
Devlet koruması altında olduğu sırada boşanmak istediği eşi Sedat Çöl tarafından katledilen Ferdane Çöl davasının 2. duruşması İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya, Ferdane Çöl'ün annesi Suna Maviş, babası Fikret Maviş, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri, avukatlar, tutuklu sanık Sedat Çöl ve tutuksuz sanıklar katıldı. Davaya, Sosyal Politikalar Bakanlığı Hukuk Müşavirliği ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu müdahil olma talebinde bulunurken, sanık avukatları ise, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun bu davadan doğrudan zararı olmadığını ileri sürerek, talebinin reddedilmesini istedi.
Kadınlar müdahil
Duruşma tarafların talepleri ardından tanık ifadeleriyle devam etti. Tanıklar Emrah Onun, Sezai Kutar, Abdurrahman San ve Mehmet Eker, cinayetin olduğu saatler konusunda çelişkili ifadeler vermesi üzerine mahkeme başkanı, tanıkları azarlayarak "Birinizin dediği, diğerinin dediğini tutmuyor. İfadeleri ayarladım dediniz ama iyi ayarlamadınız" dedi. İddia makamı ise, tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Sedat Çöl'ün akıl hastalığı yerinde olup olmadığının saptanması için Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu'nda muayenesinin yapılmasına karar vererek, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun davaya müdahil olma talebini kabul etti. Mahkeme dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı 19 Eylül tarihine erteledi. Duruşma sonrasında Ferdane Çöl'ün annesi Suna Maviş, duruşmada tanıklık yapan kişilerin yalancı tanıklık yaptığını söyleyerek onlara tepki gösterdi.
Adliye önünde açıklama
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri ve Feradane Çöl'ün ailesi, duruşma öncesinde İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. "Kadınlara adalet katillere müebbet" pankartının taşındığı açıklamada, "Kadın katillerine indirim değil ağı ceza" sloganı atıldı. Ayrıca açıklamada, cinayetlere kurban giden kadınların fotoğrafları taşındı. Basın metnini okuyan Deniz Adıbelli, Ferdane Çöl'ün 13 Ekim 2011 tarihinde Bornova'da şiddet gördüğü ve boşanmak istediği eşi tarafından defalarca bıçaklanarak öldürüldüğünü hatırlatarak, Çöl'ün öldürüldüğünde devletin 'koruması' altında olduğunu söyledi. Adıbelli, Ferdane Çöl'ün şikayet için gittiği karakolda polislerin "Sürekli geliyorsun, artık öl de kurtulalım" dediklerini aktardı. Adıbelli, Ferdane Çöl öldürülmesinden görevini yapmayan, polis, savcı ve ilgili bakanlığının sorumlu olduğunu ifade etti.
DİHA/İZMİR
Gülay Yaşar davası görüldü
Bir diğer duruşma ise İstanbul'daydı. Defalarca tehdit edildiği eski eşinin evinde 'camdan atlayarak intihar ettiği' iddia edilen Gülay Yaşar davasının 6. duruşması İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Sanık Muhittin Özücoşkun'un "tehdit ve hakaret" ettiği gerekçesi ile açılan davada, Gülay Yaşar'ın annesi Gülüzar Yaşar ve ablası Günser Yaşar tanık olarak dinlendi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyesi kadınların dinleyici olarak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın da müdahil olarak katıldığı duruşmada, Günser Yaşar kızkardeşinin boşandıktan sonra sanığın defalarca tehdidine maruz kaldığını belirtti. Günser Yaşar, kızkardeşinin tehditlerin artması üzerine emniyete şikayette bulunarak koruma talep ettiğini de belirtti.
Duruşmada Gülay Yaşar'ın Etiler Şehit Naci Soydan Polis Merkezi Amirliği'ne koruma talebi ile yaptığı başvurusu sırasında verdiği ifade de okundu. Sanık Muhittin Özücoşkun, suçlamaları reddederken, Gülay Yaşar'ın ailesinin avukatı Gökçesu Özgül, "Gülay Yaşar'ın tehdit ve hakaret eylemlerinden sonra şüpheli bir şekilde ölümü tehdit iddiasını doğrulamaktadır" diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Dava, sanığın verdiği yazılı savunmanın incelenmesi için 12 Temmuz tarihine ertelendi.
'Kadın cinayetleri kader değil'
Duruşma öncesinde ise, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyesi kadınlar, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı önünde bir araya gelerek Yaşar'ın ölümünün "intihar" diye kapatılmak istendiğini vurguladı. Kadınlar, sanığın tehdit ve hakaretten değil cinayetten yargılanması için davanın takipçisi olacaklarını belirterek, kadınların yaşam hakkının ellerinden alınmasının kader olarak kabul edilemeyeceğini belirtti.