PKK’nin kurucu üyelerinden Ali Haydar Kaytan, hayatını kaybedişinin 20. yıldönümünde kadın gerilla ve sanatçı Hozan Mizgîn’i (Gurbet Aydın) anlattı. Kaytan, PKK saflarına katılan ilk kadın gerillalardan biri olan Hozan Mizgîn’in öncelikle bir kadın devrimci, bir sanatçı, bir parti militanı ve bir gerilla komutanı olduğunu söyledi.
Hozan Mizgîn ile PKK’nin Temmuz 1981’de gerçekleştirdiği 1. Konferans sürecinde tanışan Ali Haydar Kaytan, edindiği ilk izlenimleri şöyle anlattı: „Halkçı özellikleri son derece güçlü, gelenek ve kültürüne son derece bağlı bir arkadaşımızdı. Kendisi de konferans delegesiydi. Dışa vuran yansıması çok durgun olduğu yönündeydi. Ama içi devrim ateşiyle yanan bir Kürt genç kadınıydı. Konferans sonrası bir moral etkinliği düzenlendi ve ilk o zaman sesini duydum. Burada Kürtçe şarkılar söyledi. Genelde Kürt geleneksel müziğiyle de uyum içinde olan bir sese sahipti. O süreçte bu özelliği hem önderliğimizin hem de yönetimimizin dikkatini çekti. Bu aynı zamanda PKK’nin dar anlamda bir siyasal hareket olmadığını, daha ilk temelleri atıldığında bile sanatsal çalışmalara verdiği değeri de bir yönüyle ortaya koyuyordu.“

Hunerkom’un mimarlarından
Konferansın ardından Hozan Mizgîn ve Hozan Sefkan’ın (Celal Ercan), kültürel ve sanatsal çalışmaların temellerini atmak üzere Avrupa’ya gönderildiğini anlatan Kaytan, daha sonra yaşamlarını yitirecek bu sanatçıların hem Hunerkom hem de Koma Berxwedan’ın mimarlarından olduğuna dikkat çekti. Onların sadece sanatçı olmadığının altını çizen Kaytan, şu vurguyu yaptı: „Bir ara Mizgîn arkadaş yeniden Ortadoğu sahasına döndü, bir dönem kaldı ve tekrardan Avrupa sahasına döndü. Tabii parti çalışmalarına sadece bir sanatçı olarak katılmıyordu; aynı zamanda Avrupa çalışmalarımızın yönetiminde de yer alıyordu. Konferansta tanıdığım eski Mizgîn’den çok daha farklı bir Mizgîn karşımıza çıkmıştı. Avrupa’da sanatsal çalışmaların yanı sıra ideolojik, teorik ve politik olarak kendisini çok geliştirmişti. Hem kültür-sanat hem de kadın çalışmalarında öncü düzeyde yer aldı.“
Kaytan, devamla 1987 yılında Fransa’da bir sol örgütün denetiminde bulunan bir alanda Avrupa Kürt Kültür Sanat Konferansı’nın gerçekleştirildiğini anlattı. Hozan Mizgîn’in, yönetim düzeyinde katıldığı bu konferansın bitiminde sahneye çıktığını anımsatan Kaytan, „Sahnedeki duruşunu ilk defa orada gördüm. Söylediği parçalara kendisini verişini, ondaki coşku ve morali hiç unutamıyorum. Oradaki Fransız dostların da büyük beğenisini kazanmıştı“ sözleriyle nasıl bir etki yarattığını ifade etti. Ali Haydar Kaytan, daha sonra ‘Düsseldorf Davası‘ olarak tarihe geçecek operasyonda tutuklanırken, Mizgîn’de önce Mahsum Korkmaz Akademisi’ne, ardından da gerilla saflarına geçer.

