Türkiye’de kadına yönelik şiddette ciddi bir artış söz konusu. Gün geçmiyor ki bir kadın cinayete kurban gitmesin. Son günlerde ise kadına karşı şiddet sokağa taşmış durumda. PAJK Jîneoloji Komitesi üyesi Ayten Amed, Türkiye’de artan kadın cinayetlerini ve kadına karşı uygulanan şiddeti değerlendirdi.

Türkiye’de kadına yönelik şiddette ciddi bir artış var. Sizce bunun nedeni nedir?
Şiddetin temelinde yatan gerçeklik, yaşanan toplumsal sorunlardır. Bütün toplumsal sorunlar, en küçük birim olarak ailede yansımasını buluyor. Soruna derinliğine bakıldığında şiddetin temelinde toplumsal bozulmanın olduğu görülecektir. Devletli yapı toplumu dağıttıkça şiddet ortamı büyüyor. Toplum en temel gereksinimleri olan barınma, beslenme, korunma ve üreme ihtiyacını bile karşılayamıyor.
Türkiye toplumunun yaşadığı kriz kendisini en fazla da kadına karşı uygulanan şiddette gösteriyor. Türkiye’de kadın hak ihlalleri, tacizler, tecavüzler, katliam, intihara sürüklenme korkunç boyutlardadır. Öyle ki kadın için güvenli hiçbir yer kalmamıştır. Türkiye toplumu cinnet sınırlarında yaşıyor. Gün geçmiyor ki bir cinnet yaşanmasın. İşte bütün bu toplumsal bozuklukların faturası kadınlara çıkarılıyor.
İşsizlik, yaşanan toplumsal bunalımın nedenlerinden birisi oluyor. İşsiz koca karısına şiddet uyguluyor. İşçi hak ettiği ücreti alamıyor, hıncını karısından alıyor. Üretimden kopmuş lümpen güruhun hedefi kadınlar oluyor.
Devlet zaten kadın karşıtı bir kurum olarak kadını düşman görüyor. Yargıda, cezaevlerinde, karakolda, hastanede, sokakta yaşamın her alanında kadın, ötekileştirilen uygulamalara maruz kalıyor. Baştan suçlu sayılıyor.
Diğer bir neden ise; Türkiye’de kırk yılı aşkın bir süredir devam eden bir iç savaş var. Bu iç savaşın beraberinde getirdiği sonuçlar ve krizli toplum olma gerçeği var. Devlet şiddet kullanarak çözümü yaratacağına inanıyor. Bu yaklaşım bireylerde de şiddete başvurmaya yol açıyor. En basit bir sorunda şiddet gündeme giriyor. Bu durumda da yine en fazla zarar gören kadınlar oluyor. Devlet şiddeti uygularken aynı zamanda teşvik de ediyor. Kadına karşı şiddeti benimseyen devlet, kadına karşı uygulanan suçlara göz yumuyor. Devletin polisi ve yargı organları bu suçluları koruyor. Dikkat edilirse, savaşın tırmandığı ve üst düzeylere çıktığı süreçlerde toplumda da suç oranı yükseliyor. Özellikle de kadına karşı işlenen suçlarda artış oluyor. Son dönemlerde yaşanan gelişmeler de bu gerçeği doğruluyor. Kadın cinayetlerinde yaşanan artış korkunç boyutta. Bundan kaynaklı Türkiye’de savaş sorunu çözülmeden kadına yönelik şiddet sorunu da çözülemeyecektir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in ‘sprey bulundurma, dar alanlardan uzak durma, çağrı cihazı sistemi’ vb önerileri vardı. Sizce bu şekilde kadına yönelik şiddetin önü alınabilir mi?

