve ne oranda gerçekleşir, net bir şey söyleyemeyiz. Fakat bu konuda duyulan toplumsal istek çok güçlü. Hemen hemen tüm Kürt siyasal güçleri tarafından taahhüt edilmiş durumda. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafındansa bir ulusal kongrenin gerçekleşme ilkelerini içeren “Beş ilke, üç pratik öneri” formüle edilmiş bulunuyor.
Peki Ulusal Kürt Kadın Konferansı genel bir Ulusal Konferans veya Kongrenin önünü açtı mı? Bu konuda öncelikle şu belirtilebilir: Kürt Ulusal Konferans veya Kongrenin önü zaten açıktı. Bir konferans veya kongrede ulusal iradeyi birleştirmek neredeyse Kürtlerin tamamının durdurulamaz bir arzusu haline gelmiş durumda. Kadın Konferansı ise şüphesiz bu arzuyu daha da güçlendirdi ve ivmelendirici oldu.
Kürtlerin alışılmış toplantılarının aksine Ulusal Kadın Konferansı tartışmalı geçti. Hatta birkaç kez toplantının varlığını ve devamını etkileyen krizler yaşandı. Bu hususlar konferansı düzenleyenler tarafından genişçe değerlendirilip, kamuoyunca da yoğun bir biçimde tartışıldı. O nedenle tekrarlamaya fazla gerek yok. Gecikmiş olarak daha önce söylenmişleri tekrarlamak yerine, iki hususa dikkat çekmek istiyoruz.
Birincisi, yüzeysel bir bakışla kriz oluşturan temel bir husus sanki konferansa katılanlara ilişkin kota sorunuymuş gibi algılandı. Basın üzerinden kamuoyuna dönük böyle bir yansıma oldu. Oysa sorun kota sorunu değil, gündem sorunuydu. Kimlerin katılacağından çok konferansın gündeminin ne olacağı önemliydi. Kuşkusuz bileşim de önemliydi. Parçalanmış bir Kürt toplumunda toplumsal iradeyi demokratik ve birleşik temelde oluşturabilmek gerekiyordu. Bunda bileşim önemli olduğu kadar, konferansın hangi temel sorunları gündemleştirip çözüme kavuşturacağı çok daha önemliydi. Başta “kota sorunuymuş” gibi yansıyan durumun esasının “gündem sorunu” olduğu konferans içinde netçe ortaya çıktı.
İkinci husus, Ulusal Kadın Konferansının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ilişkin aldığı kararlardır. Kuşkusuz kadın konferansının aldığı tüm kararlar önemli ve ciddiydi. Fakat Önder Abdullah Öcalan’a ilişkin alınan karar elbette çok daha önemliydi. Kadınların bir Ulusal Konferans düzeyinde Önder Abdullah Öcalan’ı sahiplenmesinin, kültürel soykırım rejimine karşı Kürt ulusal tutum ve iradesinin oluşturulmasında ve Kürt sorununa çözüm yolunun açılmasında büyük bir önem arz ettiği açıktır.
Bu konuda özellikle Kuzeyli kadınların gösterdiği duyarlılık ve bilinç önemlidir. Fakat bu hususun ciddi bir tartışmaya konu olması, üzerinde ciddiyetle durmayı gerektirir. Çünkü bilinçli hiçbir Kürt kadınının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ve üzerindeki baskı sistemine duyarsız kalması düşünülemez. Kadın toplumsallığı, yurtseverliliği ve duyarlılığı bunu gerektirir. Ancak tartışma olduğuna göre, belliki bu durumun bilincinde olmayan kadınlar vardır. Bu anlamda Kuzeyli kadınların kendi gerçeklerini Güneyli kadınlara yeterince yansıtamadıkları ve kopukluğun yaşandığı gözlenmiştir. Elbette ders çıkarmak ve gidermeye çalışmak gerekiyor.
Benzer çıkartılacak ciddi derslerin bulunmasına ve belli bir tartışmanın yaşanmış olmasına rağmen, Ulusal Kürt Kadın Konferansının başarılı geçtiği açıktır. Kadın iradesi ulusal iradenin oluşmasında ve yansıtılmasında belirleyici bir öneme sahiptir. Dolayısıyla böyle kritik bir süreçte Kürt kadın iradesinin birlik halinde yansıtılması toplum açısından rahatlatıcı olmuştur. Gerisini ancak bir Ulusal Konferans veya Kongre tamamlayabilir.
Mevcut durumda bir Ulusal Konferans veya Kongre toplama olasılığı ne kadar vardır? Çok yakın dönem açısından pek olası görünmemektedir. Her ne kadar tüm siyasal hareketler Ulusal Konferanstan yana olduğunu açıklayıp taahhütte bulunmuş olsa da, mevcut hazırlıkların yetersiz olduğu ortadadır. Bu da Haziran’da yapılacağı kamuoyuna duyurulmuş olan Ulusal Konferansın yılsonuna, belki de gelecek yıla ertelenmiş olduğunu göstermektedir.
