Otuz beş yıllık mücadele deneyimimiz pek çok kazanımı beraberinde getirdiği gibi, sistemin de pek çok verili kodunu, gerçeğini, anlayışını açığa çıkarmıştı. Kürt ulusal mücadelesi içerisindeki kadın mücadelesinin yansımaları legal siyaset alanında da karşılığını buldu. Kadınların siyasal alana katılımlarının yoğunluklu olmasına karşın, bu yoğunluğu örgütlü zemine dönüştürecek, karşılayacak bir yapılanma bulunmamaktaydı. Bizim açımızdan bunun ilk adımı dar bir yapılanma olan “komisyonlaşma” ile atıldı. Komisyonun dar bir yapılanma olması, yerel zemine ulaşma ve toplumun her kesimindeki kadınla buluşma noktasında yetersiz kalması, bizleri yeni bir arayışa itmekteydi. Bu anlamda hem niteliksel hem de niceliksel anlamda bir sıçrama ve kazanım sağlayacak olan örgütleme yöntemi tercih edilerek, ''kadın kolları'' oluşumuna gidildi.
Meclisleşme aşaması
Kadın kollarının oluşumu; cins bilinci, erkek egemen zihniyetle mücadele ve özgüven noktasında kadının yoğunlaşmasının açığa çıkardığı bir aşamadır. Kadınların kendi kararlarını almasının ve uygulamasının ilk adımıdır. Kadın kolları örgütlemesini, kadın örgütlenmesinin yerelde yaygınlaştırılması ve kadına yaşamın her alanında doğru mücadele tarzının kazandırılması olarak tanımlayabiliriz. Bu örgütlenme aşamasıyla belli bir kitleselleşme yakalanmış ancak toplumsallaşma boyutuyla yetersiz kalınmıştır. Bu nedenle kararların merkezi bir yapıdan değil, yerelden alınarak uygulama esasına dayanan “meclisleşme” sistemine geçilmiştir. Böylece söz, yetki ve uygulama topluma ait hale gelmiştir. Meclisleşme ile temelde toplumun bütün sorunlarına kadın bakış açısıyla bakarak çözüm üretilmesi esas alınmıştır.
Kadın mücadelesi 'kota'yı aştı
Bütün bu örgütlenme modelleri ile birlikte ele alınması gereken konulardan biri de “kota” uygulamasıdır. Devletçi, iktidarcı, erkek egemenlikli sistem, yaşamı erkeğin lehine, kadının ise aleyhine şekillendirmiştir. Bu durum süreç içerisinde kadın ile erkek arasında güç dengesizliğini ortaya çıkarmıştır. Sistemin yarattığı bu güç dengesizliğinde kadın giderek daha fazla yok sayılmış, erkek ise giderek daha fazla var olmuştur. Kota bu güç dengesizliğini ve eşitsizliğini, bir parça da olsa kadının lehine, erkeğin de aleyhine çeviren bir uygulamadır. Bu çerçeveden bakıldığında kota, mevcut tablo karşısında bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktaydı. Bu zorunlu uygulama tam eşitlik, temsiliyet ve özgürlüğü karşılayan bir yeterliliğe sahip olmamasına karşın, kendi süreci içerisinde bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktaydı. Döneminde, koşullarında önemli bir adım olmasına karşın, gelinen aşamada bizim açımızdan kadın temsiliyetini, gücünü, eşitliğini sınırlayan bir durumu ifade etmektedir. Kadının ulaşmış olduğu özgücü, öz iradesi, öz örgütlülüğü, kotayı kadın mücadelesi karşısında yetersiz ve anlamsız kıldı. Bu anlamda yürütülen tartışmalar sonucunda kota uygulamasını aşan kadın özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik toplum yapısını oluşturacak yeni bir örgütlenme biçimine ve modeline ihtiyaç duyulmaktaydı. Bütün bunlar bağlamında geçiş sürecini tamamlayacak ve toplumsal düzeyde karşılığı olacak örgütlenme, özgürleşme ve özyönetim modeli “eşbaşkanlık sistemi”nin kendisidir.
Eşbaşkanlık sistemi, kadın hareketinin yeni ortaya koymuş olduğu bir uygulama değildir. Bizler eşbaşkanlık sistemini, öncelikli olarak siyasi parti yönetimlerinde uygulayarak yaşamsallaştırdık. Şimdi ise yerel yönetimler ve kurumlarında hayata geçirerek yaşamsallaştırmayı hedeflemekteyiz. Bu anlamda hem bizim açımızdan hem de Ortadoğu ve Dünya açısından yeni bir gelişmedir.
