Kadın toplumsallığın yaratıcısı, yaşamın can damarı, anası ve öznesidir. Toplum kadınsız olmaz, bu varoluşsal bir bütünlük ve gönüllü birlikteliktir. Tarih boyunca egemenlerin, kadın ve ezilenler üzerinde uyguladığı yöntemin ana karakteristik özelliği, kadını kendi varoluş köklerinden, yani toplumsallığından koparmaya başlamasıdır. Bu durum kadını tarihsel toplum gerçekliğinden saptırmanın yegâne ifadesidir.

Kadın; toplumsallığı inşa ederken, bir şeyleri yok etmemiştir. Tam tersine bütün canlıları içinde barındırarak bir toplumsal varoluş yaratmıştır. Onun için diyoruz ki tarih dünden bugüne iki aşamalı ilerlemektedir. Biri; kadın tarihi, "kadının demokratik toplumcu yaratımları", biri de; egemenlerin, iktidarların sömürge tarihi; yani talan, ölüm, savaş ve acı. Egemenler kadının tarihte var ettiği kazanımlarını, emeğini, toplumsal değerlerini, inanç sistemini kendilerine uyarlayarak kadının bütün yaratımlarını kendi hanelerine yazarak gerçek dışı bir tarihi süreç yaratmıştır. Diyalektiği, zıtların birbirini yok etme olarak görerek, bunun üzerine sistemlerini inşa etmiştir.

Mitolojiler bunu çok iyi anlatmaktadır. Kurnaz Enki ve nana hikâyesinde kurnaz Enki tarafından nana’nın 104 M’sini, yani kadının toplumsal yaratımlarını çalması çarpıcı bir örnektir. Yine kadının bedensel doğurganlığının Tanrıçalardan Tanrılara geçmesi Zeus’un Athena’yı doğurması ve Havva’nın Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması anlatımları, doğallığı ters düz etmekten başka bir şey değildir. Aynı şekilde Tiamat güçlü baş edilmez Tanrıçayken, oğlu Marduk tarafından öldürülür, bedeni iki parçaya bölünür. Böylece gökyüzü ve yeryüzü oluşur. Bugüne kadarki kadın cinayetlerini daha iyi ne anlatabilir ki.

Tarihte kadının toplumsal gelişim diyalektiği tamamlayıcılık ve geliştirme üzerineyken, erkek egemen sistemin diyalektiği ise yok etme merkezlidir. Erkek egemen sistem toplumsal gelişimde kadının kullandığı bütün demokratik toplumcu kavramları alt üst etmiş; yerine iktidarların baskıcı kavramlarını getirme, toplumu sömürge haline getirip kadının yarattığı demokratik toplumcu zihniyeti bitirme sürecine neden olmuştur.

Tarihte ilk önce kadın bilgeliğine saldıran, sonra da kadının fiziksel imhasını gerçekleştiren ve hala devam eden zihniyetlere karşı kadın, zihniyet devrimiyle bugüne ve yarınlara en güçlü cevabı verecektir.

Yaşadığımız çağda da kapitalist sistem varlığını sürdürebilmek, sömürü alanını genişletmek için; tarihteki ilk toplumsal varlığı, toplumsal değerleri yaratan kadını kendine hedef belirlemiş ve saldırıya geçmiştir. 21.yy’da sistemin kadına yönelik saldırılarının bu düzeyde olmasının sebebi kadının geldiği bilinç düzeyi, yükselen özgürlük tutkusu, özneleşen iradeleşen kadın gerçekliğidir. Kapitalist sistem açısından bu zihniyet gelişimi tehlike içermektedir. Çünkü sistem; kadının köleleşmesi, kadın şahsından toplumu, toplum şahsında doğayı yok etme üzerinden varlığını sürdürüyor. Sistem açısından güçlü kadın demek, zayıf ataerkil sistem demektir. Bu sebeple bütün yaratımlarını kadını yok etme temelinde kullanmaktadır.

Kadına yönelik şiddeti yok etmek için ne yapmak gerekir, sorusunu irdelemek gerekir. Öncelikle şiddeti ortadan kaldırmak için onun yarattığı zihniyeti, ürettiği mekanizmaları, ideolojik aygıtları çözmek gerekir. Daha sonra bunlara karşı alternatif çözüm üretmek en doğru yöntemdir. Bu yöntem de kadının örgütlülüğünü geliştirip, öz yeterliliğini sağlamasıdır.

Kadın için en büyük öz yeterlilik ilkesel retlerdir. Sistemi, onu zihniyetini reddederek başlamak, kapitalist sistem için en büyük yenilgidir. Toplumsal ve kamusal alana öz yeterlilik bilinciyle katılmamız ve toplumsal ligi yaratmamız bireysel kadın kimliğiyle değil örgütlü, toplumcu kadın kimliği esas alınarak olursa, toplumda anlam dünyanın özüne dönüşü olacaktır.

Örgütlülüğü ve öz yeterliliği olmayan kadın, sistemin saldırıları karşısında varlığını, umutlarını, hayallerini savunup koruyamaz. Kadınların özgürlüğü, varoluşu ancak ortak mücadele ile anlam bulur. Sonuç olarak dünya kadın hareketlerinin ve Kürt özgür kadın hareketinin deneyimlerini ortak bir kulvarda buluşturup mücadele ağını bu temelde büyütmek başarıya gitmektir.