Almanya Gündemi


Geçtiğimiz günlerde sunucu Vatan Şaşmaz’ın Filiz Aker tarafından bir otel odasında öldürüldüğü haberi geldi. Haber duyulur duyulmaz dedektif edasıyla hazırlanan programlar, özel hayatı iğdiş eden yorumlar, kadınları hedef alan ya da sebeplerden kaynaklı cinayeti normalleştirme çabaları havalarda uçuştu. Bilgi kirliliği içinde yorumlanan olay, televizyon programlarında bildiğiniz ev dedikodularına dönüştü. Cinayeti işleyen bir kadındı. Bu yorumları daha acımasız hale getiriyordu. Oysa mağdur kadın olduğunda da aynı acımasız yorumları duymak mümkün.  

Nitekim geçtiğimiz günlerde Almanya’da bir kadın cinayeti daha yaşandı. Kaçırılan Dersimli Saray Güven Almanya’da 20 Ağustos’tan bu yana kayıptı. Güven’in bedeni Darmstadt ile Frankfurt kentleri arasındaki Münster kasabasındaki ormanlık alanda tanınmaz bir halde bulundu. Güven’i çocukları üzerindeki kıyafetleri ve takılarından teşhis edebildi. Güven’le birlikte en son Frankfurt yakınlarında görülen ve 26 Ağustos günü Fransa’nın Colmar kentinde gözaltına alınan katil zanlısı 51 yaşındaki Hayreddin Tandoğan’ın hala ifade vermediği biliniyor. 

Saray Güven’in kayıp ilanının hemen akabinde bazı basın organları da beklenen kıvamda attı başlıklarını. Saray Güven’in kayıp olarak bildirilmesinin ardından Türk basınında çıkan iki başlığı verelim: “Eski sevgilisi Hayrettin T. tarafından öldürüldüğünden endişe ediliyor“, “Sevgilisi Güven vermedi“. Almanya’da yayın yapan Bild gazetesinde çıkan haber içerikleri de bu başlıklardan farklı değil. Kadının dahil olduğu olaylarda, erkek taraflı hazır kalıpları kullanan havuz medyasının bu duyarlılığı (!) tepeden inmiyor elbet. Zira cinsiyet eşitsizliği kişiler arası ilişkilere indirgeyeceğimiz kadar derin bir toplumsal yara. Nitekim Saray Güven’in bir erkek tarafından öldürülmesi de münferit ve istisnai bir durum değil. Erkekler rol üstünlüğünü ele geçirmesi ile beraber bütün olumlu değerleri bünyesinde toplayarak, kadını olumsuz değerlere mahkum bıraktı. Uygarlığın temsili erkek, tarihsel olguların da öznesi olarak çıktı karşımıza, tabii kadını nesneleştirerek. Zekası küçümsenen kadın, erkeği bir adım geriden takip etti. Birçok toplumsal olguda karşımıza çıkan bu durum, en can alıcı şekliyle kadın cinayetlerinde de tekerrür ediyor. Erkeğin aklanma çabaları bu toplumsal bakıştan güç alıyor. Kadının attığı her adım “tahrik” nedeni olabiliyor.

Haziran ayının başlarında Hannover Eyalet Mahkemesi’nde bir duruşma vardı. Duruşmaya konu olan durum ise çok korkunç bir olaydı. Kader K. geçtiğimiz sene Hannover yakınlarında bulunan Hameln kentinde eski eşi Nurettin Bayrak tarafından bıçaklı saldırıya uğramıştı. Yaralı halde olan Kader’in boynuna ip bağlayan Nurettin Bayrak, arabanın arkasına bağladığı Kader’i metrelerce sürüklemiş, ipin kayması ile beraber Kader tesadüfen hayatta kalmıştı. Almanya’da çocuğunun gözü önünde Kader’e uygulanan bu korkunç saldırı hangi öfkenin ürünü?.. Bayrak’a mahkeme heyeti 14 yıl hapis cezası verdi. Kader ise “15 seneden az olduğu zaman yasalar sanığın iyi hal durumunu göz önünde bulundurarak erken tahliye yoluna gidiyorlar“ diyerek mahkeme kararına itirazda bulundu. Kader haksız mıdır?

Yine geçtiğimiz günlerde görülen duruşmalardan biri de eşi Mehmet Emin Pehlivan tarafından öldürülen Yeter Polat’ın duruşması idi. Pehlivan eşini tahrik sonucu öldürdüğü savunmasını yaptı. Mahkeme devam ediyor.

Verdiğimiz örnekler yaşanan korkunç olaylardan sadece birkaçı. Erkek eksenli düşünen toplumsal yapı kadını bu kadar kolay yargılarken, erkeği çeşitli gerekçelerle aklıyor. Oluşan yasal boşluklar, erkek zihniyetin kurtuluş argümanı olarak değerlendiriliyor. Bu meşrulaştırma çabalarından biri tahrik ise diğeri katillerin psikolojik durumları. Saray Güven’i öldüren erkek aklı da ne yazık ki bu argümanları değerlendiriyor. 

Saray Güven’in kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, çocuklu bekar bir kadın oluşu söz konusu normlar etrafında şekillenen toplumsal yapıda çok kolay yargılanma zemini bulmaktadır. Kadını özneden nesneye evrilten tarihsel gelişim, karar mekanizmalarını da etkilemektedir. Bu yapıdan alınan güç ve verdiği özgüven ile kadın bedenine saldırı işte bu kadar kolaylaşmaktadır. Nitekim Bremen’de Cevdet Keleş tarafından kendisinden ayrılmak istediği için başı ezilerek öldürülen, 9 aylık hamile kadının hikayesi de bu zihniyetten bağımsız değil.

Saray Güven’in başına gelenler muhtemelen önümüzdeki günlerde aydınlanacaktır. Fakat ne Saray geri gelecek, ne de çocukları bunun travmasını atlatabilecek. 

Saray Güven münferit tekil bir cinayete kurban gitmedi. Saray; kadını yalnız, güçsüz, başa çıkabilinecek bir nesne olarak gören zihniyetin kurbanıdır. Toplum tarafından güçlü ilan edilen erkek aklının kurbanıdır Saray. Biz kadınlar güçlü argümanlarla, güçlü bir mücadele ile bu aklın karşısından durmadıkça, benzer olaylar yaşanmaya devam edecektir.