Burada özellikle kadın eşbaşkanların politik alana yönelirken çetin bir mücadele ve büyük sorumluluklarla karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Çünkü bin yılların hiyerarşik-devletçi, erkek egemen iktidarın artık kendisini ayakta tutamadığı, gücünü kaybettiği bir dönemde, kadın aklı ve siyasetinin öne çıkacağı ve oynayacağı rol, “Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamın İnşası” temelinde önem taşımaktadır. Toplumun her kesimine ulaşan, ihtiyaçlarına her anlamda cevap olabilen bir kadın eşbaşkan, çalışmalarda ideolojik, sosyolojik, ekonomik ve siyaset bilimini geliştiren ve derinleştiren bir tarz esas almalı ve daha keskin, aktif mücadele yürütebilmelidir.
Bilindiği gibi yerel seçimlerin gündeme geldiği son dönemlerde demokrasi söylemi dillerden düşmez oldu. Fakat ona rağmen mevcut belediye ve yerel yönetim sistemleri erkek egemen iktidarın ve zihniyetin elinde olduğundan merkezi bir tarz ile yürütülmüş, toplumun ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve ahlaki sorunlarına cevap olmamıştır. Erkek aklın ve pratiğin hakim olduğu belediyeler, toplumsal anlamda çözüm gücü olmamış hatta o şehrin veya köyün ekonomik, ekolojik, sosyal, kültürel kısacası toplumsal sorunlarını daha da yaşanmaz hale getirmiştir. Öyle koltuk kavgasında veya para peşinde koşan bir belediye asla toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için ciddi anlamda bir mücadele göstermez. Örneğin, Kürdistan’da halen aile, aşiret sorunları, fuhuş ve kadın katliamları, açlık, yoksulluk gibi toplumsal sorunlar devam ediyorsa, orada ciddi anlamda bir zayıflık var demektir.
Yerel yönetim birimleri ve belediyeler, topluma daha yakın ve iç içe olduklarından, onlarla ilgilenme, sorunlarını paylaşma fırsatına sahiptirler. Bu anlamıyla kadın eşbaşkan adayı, en temelinde toplumun her ferdine ulaşacak, onların sorunlarını dinleyecek ve ihtiyaçlarına cevap olacaktır. Bu temelde duruşu ve yaşama aktif katılımı, toplumun demokratik yönetiminde ve özgürleşmesinde belirleyici olacaktır. Demokratik siyaset ile özgür belediyeciliği geliştirerek, yaşamın her alanını demokratikleştirecek, topyekun bir örgütlenmeye gidilmelidir. Kadın eşbaşkan adayların en başta ilkesel anlamda tutarlı duruşları olmalı, etik ve estetik özelliklerini eşbaşkanlık sistemi ile geliştirip canlı kılabilmelidir. Kadın eşbaşkanlar yaşamın, anlamın, kolektif bilincin, özgürleştiren emeğin ve güzelliğin seçkin birer örneği olmalı, her şey toplum için sloganıyla kendisini adayabilmelidir.
Buna göre, kadın eşbaşkanlar şu hususları dikkate almalıdır: En başta toplumda yaşanan yoksulluğa karşı mücadelede keskin ve tutarlı olunmalıdır. Yine sosyal alanda en önemli hususlardan aile ve evlilik sorunları ülkenin her yerinde gün geçtikçe derinleşen ve çıkmaza sürüklenen bir sorun olmaktadır. Çocuk yaşta evlilikler, kadın katliamları, intiharlar, fuhuş gibi toplumsal sorunların başını çeken bu gerçeklik karşısında mücadele etmeli ve çözüm gücü olabilmelidir. Esnek, kıvrak, duygusal zekası ve anlam dolu potansiyeli sorunlara daha objektif bakacak, olay olguları rahat kavrayacak, bireylerin ve toplulukların psikolojisini, ruh halini anlayacak ve ilgilenecek adeta toplumuyla kucaklaşacak, ona analık yapacak özellikte olmalıdır kadın eşbaşkanlar.
Tüm kadın kitlesine, özelde sokakta kalmış, korunmasız, yoksul kadınlar için sığınma evlerinden ziyade, Önderliğimizin de belirttiği gibi özgür kadın kültür parkları ve kadın vakıfları geliştirilmelidir. Yine toplumun en temel sıkıntısı olan ekonomide ciddi adımlar atılmalı, özellikle komünal ekonominin gelişmesi için kent ve köylerde tarım kooperatiflerinin örgütlenmesi, hızla ekonomi birimlerinin oluşması gerekmektedir. Özellikle kadınların nicel ve nitel olarak aktif rol alacağı ekonomi alanları oluşmalıdır. Eşbaşkanlar, toplumuyla birlikte ortak ruhla çalışarak komünal yaşamın öncülüğünü yapacaktır. Komünalite en başta eşbaşkanlık kurumunun temel ilkesi olmalıdır.
Tarihte, doğal toplum gerçekliğinde olduğu gibi köy tarım kültürünün yaratıcısı olan kadının, bugün de tekrar bu kültürü geliştirecek ve buna öncülük edecek potansiyele sahip olduğunu görmekteyiz. Bunun için akademilerin güçlü bir şekilde örgütlenmesi gerekmektedir. Akademilerde, çocuklar için eğitim alanları, genç kadınlar için de spor, sanat, kültür ve edebiyat gibi sosyal alanlara ağırlık verilmelidir. Özellikle kız çocuklarının eğitimine dönük özel eğitim alanları, oluşturulabilir. Dolayısıyla bu çalışmalar salt kentlerde değil, köy ve mahalleler başta olmak üzere toplumun her kesiminin yer alabileceği mekanlarda örgütlenmelidir.
Kadın ne kadar siyasetle, toplumuyla ve kendi özü ile buluşuyorsa, doğayla, toprak anayla da öyle buluşmalı ve kadınları toprağa, tarım kültürüne çekebilecek alanlar yaratabilmelidir. Böylece toplum, devletin ve onun kurum ve kuruluşlarına muhtaç kalmadan, kendi ihtiyacını kendisi karşılayabilmelidir. Endüstriyalizmin ekoloji üzerinde uyguladığı tahriplere karşı (HES, barajlar, hayvan türlerinin yok edilmesi,) mücadele yürütmeli, buna alternatif ekolojik kent ve köyler geliştirilmesinde öncülük edebilmelidir. Bir anlamda da eşbaşkanlık sistemiyle kadının siyasette kolektif iradeyle yönetime katıldığı her yer bir kadın şehri olmalıdır. Kadın bulunduğu alanı, çevresini çekip çevirebilmeli, düzene koymalı, güzelleştirebilmelidir.
Kadının yer almadığı bir politika başarılı olamaz