Yerel yönetimler modeli
2014 yerel seçimleri ile birlikte yerel yönetimlerde uygulamaya koyacağımız eşbaşkanlık sistemine geçmeden önce, yerelde bugüne kadar ifadesini bulan “Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü Yerel Yönetimler" modelimizi açmak gerekir.
Beşbin yıllık uygarlık tarihini devletçi, hiyerarşik, erkek egemenlikli, iktidarcı ve sömürgeci sistem ile komünal, özgürlükçü ve eşitlikçi değerler arasında geçen mücadelenin tarihi olarak okumak gerekir. Devletçi erkek egemen sistem, kendisini kadın eksenli değerlerin yok edilişi üzerinden var ederek, demokratik ve toplumsal değerlerden kopuşu da beraberinde getirmiştir. Süreç içinde doğal toplumun kendi kendine işleyen toplumsal alanları, devletin iktidar alanlarına dönüştürülmüştür. Bütün bu gelişmeler insan zihninin kendi gerçeğinden uzaklaşmasını, kendisine yabancılaşmasını ve toplum iradesinin ortadan kaldırılmasını getirmiştir. Yaşamın bütün alanları devletin elinde kendi amaçları uğruna araçsallaştırılmış, toplum adeta biat ettirilmesi gereken bir tebaaya dönüştürülerek, komünal demokratik toplum özünden uzaklaştırılarak, kendi kendisini yönetmesi elinden alınmıştır.
Tarihin değişik dönemlerinde gerçekleşen özgürlük ve demokrasi arayışlarına karşı mevcut sistem, ne yazık ki özsel bir yaklaşım yerine biçimsel bir yaklaşım geliştirmiştir. Bugün bakıldığında mevcut devletçi, hiyerarşik ve erkek egemenlikli sistemin zihniyetinde köklü bir değişime gidilmeden gerçek öze dayalı özgürlük ve demokrasi anlayışının gelişebilmesi mümkün değildir. Bu noktada demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü yerel yönetimler anlayışımız, gerçek öze dayalı özgürlükçü ve demokratik arayışa bir cevap niteliğini kendi içinde taşımaktadır. Bu cevaptan hareketle yaşamın en küçük alanından başlayarak öz yeterliliği, öz iradeyi, öz örgütlülüğü ve öz yönetimi özgürlük ve demokrasinin temel ve vazgeçilmez ilkelerinden saymaktadır. Yerel yönetimler modelimiz, yerelin kendi farklılıklarının ve zenginliklerinin her birini aynı ve eşit değerde görüp yönetime dahil ederek, komünal yaşamı oluşturmaya ve demokratik örgütlemeye dayanmaktadır. Demokratik özerklik esasına dayanarak yerelin öz yönetim yapılarına kavuşmasını esas almaktadır. Bu çerçevede yerel yönetimler anlayışımız, örgütlü toplum ve demokratik katılımcılık, ekolojik yaşam, kadın özgürlükçü yaklaşım ve katılımcı topluluk ekonomisi esaslarına dayanmaktadır. Bütün bu esaslar demokratik siyasetin, politik ve ahlaki toplumun oluşumuna hizmet etme amacını taşımaktadır. Gelinen aşamada bunu gerçekleştirebilmenin tek yolu da kadın eksenli bir yaşamın inşasından geçmektedir. Bu anlamda kadın özgürlüğü, cinslerin tam ve eşit temsiliyeti ve özgürlüğü noktasında alternatif arayışların ana dayanağını oluşturmaktadır.