Tarihsel boyutu olan sorunları tekniki, basit ve sıradan bazı yöntemlerle çözeceklerini düşünüyorlar. Bu, trajik olduğu kadar komik önerilere de yol açıyor. İşte Fatma Şahin’in ve diğer kadın milletvekillerinin yaptığı öneriler gibi, ‘kadınlar şöyle yapsın, böyle yapsın’ diyorlar. Sözüm ona kişilere özel çözümler geliştiriyorlar. AKP’li Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Şahin’in parlamentoya sunduğu sözde çözüm paketi traji-komik bir durumdur. Trajedi boyutu da böylesi önerilerin bir kadın tarafından geliştirilmiş olmasıdır. Fatma Şahin’in toplumsal gerçekliğe ne kadar yüzeysel ve AKP çıkarcılığı temelinde baktığını gösteriyor. Sorunun toplumsal, tarihsel ve sosyal boyutlarının farkında olmadan işte ‘her kadın yanında sprey taşısın, yok kavga anında mutfaktan uzak dursun, geniş alanlara kaçsın’ şeklinde komik önerilerde bulunuyor. Sorun bu kadar basit olmadığı gibi çözümü de bu kadar basit değildir.
Kadın haklarının yasal güvenceye alınmasından tutun, kadınlara karşı işlenen suçların düzenlenmesine, ağır cezai yaptırımlar uygulamaya, kadının maruz kaldığı çifte standartları kaldırmadan tutalım yaşamın her alanında yaşadıkları sorunlara kadar birçok gündem varken, kadına kavga anında ya da şiddete maruz kaldığı anda ne yapacağını söylemek kadınlara büyük bir hakaret olduğu kadar soruna ne kadar ciddiyetten uzak yaklaşıldığını da gösteriyor. Türk parlamentosu kadınların pantolon giyme hakkının tartışıldığı oturumda bile kriz yaşadı. Karar alamadı. Böyle bir parlamentonun kadın hakları konusunda herhangi bir karar almasını ve bunu uygulamaya koymasını beklemek büyük bir safdillik olur. Meclis şu ana kadar kadına karşı işlenen suçlarda cezai yaptırımları düzenleyen bir karar alabildi mi? Hayır! Gündemlerine bile almadılar. Onun için kadın cinayetleri hala devam ediyor. Kadınlara karşı şiddet uygulayanlar, tacizciler, tecavüzcüler ve katiller ceza almıyor veya çok az bir cezayla kurtuluyor. Bu durumu N Ç olayında bütün kamuoyu yakından gördü. Gördüğü aile içi şiddetten kaynaklı devlete sığınan kadını devlet alıp tekrar aileye teslim ediyor. Sonuç cinayet oluyor.
Daha geçenlerde Adli Tıp Kurumu’na adalet aramak için giden bir kadın aynı kurumun kapısında öldürüldü. Şimdi de ekranlardan karakolda bir kadının polisler tarafından öldüresiye dövüldüğünü ürpererek izliyoruz. Daha onlarca örnek vermek mümkün. Peki bu yaşananlara ne diyor Şahin? Cinayetler artık sokak ortasında işleniyor. Bu durum kadınların artık hiçbir yerde can güvenliklerinin bulunmadığını gösteriyor.
Türkiye’de işlenen cinayetlerin yüzde 90’ı ruhsatlı silahlarla gerçekleşiyor. Türkiye, bireysel silahlanmanın en fazla olduğu ülkelerden biri. Bu konuda meclis herhangi bir adım attı mı? Hayır. Bütün bunlar işlenen kadın cinayetlerine devletin de ortak olduğunu gösteriyor.

 Medyanın şiddeti ele alış biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin medyada işlenme biçimi gerçekten vahim. Medya kadına yönelik şiddeti özendiriyor. Bu yönüyle de yeni cinayetlere davetiye çıkarıyor.
İktidar, genel olarak şiddeti, özelde ise kadına yönelik şiddeti medya yoluyla meşrulaştırıyor. İktidardan hesap sorması gereken medya, sorunu bu yönlü işlemesi gerekirken suçlu olarak kadını gösteriyor. Medya iktidarın tekelinde olan bir güç olarak iktidara hizmet ediyor. Olay ve olguları ya da günlük yaşananları ele alış biçimi daha çok eril zihniyete dayanıyor. Haber hazırlama üslubundan tutalım, işleme biçimine ve verdiği mesaja kadar her şeyde bunu okumak mümkün. Medya bu haliyle kadın düşmanı iktidarların suç ortağı oluyor. Sorunun derinleşmesinde pay sahibi oluyor.
Medya iktidarla işbirliği halindedir. İktidarın savaşçı zihniyetini topluma yaymayı görev olarak üstlenmiş durumdadır. Medya olumlu ya da olumsuz halkı yönlendirebilir. Yani toplum üzerinde hakimiyet kurabiliyor. İnsanlar duyduklarından değil, bire bir gördüklerinden daha fazla etkileniyor. Bu etkilenmenin beraberinde getirdiği bir toplumsallık söz konusudur.
Günümüzde sanal bir dünya yaratılmak istenmektedir. Bu sanal dünyanın sahipleri ya da en çok yaymak isteyen de kapitalist sistemdir. Kapitalist sistem mevcut durumda maddi ve manevi dünyadan koparılmış sanal dünyaya hapsedilmiş bir insan, bir toplum gerçekliği yaratmaya çalışıyor. Başlatılan bilişim savaşıyla maddi dünyadan koparılmış, hayali bir dünya yaratılmak isteniyor. Yayınlanan dizilerde, filmlerde bunu görmek mümkün. Her tarafta şiddet var. Topluma adeta şiddet enjekte ediliyor. Reyting kaygısı her şeyin önüne geçiyor. Kurtlar Vadisi’nden esinlenen onlarca çete türedi Türkiye’de. Türk medyasının da savaşa katkısı bu oluyor işte.

