Her defasında ‘değişim, demokrasi’ kelimelerini kullanan iktidarın, aslında bu denklemdeki beklentileri son aşamasına varmış bulunuyor. Savaş ve iktidarlar arasında el değiştiren gerçeklerin aslında hepimizin hayatından direkt geçtiğine, geçebildiğine bir kez daha tanık olduk. Ortadoğu'da sadece devletler ya da toplumların kaderi çizilmiyor, bununla beraber bireylerin uzun ya da kısa vadede hayatları da bir anda etkileniyor.

Genel siyasal kurgular dahilinde birçok yorum ve analiz haklı olarak masada duruyor. Tam olarak gelişmelerin hangi sınır ya da noktada duracağı, durdurulacağı da şimdilik belli değil. Ama baştan itibaren büyüyen ve giderek vahim sınırlara ulaşan bir realite var. Ortadoğu'da harita tazelenirken, beraberinde kadın sorunu da ağırlaşıyor, yeni bir boyut kazanıyor. Elbette bugüne kadar savaşların etkisiyle bölgede ciddi bir gerilim ve kadın sorununa sirayet eden sebepler vardı. Ancak günümüz itibariyle bu durumların hepsi bir noktaya dayanmış bulunmakta.
Bugüne dek ülkelerin dinamiklerine göre şekillen ve süreçlere dahil olan kadın sorunu artık ciddi anlamda tehlike ve tehdidin içinde. Dünya genelinde ortaklaşan neden ve sonuçlar, bir ateş topu olarak Ortadoğulu kadınların kucağında. Bu bir nevi hem eski tespit ve çözümlerin varlığını kapsıyor hem de yeni olan tehdidin kaçınılmazlığını... Özellikle bölge devletlerindeki kadının sorunun; açık kaynağı olan radikal İslamcı yaklaşımların giderek sokaklara, hatta sınırlara dek yayılması kadının mücadelesinin yeni uyarı alanı olarak da bizi bekliyor. Bugüne dek dolaylı bir takım dengeler itibariyle kadın hakları üzerinde  baskı kuran yaklaşım ve hareketlenmeler artık radikal dinci  bir merkez olarak meydanda.
Kuşkusuz Ortadoğu'da yaşam; din jargonlu bir egemenlikten beslendi hep. Ancak bu denli saldırgan, açıkça kitlesel blokajlarla kadın haklarını yok eden seviyeye ulaşmamıştı. Zira bugün Ortadoğu’da; tecavüz, göç, kaçırılma, zorla el koyma, toplu intihar, savaştan kaçış gibi durumlar meşruluk kazanmaya başlıyor. Bu açıdan Kürt Özgürlük Mücadelesinin kazandırdığı özgür kadın gerçekliği, özellikle Türkiye ve bölge eksenli model olma hedefine karşı ciddi bir siyasal ve sosyolojik engel birikmeye başlıyor.
Irak, Suriye, Mısır ve son olarak da Filistin sorunları ekseninde yayılan dinci akımların asıl yükseliş trendleri günlük sosyal, siyasal olgulara getirdikleri yasaklar. Daha önce Irak'ta ve kısmen de Suriye olup bitenleri yorumda eksik kalan kadın mücadelesinin, özellikle IŞİD'in varlığı ile beraber bu konudaki tehlikeyi görmesi kaçınılmazdır. Her ne kadar nitelik ve siyasal doğrultu itibari ile ayrı alanlarda olunsa da, yaşanan gelişmelerin toplum üzerinde bıraktığı etki ne yazık ki beklediğimizden ağır sonuçlara yol açacaktır.
Türkiye'de özellikle iktidar gözetiminde pasifize edilmek istenen kadın sorunu giderek boşa düşürülmek isteniyor. İktidarın, türban, kürtaj, çocuk sayısı, evlilik, eğitim, iş hayatı gibi tarihi çelişkilerden İslamcı saiklerden yana tavır alması asla gözardı edilecek şeyler değil.   
Başbakanın kadınlara çağrısına, partisinin 12 yıllık  performansını içeren karşı bir vizyon belgesi ile cevap verilebilir. AKP'nin vizyon belgesinin kadın hareketi açısından hangi anlama geldiğini, geleceğini bölgesel gelişmelerle  birleştirerek kamuoyunda tartıştırmak zorunludur.
Kadın hareketlerinin elbette Filistin sorununda söyleyecekleri olacaktır. Ama bu, asla iktidarın dil ve siyasi çıkarlarıyla örtüşemez. Keza bugünkü tablonun tamamında ciddi kıyım ve yıkım yaşayan kadınlardır. Ve bunda bu iktidarın ülke içi ve dışında payı yüksektir. Kürt kadınlarını yürüttüğü savaşı, düşmanca sayan, Kürt çocuklarını her fırsatta öldüren  geleneğin son halkası olan bu iktidarın; Suriyeli kadınların pazara sürüldüğü, çocukların kaybedildiği, açlık ve sefaletin sokaklara taşırıldığı bir durumda kadın örgütlerine söyleyecek sözü olamaz.
Bu açıdan başta Kürt Kadın Hareketi olmak üzere, savaşın, yoksulluğun ve şiddetin karşısında olan tüm kadınların gelecekteki tehlikeyi bir an önce fark etmeleri kaçınılmazdır. Tehlike bizim sandığımızdan fazla gerekçeler içermektedir. Kadının sorunun görünür düşmanı IŞİD ve benzeri yapılarla beraber, görünmeyen düşmanlarının kesinlikle belirlenmesi yeni bir siyasal ilke gereğidir.
Kadın sorununa yeni tehlikeler, yeni angajmanlar eklenmiştir. Bölgenin en aktif kadın kesimi olan Kürt kadınları ve diğer kesimlerin bir an önce bu konudaki angajmanları değerlendirmeleri ve topluma yeni bir stratejisi sunmaları acildir.

BEHİCE DEMİR