Petro-İş Sendikası, emek mücadelesi yürütenlerin yakından bildiği bir sendika. 65 yıllık tarihi devlet ve patron sendikacılığı ile mimlenmiş olan sendikal alanda az da olsa soluk aldırır cinstendi. Hava-İş AKP yanlısı yönetime kaptırılmadan önce, Hava-İş ile birlikte Sendikal Güç Birliği’nin motor gücü olarak Türk-İş içerisinde muhalif sendikal çizgiyi yürütmeye çalışıyorlardı. Demokrasi güçleri ile göreceli olarak yakın duruşu ve Petol-İş kadın dergisi gibi özerk editörlüğü bulunan bir kadın dergisine sahip olması diğer artılarındandı. Eylül ayında olağan genel kurulunu gerçekleştirdi ve yönetimi değişti. AKP’ye yakınlığı ile bilinen yeni başkanın sendikanın çizgisini değiştireceği yönünde söylentiler varken, yeni yönetimin ilk icraatlarından biri sendikada sol tandanslı örgütlenme uzmanı Nuran Gülenç’i ve basın yayın bölümünde çalışan Elif Tuğba Şimşek’i işten çıkarmak oldu. Üstelik her iki kadın çalışan da örgütlenme masasına bağlı olarak çalışıyordu ve yurtsever harekete yakınlığı ile bilinen örgütlenme sekreteri Mustafa Tekik de kendi bölümünde çalışanların işten atılmalarını engelleyememişti.
Petrol-İş Genel Sekreteri işten çıkarma gerekçesi olarak, "Petrol-İş’in örgütlenme politikasını değiştireceklerini, sendikada kadın örgütlenme uzmanına ihtiyaç duymadıklarını" söylemiş. İş güvencesini savunmak ve ayrımcılığa karşı durmak bir sendikanın en önde gelen görevlerinden olması gerekirken, tam tersi olmuştu.
Nitekim çeşitli sendikalarda uzman olarak çalışan 40’a yakın sendika emekçisi Petrol-İş’i protesto etti. Uzmanlar haklı olarak; "kendi kadın çalışanlarını bu şekilde işten çıkarması, sendikaların varlık amacı ile ters düşmektedir. Bu yaşananlar, yalnızca Nuran ve Elif’e değil, yalnızca Petrol-İş Sendikası’na ve sendikal harekete değil, aynı zamanda bir bütün olarak işçi sınıfının hak ve özgürlükler mücadelesine zarar vermektedir" dediler.
Nuran ve Elif’le sendikal mücadelede ve kadın mücadelesinde birçok platformda birlikte iş yapmışlığım var. Elif’i İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi’nden tanıyorum. Elif, Petrol-İş’te kendisiyle aynı işi yapanlardan daha düşük ücrete çalışıyor, eşdeğer işe eşit ücret alamıyordu. Ayrıca 2 yıl gibi bir süredir hala kadroya da alınmamış, her an kapı önüne konulabilecek şekilde bir ayağı dışarda çalıştırılıyordu. Birgün gazetesine yazdığı "Petro-İş’ten nasıl kovuldum" yazısı "nispeten iyi" diye bilinen bu sendikanın da ne halde olduğunun açık bir göstergesi. Elif yazısında şöyle diyor: "Fesih bildirimimin yapıldığı son konuşmaya gelirsek, bu konuşma şimdiki Genel Başkan Ali Ufuk Yaşar’la aramızda geçen ilk ve son konuşmaydı. İki yıldır görev aldığım Petrol-İş Sendikası’nda genel başkanlığından önce de genel sekreterlik yapan Ali Ufuk Yaşar ile daha önce hiç diyaloğum olmamıştı. Yazı işlerini benim yürüttüğümü bildiği halde, sistematik bir biçimde beni yok sayıyordu ki bunun adı yasalara göre mobbingdir".
Nuran ile ilk karşılaşmam ise 2008 yılına dayanıyor. Kadın örgütlerinin gündemine Desa direnişçisi Emine Arslan’ın Sefaköy’deki direnişini getirdiğinde tanıdım onu. Daha sonra "Desa Direnişi İle Dayanışma Kadın Platformu" olarak Emine Arslan’la düzenli olarak dayanışma eylemleri yapmaya başladık. Nuran, Emine Arslan’ın direnişi süresince feminist hareketin ve kadın hareketinin bu direnişe desteğini kazandırmasını sağlamış, yaratıcı kampanyalar düzenlemek, uluslararası ilişkileri seferber etmek gibi pek çok konuda önemli bir emek harcamıştı.
Petrol-İş Nuran’ı ve Elif’i işten atarken sadece çalışanlarının haklarını ellerinden almadı, Petro-Kimya sektöründeki kadın işçileri, bu deneyim ve pratiklere sahip kadrolardan kopartmış oldu. "Kadın örgütçü olmaz" bahanesiyle bu arkadaşların işten çıkarılmaları ile, aslında kadın işçilerin örgütlenmelerinin, sınıf ve kadın bilincini geliştirmelerinin önü kesilmiş oldu. Korkarım yönetim böyle giderse Petrol-İş kadın dergisi de bundan zarar görebilir.
Nuran ve Elif kendilerine yapılan muameleye karşı sessiz kalmayarak hem hukuki mücadele başlattı hem de sendika emekçilerinin ve kadın örgütlerinin desteğini yanlarına aldılar. Öyle sessiz sedasız konu kapanmayacak daha çok tartışılacak.
Aslında bu durum sadece Petrol İş’in AKP’nin etki alanına girmesi ile de sınırlı olarak ele alınmamalı, daha geniş bakılmalı. Ataerkillik ve örgüt içi demokrasinin olmayışı DKÖ’lerde siyasi partilerde vb. yaygın bir sorun. Mücadele araçları olması gereken kurumlarımızın kendi içlerinde de itiraz edilecek çok şey birikmiş durumda. Mesela Eylül ayında gerçekleşen TMMOB’un 4. Kadın Kurultayında da kurum içi demokrasi kültürünü, ataerkil anlayışı sorgulayan kadınlarla yönetim arasında kriz yaşandı. Kadınlar yönetimdeki erkekleri protesto ettiler. TMMOB yönetimi tarafından TMMOB'nin resmi twitter hesabından atılan tweetlerle TMMOB Kadın Kurultayı’ndaki protestocular "bir grup provokatör", "TMMOB düşmanı bir odak" ilan edildiler. Oysa daha sonra tam 435 TMMOB’lu kadın üyenin imzasıyla bir deklarasyon da yayınlandı. Burada kadınlar, "daha demokratik, daha eşitlikçi bir TMMOB" istiyorlardı ve o deklarasyonda açık bir şekilde bunun için mücadele etmeye devam edeceklerini ilan ediyorlardı, tabii anlayana.