Kuşkusuz bir ulusal konferansın yapılamaması, ulusal-demokratik Kürt iradesini ifade eden bir stratejinin ve bunun kurumlaştırılmasının yaratılamaması Kürtler açısından bir zaafiyet ve zayıflık durumu olmaktadır. Her ne kadar birlikten yana siyasetler ve Ulusal Kadın Konferansı bir rahatlama yaratmış olsa da, bütün bunlar mevcut sürecin Kürtlere yüklediği tarihi görevlerin yerine getirilmesi için yetmemektedir. Bu da altın değerindeki fırsat ve imkânların heba edilmesine yol açmaktadır. Dahası gelecek açısından ciddi tehdit ve tehlikeler oluşturmaktadır. Eğer bugünün fırsat ve imkânları doğru ve tam olarak değerlendirilmezse Kürt varlığı ve özgürlüğüne dönük soykırım tehlikesi devam edecektir.
Hiç kimse Suriye’de şiddetin dozajının düşürülmüş ve zamana yayılmış olmasına aldanmamalıdır. Bu durumu yaratan Annan Planı geçicidir. Hükmü en fazla bu yıl sonuna veya gelecek yıl başına kadar olabilir. Ondan sonra Suriye’de yeni bir siyasi ve askeri durum ortaya çıkacaktır. Bu da başta Kürdistan olmak üzere tüm Ortadoğu’da yeni bir siyasi-askeri durumun oluşması demektir.
Annan Planını ortaya çıkaran iki neden vardı. Birincisi Suriye’deki mücadelenin zor, karmaşık ve bölgesel karakterli olmasıdır. İkincisi ise mevcut durumda bir güçler dengesinin bulunması, hiçbir gücün karşıtını zorla devirmeye hazır olmamasıdır. Ancak bu durum mevcut dengenin hiç değişmeyeceği ve ilelebet süreceği anlamına gelmez. Hayır, denge değişecek ve Esat yönetimi aşılacaktır. Dikkat edilirse bu konuda küresel ve bölgesel güçlerin büyük bir kısmının ittifakı vardır. Sorun sadece değişimin nasıl olacağı ve yerine kimin ya da kimlerin geleceği konusunda yaşanmaktadır. Yani bir değişim yöntemi sorunu olmaktadır.
Bu konuda da olasılıklar iyice azalmıştır. Tehdit ve şantaj Beşar Esat yönetimini korkutup kaçırtmak için yetmemiştir. Tunus ve Mısır’daki gibi içten isyanlar da yeterli olmamıştır. Yine Libya’daki gibi yerel bir dış askeri müdahaleyle de sorun çözülememektedir. Suriye’ye müdahale tüm Ortadoğu’ya müdahale olmaktadır. Bu durumda geriye iki yol kalmaktadır: Ya küresel çapta bir bölgesel savaş yaşanacak ve bir taraf diğerini yenip yeni Suriye ve Ortadoğu yapılanmasını belirleyecek, ya da taraflar savaşı göze alamazsa taviz verip küresel bir uzlaşma ile sonuca gidilmeye çalışılacaktır. Üçüncü yollar artık tükenmiş gibidir.
Dikkat edilirse her iki durum da mevcut statükonun değişmesi ve yeni Suriye ve Ortadoğu sisteminin yaratılması olmaktadır. Bundan en çok etkilenecek yerin Kürdistan ve Kürt sorunu olacağı da tartışmasızdır. Yani Suriye odaklı bir savaş olursa bunun merkezinde Kürtler yer alacaktır. Yine Suriye odaklı bir siyasal uzlaşmaya çalışılırsa bunun da merkezinde Kürt sorunu ve Kürdistan’ın durumu, statüsü yer alacaktır. O halde büyük olasılıkla 2012 sonunda kendini dayatacak olan bu süreç karşısında Kürtler ne yapacaktır? Her Kürt ve sorumlu güç bu soruyu kendine sormak ve cevaplamak zorundadır.
Her Kürt kendine şu iki soruyu sormalıdır: Mevcut haliyle Suriye odaklı bir bölgesel savaş içinde kalırsa Kürtler ne yapacaktır? Kendilerini nasıl koruyacak ve özgürlüklerini nasıl kazanacaklardır? İkincisi, Suriye odaklı bir bölgesel ve küresel uzlaşma süreci gelişirse, bu durumda Kürtler kendilerini nasıl temsil edeceklerdir? Böyle bir uzlaşma zeminine nasıl katılacaklar ve ulusal haklarını nasıl savunacaklardır?
Kürt Ulusal Konferansı veya Kongresi işte bu hayati sorulara doğru cevaplar verebilmek açısından gerekli ve önemlidir. Bugünün ülkesel, toplumsal ve siyasal parçalı Kürtlerinin ne savaşta ne de uzlaşmada başarılı olamayacağı açıktır. Başarılı olabilmek için ulusal-demokratik birliğin şart olduğunu tartışmak bile anlamsızdır. Bu da ancak bir ulusal-demokratik strateji ve bunun kurumlaşmasını yatacak bir Ulusal Konferansla mümkündür. Demekki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın öngördüğü beş ilke ve üç pratik öneri çerçevesinde Kürt Ulusal Konferansı veya Kongresinin yapılması Kürtlerin varlığı ve özgür geleceği açısından hayati öneme sahiptir!..
Kadın Konferansı