4 parça Kürdistan’da kadın

Kuzey Kürdistan'da yaşayan kadınlar, bu yılki 8 Mart'ta her türlü kırıma karşı meydanlara çıkıyor. 2011 8 Mart'ında "Kadın Kırımına Son!" şiarı ile alanlara akan Kuzeyli kadınların şu an karşı karşıya kaldığı en büyük tehdit, devletin kırım politikaları. AKP hükümetinin bu politikasının en somut ifadesi ise, 14 Nisan 2009'dan bu yana aralıksız sürdürülen siyasi kırım operasyonları. "KCK" adı altında yürütülen operasyonlarda BDP'nin Şubat 2012 itibariyle güncellediği istatistiklere göre siyasetçi, akademisyen, seçilmiş, gazeteci, sendikacı, avukat ve dernek yöneticisi 419 kadın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü cezaevlerinde karşılıyor.

Aralarında Wan eski Milletvekili ve BDP Eşbaşkan Yardımcısı Fatma Kurtulan, Şirnex Milletvekili Selma Irmak, Mêrdîn Milletvekili Gülser Yıldırım, 63 yaşındaki Barış Annesi Sakine Güven, Wêranşar Belediye Başkanı Leyla Güven, gazeteci Fatma Koçak, Semiha Alankuş, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Asya Ülker, BDP PM üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı, BDP PM üyesi çevirmen Ayşe Berktay, KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan'ın da bulunduğu yüzlerce kadın "cadı avına" dönüşen "KCK" operasyonları çerçevesinde cezaevine konuldu.

Tutuklu belediye başkanları


29 Mart 2009 tarihinde biri Büyükşehir, 7 il, 51 ilçe ve 39 beldede belediye başkanlığı kazanan DTP, 57 olan belediye sayısını 99’e çıkarmıştı. Belediye seçimlerinin hemen ardından 14 Nisan 2009’da başlayan ve bugüne kadar devam eden "KCK" operasyonlarında yüz binlerce kişinin oyunu alarak belediye başkanı olan 16 kişi cezaevinde bulunuyor. Yine 19 Belediye Meclis üyesi, 3 Belediye Başkan Yardımcısı kadın da şu anda tutuklu bulunuyor.
Geçen dönem DTP Merkez Yürütme Kurulu'nda (MYK) bulunan Besime Konca başta olmak üzere 3 MYK üyesi kadın tutuklu bulunuyor. Yine aralarında Çimen Işık, Sara Aktaş ve Pergüzar Kaygusuz'un da bulunduğu 12 PM üyesi kadın da cezaevinde.
104 gazeteci ve 30 dağıtımcı, 2012'ye cezaevinde girdi. Gazeteciler, TMK ve TCK kapsamında "örgüt" bağlantısı ile hapiste tutulurken, 134 basın emekçisinden 94'ünün Kürt medyasından. Bu 94 kişinin arasında tutuklu 22 kadın gazeteci yer alıyor.

Sendikacı kadınlar

KESK de "KCK" adı altında yürütülen tutuklamalardan nasibini aldı. Bu kapsamda 40 KESK'li tutuklu bulunurken bunlardan 14'ü kadınlardan oluşuyor. İlk olarak SES Ankara Şube yöneticisi Seher Tümer 17 Nisan 2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı. SES Eski MYK üyesi Olcay Kanlıbaş da 14 Nisan 2009 tarihinde belediye başkanlarının alındığı ilk operasyonda tutuklandı. Dr. Serpil Arslan Düzgün, Eğitim Sen üyesi Nazire Ayata Civelek ve Gülsüm Yıldız, SES üyesi Adile Şahin tutuklanan kadınlar arasında. 13 Şubat 2012'de yürütülen operasyonda da sadece KESK'li kadınlar hedef alınmış ve operasyon 9 kadının tutuklanması ile sonuçlanmıştı. 10 kadın da tutuksuz olarak yargılanıyor.
1990 yılından beri Marmara Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Dr. Büşra Ersanlı da 1 Kasım 2011 tarihinde tutuklandı. Ersanlı aynı zamanda BDP PM üyesiydi. Yine çevirmen aynı zamanda BDP PM üyesi olan Ayşe Berktay da tutuklananlar arasında yer aldı.

