
Londra Kürt Film Festivali’nde de bu filmlerden biri, “Veşartî” gösterildi. Yönetmen “koltuğunda” oturan bir kişi yok; kolektif bir üretim bu! Kadınların imecesiyle, ortak aklı ve duygusuyla üretilmiş; birbirine öğreten, birbirinden öğrenen ellerin maharetiyle çekilmiş. Kadınların zulada kalmış hikayelerine dönmüş yüzünü.
Filmin gösterimi sonrasında, Zula Hikayeler projesinin yürütücülerinden Esra Özban’ı yakaladık ve projeye dair sohbet ettik. Özban, 25 genç kadınla gerçekleştirdikleri çalışmaları heyecanla anlattı bize.
Öncelikle, “Zula Hikayeler Projesi” nedir? Nasıl bir fikrin ürünüdür?
Zula Hikayeler, Diyarbakır Bağlar Kadın Kooperatifi’nin Bağlar Belediyesi bünyesinde, İsveç’ten Anna Lindh Vakfı’nın desteği ve Finlandiya’dan CoopNet organizasyonunun ortaklığıyla gerçekleştirdiği bir proje. Sinemayı amaçsal değil araçsal gören, kadınların dünyasını anlatmakta önemli bir araç olabileceğinin altını çizen bir proje. Daha önce sinema eğitimi almamış ama bu alanda kendisini geliştirmek isteyen kadınları bir araya getiren proje, zulada kalmış hikayeleri sinemayla aktarmayı amaçlıyor. Ama başlarken, ne yazık ki, Diyarbakır’daki Kürtçe eğitim veren iki konservatuvarda da kadın eğitimci yoktu. Biz de ilk mezunlarını veren Aram Tîgran ve Cegerxwîn Konservatuvarlarının ilk kadın öğrencilerini eğitimci yapabilmek için çalışma yaptık. Bu kapsamda Övgü Gökçe, Yeşim Ustaoğlu, Ülkü Songül ve Mizgin Müjde Arslan’la atölyeler yaptık. Bu atölyelerin ardından Ruken Ergüneş, Hediye Tuğrul, Zerya Temel, Sevgi Aktaş, Seval Alev ve Nigar Kocaman eğitimcilerimiz arasına katıldı. Bu eğitimci arkadaşlarımızın hepsi de atölye çalışmasında rol üstlendi.
Proje kapsamında ne yaptınız, şimdiye kadar?
Ocak ayında katılımcılarla birlikte eğitimlere başladık. Sinema tarihi, temel görüntü bilgisi, senaryo, kurgu ve feminist sinema alanlarında dersler verdik. Dolayısıyla proje hem bu alanda daha önce hiç eğitim almamış kadınların hem de alanda daha önceden beri çalışan arkadaşların kendilerini geliştirmesi için bir olanak yarattı. Üç aylık bir eğitim ardından yaklaşık 25 kadından oluşan katılımcılar, çeşitli senaryo fikirleri getirdiler.
Kolektif emekle, fikirle...
Tüm fikirleri hep beraber değerlendirdik, tartıştık. Hep birlikte, çekebileceğimize en çok inandığımız, en beğendiğimiz fikirlere karar verdik. Sonra da gruplara dağılıp ortak senaryo üretimi aşamasına girdik. Dolayısıyla her film bir kadının fikrine eklenen onlarca kadının bakışını, derdini, tasasını, hiç değilse ufacık bir mimiğini taşıyor.
Projenin zulasından neler çıktı şimdiye kadar? Hangi fikirler filme dönüştü?
Nisan ayı boyunca yapılan çekimlerle dört kısa filmimiz oldu. Hem çekim, hem de kurgu için çok kısıtlı bir vaktimiz vardı; çok yorucu geçti. Filmlerin her biri farklı temalara odaklansa da, esas konumuz tabii ki ‘kadın’dı. 14 yaşında ailesi tarafından katledilip evin kümesine gömülen Medine Memi’nin hikayesini ele alan “Payîn”; bir kaçakçı nene-torunun yol hikayesi olan “Pîra Hût”; “ya bir gün öğrenciler de öğretmenin Kürtçe bilmediğini anlarsa ve hikaye tersine dönerse”nin filmi “Te Fem Kir?” ve cezaevine giren herkesin aynı biçimde damgalandığı 90’larda cezaevine giren küçük bir kızın annesi ile kurduğu ilişkiyi anlayan Veşartî. 2013’te filme aktarılanlar bunlardır.