Türkiye’ de kadın kurumlarının çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fiziki şiddet, kadına yönelik şiddetin görünen yüzü oluyor. Şiddetin sadece kadın bedeni üzerinde değil, kadının manevi ve psikolojik dünyasında büyük tahribatlar yarattığı gerçeğini de görmek gerekir.
Kadına yönelik şiddetin son bulması, ancak kadının cins bilinci, örgütlenme ve öz savunma sorunlarını çözmesiyle mümkün olacaktır. Bunun için kadınların pratik tedbirlerin yanı sıra toplumsal bilinçlenmeye ve örgütlenmeye hayati önem vermeleri gerekiyor. Kendi öz savunmalarını sağlayacak örgütlenmelere ihtiyaç vardır. Kadınlar cins bilincinden ve kendini korumaktan yoksun oldukları sürece her zaman şiddete maruz kalacaklardır. Kadınlara yönelik saldırılar hem yoğun hem de sistemli geliştiği için kadının öz savunma sorunu bir görev olmaktadır. Kadınlar hiç kimseye muhtaç olmadan kendi güvenliklerini kendileri sağlamalıdırlar. Bunun için örgütlenme ve birimleşmeler yaratmalıdırlar. Öz savunma olmazsa olmaz. Toplumsal aktivitelerin ve toplumu bilinçlendirme faaliyetlerinin yasak sayıldığı Türkiye gerçekliğinde komik ve trajik çözümlerle çözüm geliştirme çabaları sonuç vermekten uzaktır. Kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın kurumlarının çalışmalarına büyük bir önem veriyoruz. Kadınların yasal ve anayasal zemini sonuna kadar kullanmaları gerekir. Ancak asıl çözüm gücü, kadının öz örgütlenmesiyle gelişir.
Dernek, vakıf ve akademi gibi çalışmaların ve şiddete karşı aktivitelerin gelişmesi çok önemli. Bu kurumlar kadınların ilk elden başvurabilecekleri çözüm yerleri olmalıdır. Kadın evlerinin olduğunun bilinmesi bile kadınlarda özgüveni oluşturmaktadır. Sığınma evleri, bir tedbir ve müdahale gücü olarak düşünülebilir; ancak sorunun çözümü olamaz. Asıl çözüm gücü kadının bilinçlenme ve özgürleşme mücadelesidir. Bu da kadının vereceği mücadele sonucunda gelişecektir. Kadınlar, kadın haklarının anayasal güvenceye alınması çalışmalarını yürütürken, kadının toplumsal sözleşmesini hedeflemelidir. Çözüm, kadının öz gücüne dayalı gelişecek olan kadın toplumsallaşmasının yaratılmasıdır.
Kadını bir ev hapsinden alıp bir başkasına kapatmak, kadını kurtarmak değildir. Kadın evleri sadece şiddete maruz kalanların sığındıkları yerler olmamalıdır. Kadınların kendilerini bilinçlendirdikleri, toplumsal yaşama ve üretime katıldıkları merkezler haline getirilmelidir. Kadın kurumları bu yönlü projeler geliştirmeli ve en kısa zamanda hayata geçirmelidir. Kadın merkezleri toplumsal örgütlenmelerini en geniş kesimlere yaymalı ve kadınların sorun yaşadığı her alanda çözüm gücü olabilecek örgütlülük gücüne kendilerini kavuşturmalıdır. Bu güç açığa çıktığı oranda kadınlar kendi öz güçleriyle sorunlarını çözebilecektir.


DİLAN ŞEVAL - BEHDİNAN