Aydoğan: Kadınlar direnişini sürdürüyor

Operasyonlar çerçevesinde her çevreden kadının da gözaltına alınarak tutuklanmasını değerlendiren BDP Amed Milletvekili ve Örgütlenmeden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Nursel Aydoğan, egemenlerin tarih boyunca kadınların mücadele içerisinde yer almasına engel olmaya çalıştığını belirtti. Aydoğan, bunun en önemli nedeninin kadınların öncülük ettiği mücadelelerde her zaman bir başarının elde edilmesi olduğunun altını çizdi.
Kürt halkının 30 yıldır sürdürdüğü mücadelenin içinde kadınların her dönem en ön saflarda olduğuna vurgu yapan Aydoğan, 1991 yılındaki Cizîr'deki serhildana kadınların öncülük ettiğini ve bunun sadece bir örnek olduğunu dile getirdi. Kürt kadınlarına özel bir yönelim olmasının temelinde bunun yattığını ifade eden Aydoğan, "Çünkü kadınlar serhildanlara öncülük edecek güce sahiptir. Aylardır Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi, askeri ve siyasi operasyonları kınayacak, onlara karşı duracak olan da kadınların gücüdür. Devlet bunu bildiği için gözaltı ve tutuklamalara tam hız devam ediyor. Devlet bunu bildiği için kadınları zaptu rapt altına almaya çalışıyor. Ama Kürt kadınları olağanüstü bir gelişme sağladı. Ve cezaevlerinde de olsa güçlü bir duruş sergiledi, sergiliyor. Şimdi cezaevlerinde başlatılan ve kadın seçilmişlerin de içinde olduğu süresiz-dönüşümsüz açlık grevi bu yönüyle büyük anlam ifade ediyor. Yani tüm baskı ve engellemelere rağmen kadınlar bu zulme karşı direnişin öncüsü olmaya devam ediyor" dedi.
***

Kuzey'de şiddet oranı yüzde 68!


Amed merkezli 23 ilde çalışma yürüten Kadın Merkezi (KAMER), Kuzey Kürdistan'da şiddet gördüğü belirlenen 3 bin 707 kadınla yüz yüze görüşme yaptı. Araştırmaya göre, 3 bin 707 kadından 2 bin 414'ü eşinden şiddet görüyor. Bu da yüzde 68'lik bir orana denk geliyor. Bunu 613 ile baba veya ağabey takip ediyor. Bunun yanında fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel ve benzeri şiddete maruz kalan kadınların sayısı da önemli seviyede arttı.
Kadınların her biri birden fazla sefer, yani sürekli ve farklı şiddet türü yaşadı. Bu nedenle görüşülen kadınların sayısı 3 bin 707 olsa da yaşanan şiddet türü 12 bin 900. Şiddet nedeniyle 95 kadın düşük yaptı. Cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 35. Bu rakamsal olarak bin 306 kadına denk geliyor. Başvuru yapan kadınların 926'sı tecavüze maruz kalırken, 53 kadın fuhuşa zorlanmış. Ensest ilişkiye maruz kalan kadın sayısı 102, hemcinsleriyle ilişkiye zorlananların sayısı 186. Kuzey Kürdistan'da kadınların sadece yüzde 12.4'ü istediği kişiyle evlenebiliyor.

Kadınlar, sürece müdahil oluyor
Kuzey Kürdistan'daki en büyük kadın hareketi olan Demokratik Özgür Kadınlar Hareketi (DÖKH) açısından en temel çalışmalardan biri de, askeri operasyonları durdurup, Kürt sorununun müzakere yoluyla çözülmesinin yolunu açmak. Barış Anneleri öncülüğünde Ağustos ayında askeri operasyonlara karşı başlatılan canlı kalkan direnişi hala hafızalarda. Kürt kadınları bugün de 8 Mart'ı topyekün tecrit ve soykırıma karşı müzakere ve özgürlük talebiyle karşılıyor. Türkiye devleti sınırları geneli içinde AKP iktidarı ile birlikte en az yüzde 1400 artan şiddet, kuşkusuz Kürt kadınlarını daha fazla etkiliyor. Çünkü onlar sadece aile içi erkek şiddetine değil, aynı zamanda yoğun fiziki ve psikolojik devlet şiddetine maruz kalırken, kolektif kültürel haklarının inkar edilip bastırılmasının beraberinde getirdiği şiddet türü de yaşamları tahrip ediyor.
Ancak Kürt kadını sadece mağdur değil, aynı zamanda öznedir. Giderek geliştirilen özerk yapılar kapsamında sayıları artan kadın meclisleri, doğrudan Kürt siyasetine müdahil olabiliyor, önemli kararlar öncesinde kendi görüşünü oluşturabiliyor.

Tecavüz, idam, recm...