Filmleri çekerken sıkıntılarla, zorluklarla da karşılaştınız mı peki?
Bütün filmlerimiz, kolektif yazıldı, kolektif çekildi. Setteki karmaşıklığı önlemek için görev paylaşımı da yapıldı; ama bu da sürekli gördüğümüz sinema ilişkilerinin çok dışında bir düzendeydi. Filmlerin hepsi Nisan ayında ve Amed’te çekildi. Her biri için ne zorluklar yaşadığımızı sayfalarca anlatabilirim! Eski bir köy minibüsü kiralamak için kat ettiğimiz yoldan, bardak kırılması sahnesi için buzlukta hazır beklettiğimiz bardakların bir türlü çatlatılamamasına kadar...
El emeği, göz nuru filmler...
Her birimizin teyzesi, eşi, komşusu oyuncuya, figürana veya set işçisine dönüştü. Böylelikle de işte, bir grup amatör kadın, gerçek anlamda el emeği, göz nuru filmler üretti. Tabii ki zordu; ve tabii ki eksikleri de var filmlerin. Ama her şeyini kadınların ince ince ördüğü bir emek yığını bu filmler. Belki çok profesyonel değiller; ama hepsinin aslında birer ilk film olduğu da düşünülünce, bence oldukça da iyi işler. Hepsinin bir derdi var. Her birinde onlarca kadının sözü, gözü, mimiği, arayışı, isyanı var. Ne tek bir kadının ne de sadece kadınlığın filmleri... 2013 yılında Amed’te bir araya gelebilmiş ve sinemayı keşfetmek istemiş kadınları dile getirdikleri, gördükleri... Ve hepsinin de ilk filmleri...
Londra Kürt Film Festivali’nde gösterdiğiniz Veşartî’den bahseder misiniz biraz da?
Veşartî, Berçem’in film boyunca eline bir bez dolayıp bizden sakladığı gerçekliğin filmi; aslında anlatılamazlığın filmi. 90’larda anneleri cezaevinde olan bir abla-kardeşin ilişkisinin, babacan ama çaresiz babanın, her şeyin ortasında karpuz yiyip altını ıslatan bir küçük kızın anlatısı, saklısı. Ama bir yandan da tüm politik tutsakların filmi. Baskıcı rejim kimliğinden hiçbir şey kaybetmeyen TC’nin kadın bedenini ve Kürt kimliğini esir etmeye çalışmasına ilişkin bir film.
Filmlerinizi nerelerde gösterdiniz şimdiye kadar?
İlk olarak Mayıs ayında Finlandiya’da bir gala gerçekleşti. Helsinki ve Tampere’de yapılan gösterilere ilgi yoğundu; büyük beğeni topladı filmler. Ardından Haziran’da Diyarbakır galası yapıldı. Hem katılımcılar sertifikalarını aldı; hem de filmler izleyiciyle buluştu, övgüyle karşılaştı. Geçtiğimiz ay da Yılmaz Güney Kısa Film Festivali’nde jüri özel ödülü Veşartî’ye verildi. İşte Londra Kürt Film Festivali’nde Kısa Filmler Seçkisi’nde yer aldı. Önümüzdeki günlerde de Van Tamara Film Festivali’nde ve akabinde 2014 Mart’ında Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde gösterilecek.
Kolektifin başka çalışmaları da olacak mı peki?
Bu çalışma başta, amatör ama alternatif bir çalışmaydı. Kürdistan’da kadınlar için bir ilk olan çalışma, büyük bir moral ve cesaret kaynağı oldu, diye düşünüyorum. Kadınların sinema üretmesindeki en büyük engellerden biri teknik ekipmana ulaşma ve bu ekipmanı kullanabilmeydi bizim için. Proje süresince bir fikrin sinema perdesinde insanlara ulaşmasını sağlama süreci kavrandı ve daha anlatacak çok hikaye olduğu görüldü. Bu nedenle artık deneyimli olan ve birlikte çalışmayı nihayete erdirebilmiş bir ekip var şimdi.
Yine aynı kolektif ruhla daha çok kadına ulaşarak, daha çok anlatılmamış hikayeye ulaşarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.
SUNA ALAN/LONDRA