Devlet hukukuna karşı iç hukuk
Yaşamsallaştırdığımız yerel yönetimler modelimiz, devlet hukukuna ve buna karşı geliştirdiğimiz iç hukuk anlayışını esas alan ikili hukuka dayanmaktadır. Devletin yerel yönetimlere bakışı, kendisinin yereldeki temsilcisi niteliğindedir. Mevcut yerel yönetimler; iktidarcılığın, merkeziyetçiliğin, tekçiliğin ve cinsiyetçiliğin yoğun yaşandığı alanlar olması nedeniyle bunu değiştirmek ve dönüştürmek amacıyla, devlet hukukuna karşı iç hukukumuzu oluşturarak hayata geçirmeye çalıştık. Bu kapsamda toplumun söz, karar ve uygulama gücü haline gelmesini amaçlayarak meclis sistemini, yetkiyi gücü merkezileştiren anlayışa karşı bunu dağıtan kolektif anlayışı esas alan başkanlık kurulunu, yerel yönetimlerin farklı alanlarında yer alan kadınların yerel yönetimlere kadın bakış açısıyla katılımını, örgütlenmesini sağlamak ve geliştirmek için kadın kurulları, kadın birimleri oluşturulmuştur. Toplu sözleşmelerde kadına yönelik şiddetle mücadeleyi esas alan ve 8 Mart’ın idari tatil ilan edilmesini sağlayan hükümlere yer verilmiştir. Kadın eksenli örgütlenmenin ve kurumsallaşmanın sağlanabilmesi için kadın bütçe oluşumuna gidilmiştir. Yine hizmetsel boyutta kadın bakış açısını esas alan çalışmalar yürütülmüştür.
Yerel yönetimler modelimiz kadın özgürlük mücadelesi açısından bir aşamayı ifade etmekteyse de, gelinen nokta itibariyle paradigmamızı tam anlamıyla hayata geçirme konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu anlamda yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi paradigmamızı güçlendirerek bir üst aşamaya taşımanın yepyeni bir adımıdır.
Mücadelenin en büyük kazanımı
Peki yeni bir mücadele alanı olarak ortaya çıkan yerel yönetimlerde “eşbaşkanlık sistemi” neyi ifade etmektedir? Kaba ve klasik tanımıyla düşünüldüğünde, eşbaşkanlık sistemi iktidarı paylaşmak ya da iktidara ortak olmak değildir. Tam da bu noktada bir yanılgıya düşmemek gerektiğini burada özellikle vurgulamak gerekir. Eşbaşkanlık sistemi, kadın mücadelesinin en büyük devrimlerinden ve kazanımlarından biridir. Bu sistem kadın erkek eşitliğine dayanan demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve sosyalist kimliğin yaşamsallaşmış halidir. Erkeğin binlerce yıldır hakim olduğu iktidarcı kimliğin parçalanmasının ve kadına da binlerce yıldır dayatılan ve kabul ettirilen köleliğin parçalanmasının gerekliliğini ortaya koyan bir sistemdir.
Mevcut sistem erkek egemenlikli, devletçi, tekçi (tek devlet, tek kimlik, tek dil, tek din, tek cins), iktidarcı, sömürgeci, tahakkümcü, baskıcı, inkarcı ve anti-demokratik bir karaktere sahiptir. Bu zihniyet özelliklerini barındıran sistemin toplumun ahlakıyla, kültürüyle, toplumsal değerleriyle hiçbir bağı yoktur. Bu temelde eşbaşkanlık sistemi özgür yaşamı inşa edenlerin, demokratik anlayışı esas alanların ve cinslerin özgürlüğünü yaşamsallaştıranların yaratmış olduğu bir sistemdir.
Eşbaşkanlıkta temel ilke
Radikal demokrasi, tam eşitlik ve özgür temsiliyet anlayışına dayanan bir sistemdir. Cinslerin eşit ve özgür temsiliyetine dayalı olarak ifade ettiğimiz eşbaşkanlık sistemindeki tam eşitlik, özgür temsiliyet ve radikal demokrasi kavramları ne biçimsel bir eşitliğe, temsiliyete ne de toplumu esas almayan demokrasi anlayışına dayanmaktadır. Eşbaşkanlık sisteminde ifade edilen tam eşitlik, özgür temsiliyet ve radikal demokrasi öz gücüne ve öz iradesine dayalı örgütlü kadın ve toplum bilincini ifade etmektedir. Bu anlamda tam eşitlik, özgür temsiliyet ve radikal demokrasi ortaya koyduğumuz eşbaşkanlık sistemimizin olmazsa olmaz şartı ve ilkesi niteliğini taşımaktadır. Bütün bu kavramlar zihniyetin ortaklaştırılması ve yaşamın zenginleştirilmesi bağlamında sistemimizin dayandığı felsefeyi, anlayışı, ahlakı ve kültürü en yalın bir biçimde ortaya koymaktadır.