Devrimcilikte sanatsallık bir tarzdır
Kaytan, Hozan Mizgîn’in „bir kadın, bir sanatçı, bir devrimci“ olarak üç kimliğini şöyle değerlendiriyor: „Mizgîn öncelikle bir kadın, devrimci ve sanatçıydı. Kürt kadın tarihinin en acı döneminin temsilcisiydi. Onu acıların bilgesi olarak ta tanımlamak mümkündür. Kürt kadınının yaşadığı acıları, uğradığı baskıyı, zulmü ve kendi değerlerine bağlılığı, cinsine toplumuna bağlılığı çok güçlü bir biçimde kişiliğinde temsil ediyordu. Öncelikle bir kadın devrimci, bir sanatçı, bir parti militanı ve bir gerillaydı. Bu her üç özelliği de kendi kişiliğinde somutlaştırıyordu. Bunun anlamı, komple bir kişiliği kendi gerçekliğinde somutlaştırmış olmasıdır. Bazıları rahatlıkla şunu söyleyebiliyor: Devrimcilik, sanatçılık ve gerillacılık farklı şeylerdir. Gerillalığın zemini dağ, sanatın zemini ise kenttir. Mizgîn arkadaş gerçekten de bu yaklaşımın doğru olmadığını kendi sanatsal zemininde ortaya koydu. Mücadelenin bütün alanlarına ilgi duydu ve çalıştı.
Her devrimcide sanatsal bir yön olabilmelidir. Devrimcilikte, sanatsallık bir tarzdır. İçinde sanatsallık bulunmayan devrimcilikte, yaşam emareleri oldukça zayıftır. Bu açıdan da Mizgîn arkadaşın devrimci sanatçı tarzıyla mücadelemizin en coşkulu ve en renkli saygı değer simalarından biridir. Özgür kadını, devrimciliği ve sanatçılığı kendi kişiliğinde somutlaştıran örnek bir sanatçı kişiliğiydi. Bu günde gerçekten de kolay kolay yeri doldurulmayan sanatçı gerilla arkadaşlarımızdandı. Mizgîn, mücadelenin ihtiyaçları üzerinden bir mücadele zeminini bırakıp, başka bir mücadele zeminine geçebilen sorumlu bir arkadaştı.“

Kürt kültürüyle bağı somuttu
Kaytan, „Mizgîn’in sanat stili hangi kültürel gerçekliğe dayanıyor? Bununla bağlantılı olarak popüler kültürün etkisinde olan Kürtler adına sanat yapabilir mi? Kürt sanatçısı olabilir mi?“ şeklindeki sorulara ise şu yanıtı verdi: „Mizgîn arkadaş Kürt kültürü ve geleneğiyle asla bağını koparmadı. Şunu çok iyi biliyoruz: toplumsal süreklilik, kültürel sürekliliktir. Burada çok fazla kesinti olmamak durumundadır. Kesinti olursa zaten kültürel yabancılaşma olur. Tarihsel gelenek bir nehir akışı gibidir ve bu nehir akışının değişik dönemlerinde akışa yenileri katılır. Mizgîn arkadaş da bu geleneğin bir devamı olarak ortaya çıktı. Gencecik yaşına rağmen, bestesini ve güftesinin kendisinin yaptığı ve kendisinin de şarkı söylemeye çalıştığı biliniyor. Bu da dayandığı kaynağın güçlü olduğunun bir göstergesi oluyor.“
„Mizgîn arkadaşın sesine, sözüne söyleyiş tarzına baktığınızda, onda rahatlıkla, Meryem Xan ve Ayşe Şan’dan esintileri görebilirsiniz“ diyen Kaytan, mücadele arkadaşını devamla şöyle anlattı: „Günümüzü ve yaşanılanları değiştirip, dönüştürmek isteyen, tarihi ve geleneği esas almak zorundadır. Mizgîn arkadaş teorik olarak kültür ve sanatı inceleme koşullarına sahip olmamış, olabilir, ama içinden geldiği toplumsal geleneği çok iyi biliyordu. Mizgîn arkadaşın o gelenekle bağı somuttu, onda yabancılaşmanın hiçbir etkisi yoktu. Başka kültürleri taklit etmekte yoktu. Günümüz sanatçılarında bu durum oldukça farklıdır. Halkımız siyasal olarak büyük gelişmeler kat etti, ama kültür ve sanat alanındaki gelişmelere bakıldığında, sistemde egemen olan popüler kültürün etkilerini yurtsever sanatçılarda bile yoğun bir şekilde görmek mümkündür. Popüler kültür, kültürün endüstrileşmesi, sanat ürünlerinin birer metaya dönüştürülmesi demektir. Eğer mevcut kültürü, popüler bir kültür endüstrisi olarak tanımlarsak; kültürün endüstrileşmesi sürekli bir mal, bir meta üretmesi demektir. Bunun da sürekli bir pazarda satılması anlamına gelir ki, şimdiki kültürel ürünlerde bir tüketici kitlesi oluşmuştur.“

