Araştırmalara göre 2002'de 66 kadın katledilirken 2009'da 1126'ya ulaştı. Şiddet nedeniyle depresyon, şizofreni ve iki uçlu bozukluk gibi ruhsal hastalıkların kadında daha sık görüldüğü, yine erkeklerden 3 kat daha fazla intihar girişiminde bulunduğu, daha çok tıbbi ve psikiyatrik ilaçlar kullandığı geçtiğimiz mart ayında kadın örgütleri tarafından açıklanmıştı.
Tablonun geldiği en vahim boyut ise kadına yönelik bu şiddet ve saldırı, çocukların gözü önünde gerçekleşiyor. Ve bu durum onların yaşamlarını da direkt etkiliyor. Anneleri gözlerinin önünde öldürülüyor. Babaları tarafından şiddete maruz kalıyor.
Bakanlık göstermelik müdahil!
Yine sadece basına yansıyan verilere göre henüz 2012 yılının ilk 6 ayında 92 kadın erkekler tarafından katledildi. Her geçen gün artan ve katliamlara rağmen kadın örgütlerinin davalara müdahil olma talepleri reddedilirken, akıllara Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın müdahil olduğu davalarda ne gibi bir işlevi olduğu sorusu geliyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun 2012 yılının ilk 6 ayında yaptığı incelemelere göre, kadınları öldüren 82 erkekten yalnızca 15'i tutuklu, 32'sinin ise durumu bilinmiyor. Kadın örgütleri ağır cezaların, kadın cinayetlerini durdurmak açısından önemli olduğunu vurguluyor. Erkek, devlet ve yargı zihniyeti, kadın katliamlarına münferit olaylar olarak bakarken, Münevver Karabulut davasında olduğu gibi kimi kadın katilleri ağır cezalara çarptırılırken, kimi davalarda ise katillere 'haksız tahrik' indirimi uygulanıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da son dönemde kadın cinayeti davalarına müdahil olurken, kadın örgütlerinin müdahillik talepleri ise genellikle reddediliyor.
Temmuz'da 20 kadın katledildi
Basındaki verilere göre erkekler sadece temmuz ayında 20 kadın, üç erkek ve iki çocuk öldürdü, 24 kadını yaraladı, 11 kadına tecavüz etti, 7 taciz vakası yaşandı. En çok kadın katli İstanbul'da, en çok erkek şiddeti Bursa'da, en çok tecavüz ise Antalya'da gerçekleşti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı Gökçesu Özgül, 6484 sayılı kanunun hazırlık aşamalarında müdahillik hakkının kadın örgütlerine tanınmasını istediklerini, ancak bu hakkın yalnızca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na tanındığını belirtiyor. Özgül, "Takip ettiğimiz her davadan önce bakanlığın, avukatlarının davaya gelmesini istiyoruz. Bazılarına geliyorlar, bazılarına gelmiyorlar. Geldiklerinde de dosyayı okumadan, yeterli ve gerekli çalışmayı yapmadan geliyorlar ve sadece bir kaç söz söyleyip, dava ile ilgili olmayan sözler söyleyip yerlerine oturuyorlar" diye konuştu.
Bu durumu kadın katliamlarının Aile ve Sosyal Bakanlığı'nın meselesi olmamasına bağlayan Özgül, "Bakanlık kendini sorumlu hissetmiyor. Sorumlu ve görevli hissetse eminim bakanlık yetkilileri üstlerine düşen görevi yaparlardı" diye konuştu. Özgül, bakanlığın adında bile kadın kelimesinin geçmediğini belirterek, "Kadını aileye hapsedip, cinayetleri konusunun üstünü kapatmaya çalışıyorlar" ifadesine yer verdi.
DİHA/İSTANBUL