Kadın kırımının Doğu Kürdistan'daki en somut ifadesi, recm ve idam. Kürt kadınları bu nedenle geçtiğimiz aylarda birçok Avrupa ülkesinde "Recm ve İdama Son" başlığı altında konferanslar gerçekleştirerek, mücadelelerini ortaklaştırma çabalarını yükseltti. Ki İran rejimi, Kürdistan'ın bu bölgesinde özgürlük mücadelesinin güçlenmesiyle birlikte idam ve infaz politikasını devreye soktu. Buradaki Kürt kadın özgürlük mücadelesine öncülük eden Doğu Kürdistan Kadınlar Birliği'ne (YJRK) üye bir grup kadın, 2006 yılında Merivan alanında Zeynep Kınacı'yı anma etkinlikleri düzenlediği sırada devlet güçlerinin saldırısına uğradı. Bu saldırıda katledilen Letîfe Selamet'in (Zîlan Pepûle) cansız bedeni, panzerin arkasına bağlanıp, sindirme amacıyla halkın içinde sürüklendi.
9 Mayıs 2010'da ise 5 Kürt tutsak birden idam edildi. Onlardan biri de, Makulu Şirin Elemhuli idi. 2007 yılında Tahran'da tutuklanmış, tutukluluğu boyunca her türlü işkenceye maruz kalmıştı. İdam edildiğinde 28 yaşındaydı. Ve bu cinayetin en korkunç yanı da, rejim güçlerinin ona idamdan önce tecavüz etmesi. Çünkü şeriata göre bakire olan bir kadın öldüğünde cennete gider. YARIN:  PAJK Koordinasyonu Üyesi Emine Erciyes ile söyleşi.

 KADIN HABER SERVİSİ




DILZAR DÎLOK: Doğu Kürdistan’da kadın: Sonu gelmeyen bir sömürü

Doğu Kürdistan Kurmanc, Soran, Behdini olarak üç kısma ayrılır. Ve bu ayrışma kültürel birçok farkı beraberinde getirir. Soran bölgesi kadını dışa açık olduğundan daha aydınlanmış, Farslaşma ile beraber öğrenim imkânı elde etmiş ve şehirleşmenin yoğun etkisine girerek kendi özsel, cins ve yurtseverlik değerlerinden uzaklaşmıştır. Kadın sünneti burada kısmi olarak uygulanmaktadır. Doğu Kürdistan’da yaşayan Behdini kadınların durumu çok trajiktir. Burada sınır kültürünün de belli yansımaları vardır ve kültürel bir dejenerasyon yaşanmaktadır. Her şeyin ticaret konusu olması ve metalaşması durumunda kadın, kendini meta olmaktan kurtaramamıştır. Bu kapalılık Doğu Kürdistanlı bireyde yalnız ve toplumsal dayanaktan yoksun olma düşüncesini getirirken kadın bunu daha derinden yaşar.
Tarihe uzanan bir hüzün, yitiklik ve tek başınalık düşüncesi vardır. Mahabad Kürt Cumhuriyetinin yıkılıp önderlerinin katledilmesi, sistemin tek renkliliği, egemen ulus ve cins yaklaşımı, Doğu Kürdistanlı kadını sonu gelmeyen bir sömürüye maruz bırakmıştır. Kuzey Kürdistan sınırında olan Kurmanc kesimde ise kadın toplumun aktif bir kesimi olmasına, üretimde belirgin bir yeri olmasına rağmen daha içe kapanıktır. Okuma yazma oranının çok az olduğu bu kesimde kadın geleneklerin, tabuların ve feodal değer yargılarının baskısı altında kendi kimliğinden uzaklaşmayı yaşamaktadır.
Hewraman bölgesi İran rejiminin tamamen dışında olan özgün bir bölgedir. Burada şehirden uzak, kısıtlı bazı ihtiyaçlar dışında şehrin ürünlerinin dahi kabul edilmediği bir yaşam vardır. Kendi giysilerini, ayakkabılarını ve birçok ihtiyaç malzemelerini kendileri yapan Hewramilerde dengbêjlik önemli bir kültürel öğedir. Burada analık olgusu önemli olsa da kadının durumu çok geridir. İslama uzun süre direnen yöre halkı sonunda egemen dini kabul etmişse de Enel Hak tarikatıyla Hallac-ı Mansur kültürünü yaşamaktadırlar. Şehirlerden uzak, dağların doruklarına yakın kalmalarının sebebi islamiyetten korunmaktır. Yaşanan kapalılık içte gericileşen yanları da derinleştirmiştir. Kadının yaşadığı ezilme, yok sayılma ve baskılar bunun örneğidir.

Mutsuzluk kader mi?