Eşbaşkanlık sisteminin kadın mücadelesi açısından anlamı, mevcut sisteme karşı vermiş olduğu mücadelenin ulaştığı düzeyi göstermesi açısından önemlidir. Eşbaşkanlık sistemi, demokratik siyasetin gelişmesinde ve toplumun demokratik temelde yapılanmasında önemli bir mücadele alanı oluşturarak, zihinsel ve pratik anlamda kadın özgürlük mücadelesini ileri bir aşamaya taşımaktadır. Toplumun eşitlik ve özgürlük idealine ve arayışına kadın şahsında somut anlamda cevap olmaktadır. Ortaya koyduğumuz sistem, binlerce yıldır var olan hakim zihniyet ve yapılanmalarına karşı, kadın şahsında ve öncülüğünde bir meydan okumayı ve kopuşu ifade etmektedir.
Eşbaşkanlık sistemi ile kadın şahsında kaybettirilen topluma, kadın şahsında yeniden öz değerlerin kazandırılarak, toplumun iradeleşmesi ve erkeğin toplumsallaşması sağlanmaktadır. Kadının vermiş olduğu mücadele aynı zamanda toplumun vermiş olduğu özgürlük ve demokrasi mücadelesinin de karakterini oluşturacaktır. Eşbaşkanlık sistemi kadının toplumdaki etkisini artırarak yaşamın bütün alanlarında düşüncesiyle, felsefesiyle, kararlaşmasıyla ve pratiğiyle daha fazla yer almasını sağlayacaktır.
Eşbaşkanlık tüm yaşamı değiştirecek
Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi, cinsiyetçiliğe karşı cinslerin tam eşitliğini ve özgürlüğünü esas alarak yaşamın tüm olay, olgu ve sorunlarına kadın bakış açısıyla bakma ve çözüm üretme anlayışının erkekte ve toplumda gelişmesine imkan sunacaktır.
Kadın doğasının bütün özellikleri yerel yönetimler alanına yansıyarak erkeği de doğru temelde irade haline getirecektir. Kadının etkin bir biçimde katılımı toplumdaki adaletsizlik, eşitsizlik ve hukuksuzlukları ortadan kaldırmada önemli bir etki yaratacaktır.
Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sisteminin uygulanması, paradigmamız ekseninde toplumun daha fazla demokratikleşmesi, özgürleşmesi ve örgütlenmesi anlayışını açığa çıkaracaktır. Böylece kurumsal, örgütsel ve toplumsal düzeyde eşitlik, özgürlük ve demokrasinin en derin biçimde içselleştirilmesi gerçeği yaşam bulacaktır.
Demokrasi ve özgürlük arayışı eşbaşkanlık sistemi ile somutlaştığı oranda, toplumsal düzeyde de somutlaşarak karşılık bulacaktır. Devletçi, iktidarcı, erkek egemenlikli siyaset anlayışının değişerek, siyasetin demokratikleşmesi ve topluma ait olması sağlanacaktır.
Eşbaşkanlık sistemi, yerel yönetimlerin hizmetsel boyutunu da etkileyerek adil ve eşitlikçi bir yaklaşımın daha fazla gelişmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin sunmuş olduğu bütün imkanlar, kadın bakış açısı ve eliyle toplumun hizmetine sunulacaktır. Kadın şahsında özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, toplumcu, katılımcı, şeffaf yerel yönetimler anlayışı gelişerek toplumla buluşacaktır.
Yerel yönetimlerde uygulanacak olan eşbaşkanlık sistemi, demokratik özerklik ve demokratik ulusun temelini oluşturarak yaşam bulmasını ve inşasını sağlayacaktır. Toplumun kendi kendisini yönetmesini yerel yönetimler düzeyinde pratikleştirecektir.
Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sisteminin Ortadoğu ve Dünya’da ilk kez uygulanacak olması, ayrı bir önem ve heyecan katmaktadır. Kürt kadınının sisteme ve bu sistemin bütün yapılanmalarına karşı vermiş olduğu mücadele ve yakaladığı düzey, gelinen aşamada başta Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu olmak üzere tüm dünyayı etkileyecektir. Bu anlamda yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi, tüm dünya kadınları açısından önemli bir kazanım ve yeni bir dönemin başlangıcı niteliğindedir. Ve diyebiliriz ki; kadın mücadelesinin ortaya koyduğu eşbaşkanlık sistemiyle Kürt kadını, yaşamın her alanında her iki cins arasında eşitliğin sağlanmasına tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yakındır.
KİBRİYE EVREN / BDP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Parti Meclisi Üyesi
Kadın mücadelesinin devrimi: Eşbaşkanlık Sistemi