Tam da ‘bu yazıyla yeni bir başlangıç yapıyoruz’ demek isterken, yüreğimin bir yanı her anın bir başlangıç olduğunu söyleyiverdi. Her an bir başlangıçtır. Ama bu hakikati ancak kadınlar kendi benliklerinde güncel bir gerçeğe dönüştürebilir. Çünkü her başlangıç, bir bakıma bir öncekinin yıkımıdır ve statükoculuğun somutlaştığı erkek kimliği hiçbir zaman öncekini yıkıp yeni başlangıç yapamaz. Biyolojizmden sakınarak kadın bedeninin, kadın dünyasını evrene paralel bir yapılanmaya taşıdığını söyleyebiliriz. Ki evren, her an yeni bir başlangıç içindedir. Kadın aklı dediğimiz de özünde evren aklının özetidir.
Kadın etrafında tarım devriminin yapılması insanlığın yönünü belirlemiştir. Bu devrimin temeli yöntemdir. Yeni bir tanım olarak, yöntem, kadın zekasının yaşamla buluşmasıdır diyebiliriz. Sezgiler, evrenle arasındaki iletişimi duyumsama, toprağı tanıma ve öngörü, aletlerin ve ekimin icadı, kadının yaşamlaşan zekasının ürünleridir. Yaratıcılık, kadını tanrıçalaştırılmasında doğurganlıktan sonraki ilk veridir.
Jin û jiyan, bir bütün yöntem demektir. Yöntem yoksa yaşam yoktur. Yaratıcı ve akışkan olmayanların özgürlüklerinden, güzelliklerinden ve tabi ki yaşamlarından bahsetmek zor. Doğru yöntem ve tarz birleştiğinde yaşam doğuyor. Kadın zekası, işte bu yaratıcılığa, doğru yöntem ve tarzı ortaya koymaya en elverişli evren yansımasıdır.
Kadın ve erkek zekası arasındaki fark, kadında daha akışkan ve değişimin esas olması karşısında erkekte kalıplaşmaya yatkınlıktır. Kadın zekası, en anlamlı olduğu anda yeniyi yaratmaya yönelirken erkek zekasında varolanı güvenceye almaya yönelen bir akılla karşılaşırız. Zeka, özgürlük ve ahlakla yakından ilişkilidir. Özgür olmak, ahlak ve politika bütünleşmesini yaşamakla mümkündür. Ahlak ve politika da bireysel olmadığından, buradaki özgürlük tanımımız toplumsal olmaktadır. Yüksek bilinç gerektiren ahlak ve politika, analitik zeka ürünüdür.
Yaygın yanılgı, kadında analitik zekanın, erkekte de duygusal zekanın olmaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kadında duygusal zekadan kopmamış güçlü analitik zeka vardır. Toplumsallaşma ve neolitik devrim bunun ürünüdür. Analitik zeka, görünür olmak için önce kadını seçmiştir. Erkekte ise geç gelişmekle birlikte sapkınlaşan ve duygusal zekayla uyumu kaybeden bir türdedir.
Bugün bu sapık zekanın ceremesini tüm insanlık olarak çekmekteyiz. Allah allah çığlıklarıyla kafa kesmelerden kadınları kaçırarak köle olarak satmaya kadar, tecavüzlerden erkek terörünün kadınları her mekanda katletmesine kadar yaşamımızın her anına yerleşen bir sapık zeka somutlaşmasıyla karşı karşıyayız. Devletler, bayraklar, vatanlar ve vatandaşlar, üniformalar ve ordugahlar, hızla çoğalan okullar ve camiler, fabrikalar ve maden kuyuları, büyüyen metrolar ve köprüler hiçbiri bu sapık zekanın vahşetini önleyememektedir. Tüm gün ve tüm anlar, bu sapkın ve egemen erkek zekasıyla kirletilmektedir.
Buna karşın dünyanın her yerinde kadınlar direniyor. Demokratik moderniteyi bu yüksek yoğunluklu savaşın içinden çığlık çığlığa tüm insanlığa anlatmaya çalışan kadınlar direniyor. Sayıca az olmayan, anlamı hiç mi hiç az olmayan insanlıktır direnen. Direnen, insanlığın kadın yüreğidir, dişil yanıdır. Kürdistanlı kadınlar, tüm insanlık için direniyorlar. Direnişinin yoğunluğu giderek yükseliyor. Şengal’den Kobani’ye uzanan hatta Kürdistanlı kadınlarla birlikte sayıca az olsa da dünyanın en onurlu kadınları direniyor.
Kadınların devrimci demokratik direniş cephesinde birleşmesi, kadın zekasının ürünüdür. Bu birleşme, çağımız açısından kadın varoluşunun en önemli yöntemidir. Yöntemsizlik ölüm getirdiğine göre, yaşamı yaşayabilmek için yöntemler geliştirmek gerektiğini bilen kadınlar ortak direniş cephesinde mücadele yürütüyor. Bu direniş, insanlaşmanın ancak kadınla, kadın zekasıyla mümkün olduğuna inanan ve özgür yaşama aşk derecesinde bağlı olan kadınların eseridir. Direnen, direnişte yaşamını, yaşamının anlamlı anlarını veren tüm kadınların gözlerinden öpüyorum.