Bir bütün olarak Doğu Kürdistan’da dinsel ve toplumsal geleneklerin bastırmasının getirdiği yozlaşmalar, özelde aile içinde çarpıklıkların ortaya çıkmasına yol açar. Kendi rızasıyla evlenen kadına rastlamak zor olduğu gibi evleneceği kişiyi seçmek de ayıplanan, tabulaştırılan bir durumdur. Bu durum kendisiyle beraber süreğen bir mutsuzluk, bunu kabulleniş ve kader olgusuna teslim olmayı getirmektedir ve toplumsal karmaşa kendi içinde kendini tekrarlamaktadır. Kadının erkekle birlikte yemek yemesinin, bir erkeğe selam vermesinin ayıp hatta suç olduğu kesimler çok fazladır.
Ekonomik yaşamda tarım, halı dokumacılığı gibi iş sahaları tamamen kadının emeğine dayalı olarak yürütülmektedir. Buna rağmen kadının cins olarak bir bütün inkârı, bu emeği de egemen erkek ürününe tabi kılmaktadır. Kadın günlük olarak gördüğü bu emek ve değer hırsızlığı karşısında hiçbir şey yapamamanın acısını, çaresizliğini yaşadıkça, boyun eğdirilen, iradesizleşen bir konumu daha derinden yaşamaktadır.
Kadın şairlerin en çok buradan çıkması ve aşk temasının ele alınması mevcut yaşamın çok uzağında bir yaşam hayaliyle oluşturulan edebi eserlerin yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Yasalarla davranış kalıpları dahi belirlenen Kürt kadınının ulusal yönden ezilişi, egemen ulus kadınının haklarına dahi sahip olmayışı ya kadını sessizliğe ya kısmi edebiyata yöneltmiş ya da intiharı tek kurtuluş kapısı olarak bırakmıştır. Kürt kadını Fars kadınına oranla çok daha geri bir düzeyi yaşar. Fars kadınlarının meclise girme, öğrenim görme, meslek edinme, spor ve sanat faaliyetleri yürütme gibi sosyal ve siyasal hakları varken Kürt kadını hem bu haklardan yoksundur hem de kadının bu haklarından haberi bile yoktur.

Rejim, bilinçlenen kadına saldırıyor
Dinin, törelerin baskılarından çok bunların yozlaşmış yansımalarından söz etmek Doğu Kürdistanlı kadını anlamak açısından önemlidir. Çarpık cinsel ilişkiler bu baskıların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çözümsüz kalan kadında sorgulama gelişmediği gibi özellikle kendini yakma yoluyla intihar gelişirken toplumsal (dinsel-aşiretsel-ailesel) yozlukları ve kirlilikleri, kadının katledilmesi, yakılması yoluyla temizlemek, kadın katliamlarının intihar süsüyle örtbas edilmesini getirmekte, sistem ve onun en sadık savunucusu olan erkek bu sayede huzurlu bir yaşam sürmektedirler. Kadın alım-satım konusu olduğundan çocukluktan itibaren genç kızlara bu gözle bakılmakta, her baba kızına sermaye gibi yaklaşmakta ve ekonomik geleceğini güvenceye alacağı bu sermayenin bozulup deforme olmaması için kızının bekaretini namus adına korumaya büyük çaba göstermektedir. Beşik kertmesi, berdel ve başlık parası yoluyla kadını mülk gibi satma yaklaşımları oldukça yaygındır. Aile içi şiddet ve kadının cinsel istismarın artmasında bir faktör de kaçakçılık kültürü ve eroin ticaretinin toplumda yarattığı yozlaşma ve bu yozlaşmanın egemen sistem tarafından Kürtlere bırakılan sınırlı kapılardan olması sayılabilir.
Kadının direnişçi yönü ön plana çıkmış olsa da buna karşı sistem kadını kısıtlayıcı tedbirler alarak bu dinamiği söndürmüştür. İdam kararları en çok kadınlar hakkında alınmakta ve topluluk önünde yapılan idamlar kadında bir korku yaratmaktadır. Kocasına karşı gelen kadın toplum tarafından suçlu görüldüğünden erkek reisin hâkimiyeti yasalar kadar toplumsal yapı tarafından güvenceye alınmıştır. Özellikle bilinçlenen kadına yönelen saldırılar taciz, tecavüz ve öldürme şeklinde yaygınlaştırılarak kadının mevcut çağın gerisindeki konumu korunmaktadır. Sistemin devlete, aşirete, aileye, dinsel geleneklere kısaca erkek egemenliğine bağımlılaştırdığı Doğu Kürdistan kadınının durumu Lut kavminin öyküsünü hatırlatmaktadır. Bırakıp giderken dahi, taş kesilme pahasına da olsa, kölece bağımlı olduğu yaşam tarzına, geriye dönüp bakmak, onun bu sefer taş kesilmesini değilse de yakılmasını, taşlanmasını ya da ıssız bir köşede öldürülmesini getirmektedir.