
Binlerce yıllık anti-uygarlıkçı kadın direnişinin akışı, donmuş egemen erkek zihniyetinin tüm kırımına, rağmen devam etmektedir. Bu direnişin akışı öyle bir akış ki durmaz hiçbir zaman, tüm engellere rağmen süreklidir; bazen gürül gürül uçurumlarda şelale, bazen de sessizce toprağa sızar büyük bir sabırla. Aktıkça akar coşkun ırmaklara...
Suyun taşı delmesi hızından değil, sürekliliğindendir, denilir ya öyle bir süreklilik… Bu sürekliliği sağlayan güç, kadının enerjisi ve özgürlüğe eğilimidir. Çünkü kadının ruhunda, bedeninde akan özgürlük enerjisidir. Her ne kadar kadına bin bir form giydirilmeye çalışılmışsa da öz enerjisi kendini bir biçimde açığa vurmuştur. Bu yüzden de ataerkil sistemin temel felsefesi, sürekli kadın enerjisini parçalamak, form biçmek ve hatta fiziki katliamlarla tümden varlık olarak ortadan kaldırmak olmuştur.
Toplumsallığın kadın varlığı üzerinden parçalanması da bu anlamda daha anlaşılırdır. Çünkü kadının var olma tarzı, toplumsal gücü her zaman kendinde taşır. Yeter ki bunu açığa çıkaracak bir ustalık olsun. İşte böyle bir ustalıkla başladı işe, 27 Kasım 1978'de kurulan kadın partisi PKK...
Kuruluşundan itibaren yer alan ve zaman geçtikçe ordulaşan, partileşen, kitleselleşen milyonlarca kadın yurtsuzluğun, kimliksizliğin nedenlerini sorguladı. Egemen erkek zihniyetinin sadece devlet, polis olmadığını en yakınlarındaki kişilerin de o sistemden beslendiklerini öğrendiler. Kendilerinin aslında o anlatıldığı gibi çaresiz olmadıklarını anladılar, kendilerine güvendiler. Kadın renginde yaşamın güzelliğini keşfettiler. Dünyayı değiştirmenin mümkün olduğunu, bunun da ancak tüm kadınların yaşamına indirilen sis perdelerini yırtmak ile olacağını bildiler. Siyasette, bilimde, tarihte, sanatta kısaca her alanda erkeklerin arkasında değil de yan yana hatta çoğu zaman da en önde olabileceklerini gördüler. Kobanê ve Şengal'deki direnişleri ve kadın ordulaşmalarıyla, orduların sadece zulüm için değil, kendini savunma ve halkların özgürlüğü için de var olabileceğini gösterdiler. Ve tüm insanlığa haykırdılar: Özgürlük olmadan kimlik yaşayamaz. Toplumsal kimlik olmadan bireysel anlamda özgürlük mümkün değildir. Bunu teoride değil yaşamın gerçekliğinde, kimseden değil direnişleri ve bunun deneyimlerinden öğrenip ortaya çıkardılar.
Eğer özgürlük istiyorlarsa varlıklarını kazanmaları gerekiyordu. Bunun için de özgür olmayı başaracaklardı. Başarmanın adı da kadının özgürlüğe akışıydı: Kadın kurtuluş ideolojisiyle PAJK, eşitlik ve özgürlük orduları YJA-STAR, YPJ, kadının konfederal sistemiyle KJK ve bir ilk olarak, kadın hakikatını/varlığını, her yönlü ortaya koyacak olan jineoloji ile...
Neyi sorgulayıp, öğrendiyseler, neyi anladıysalar tüm dünya kadınlarıyla paylaşmak için kucaklaştılar. Recme tutulan kadına atılan taşın acısını da dokuzunda satılan çocuğun gözyaşını da yüreklerine akıttılar. Dara götürülen Reyhaneh'in davasını da sürdürdüler.
Saralarla kavga olan yaşamlar yaşadılar.
Ruhunu ve de bedenlerini ihanete teslim etmemek için kendilerini uçurumlara vuran Bêrîtanlar, Besêler oldular.
Zîlan gibi özgürlüğe gebe tanrıçalar olarak, öfkelerini Zeusların beyinlerinde patlattılar.
Semaların ateş halayında kelebekler gibi özgürlüğü aradılar.
Şengal'de güneşin kızlarına bir yudum su oldular.
Kobanê'de Kaderlerle sınırları parçaladılar, Arînlerle vahşete, tecavüz kültürüne karşı umudu yarattılar.
Kadınların özgür yaşam dışında başka bir yaşamları olmadığını gösterdiler. Dilleri, vatanları, renkleri ne olursa olsun artık kadınlar, onlar adına mücadele eden direnişçi kadınların olduklarını biliyor. Bir yaşam modeli olarak özgürlüğe akışın adresini biliyorlar. PKK’nin kuruluşunun 37. yılına girerken, şehitlerin mirası ve bu yola başkoyanların emekleriyle bu özgürlük mücadelesi daha da büyüyecek…