Kökünden kopan kültürsüzleşir
Bir eserin kültürel bir miras haline gelebilmesinin kalıcılığına bağlı olduğunu belirten Kaytan, Hozan Mizgîn’in ortaya çıkardığı ürünlerin çok değerli olduğunu söyledi. Günlük tüketim kültür üretme yerine, halkını yüreğine sığdıran, onun istem ve özlemlerini hisseden ve bu doğrultuda kendi şarkı ve eserlerinde bir yaklaşımın sahibi olunması gerektiğini belirten Kaytan, hareket olarak 11 Mayıs’ı „Kültür ve Sanat Şehitlerini Anma Günü“ ilan etme gerekçelerini anlattı: „Mizgîn arkadaş şahsında 11 Mayıs, Kültür ve Sanat Şehitlerini Anma Günü olarak anılıyor. Böylesi bir günde kendi tarihimize, kültürümüze bağlılığımızı ve bu değerleri sahiplenme düzeyimizi ne kadar koruduğumuzu, ne kadar yeni değerler kattığımızı sorgulamamız gereken bir gün oluyor. Biz kültürel soykırım kıskacından bahsediyoruz. Kültürel alanda kaybedildiğinde, siyasal alanda kazansanız da kaybetmeye mahkumsunuz. Bir halkın özgürlük mücadelesi başta kültür-sanat zemininde kazanılmalıdır. Kültürel alanda boşluk oldu mu, popüler kültür ve kapitalist modernist yaşamın etki ve özentileriyle tarihsel, kültür hazinemiz yağmalanmaya ve metalaştırılmaya çalışılıyor. En tehlikeli yaklaşımda budur. Kültür, sanat, dil; hepsi iç içedir ve birbirine sıkıca bağlıdır. Böylesi bir mücadele gerçekliği içinde, öncelikle yapılması gereken, söyleyiş olarak kendi dilimize, kültürel değerlerimize sahip çıkmak, kültürel hazinemizi kesinlikle korumak ve köklerimizden asla kopmamak gerekiyor. Her bitki kendi kökleri üzerinde yeşerir. Kendi kökleri üzerinden yeşermeyen her bitki köksüzdür, köksüzlükte kültürsüzlüktür. Kültürel değerlerini yitirmek kendi köklerini yitirmektir. Buna karşı sağlıklı bir duruşun sahibi, güçlü bir direnişin temsili olmak gerekir. Bu vesileyle başta Mizgîn ve Sefkan arkadaşlar olmak üzere, bütün şehit sanatçı, militan şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyor, onların anısına sonuna kadar bağlı kalacağımızı, verdiğimiz sözü tutacağımızı belirtiyoruz.“

Hozan Mizgîn (Gurbet Aydın), 1962’de Êlîh’de (Batman) doğdu. 1980’de, darbeden kısa bir süre önce Kürt Özgürlük Hareketine katıldı. 1983’te Avrupa’da Hunerkom’un kuruluş çalışmalarında yer aldı. Ardından gerilla saflarına katılan Mizgîn, 11 Mayıs 1992’de Tatvan’da yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedişinin üzerinden tam 20 yıl geçmiş olsa da, özellikle ‘Lo Hevalo’ ve ‘Hawar Gundîno’ gibi şarkıları hala dilden dile dolaşıyor. 


DEVRİM AMED-AHMET ÇİMEN / ANF