Kürtler, yaşadıkları Avrupa ülkelerinde son yıllarda giderek daha fazla siyasi partiler içinde yer alıp, bu alanda da politika yürütmeye çalışıyor. Buna paralel olarak Avrupa’daki yerel, bölgesel ve ulusal parlamentolara seçilen Kürtlerin sayısında artış yaşanıyor. Dikkat çekici bir husus ise, meclislerde ifadesini bulan siyaset, genelde ‘erkek alanı‘ olarak vücut bulurken, buradaki Kürt seçilmişlerin çoğunlukla kadın olması. Aynı şekilde Avrupa’da günümüzde siyaset, ‘yaşlıların işi’ olduğu şeklindeki imaj hakimken, genç Kürt kadınları giderek daha fazla meclislerde yerini alıyor.
Biz de Avrupa’da yaşayan Kürt kadın seçilmişlere gidip, siyaset ile ilgili düşüncelerini sorduk. Kadınlar, parlamentoların siyasetin sadece bir alanını oluşturduğunu vurgulayıp, yaşamın her alanında siyasetin yürütülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Yine erkek egemenlikli bir siyaset anlayışına karşı alternatif bir kadın siyasetinin geliştirilme ihtiyacına dikkat çekip, kadınların daha aktif siyasette yer almasının önemine işaret ediyorlar.

‘Siyaset toplumla birlikte yapılır’
23 yaşındaki Cansu Özdemir, geçen sene Sol Parti Milletvekili olarak Hamburg Eyalet Meclisi’ne seçildi. Onun için parlamento, siyasetin yapıldığı alanlardan sadece bir tanesi. Hem kadın hem de göçmen olarak siyasetin yaşamın her alanında - evde, okulda, sokakta - yapılması gerektiğini düşünüyor. Hamburg Parlamentosu’na seçilmeden önce uzun bir süre Hamburg Kürt Kadın Meclisi’nde yer alıp, ilk deneyimlerini burada kazandığını belirten Cansu Özdemir, “burada siyasetin teknik bir şey olmadığını, tam tersine toplum ile birlikte üretildiğini anladım” diyor ve şöyle devam ediyor: “Önemli olan, toplumun sorunlarını kadın gözü ile ele almak, analiz etmek ve kolektif bir şekilde çözüm üretmektir. Erkek egemen siyasetinin dayattığı kararları etkilemek, önlemek ve kadının gücü ile müdahale etmek. Siyaset kapıları, kadınlara kolay açılmıyor. Ama cinsiyetçi, sömürgeci ve ataerkil siyaseti kırabilmek için kadın olarak bu kapıları aralamaya mecburuz, siyasete aktif katılmalıyız. Çünkü siyasette aktif olan kadın hem toplumu değiştirebilir hem de kendinde bir değişim-dönüşür yaşar. Özellikle örgütlü kadınların siyaset yapması ve üretmesi, diğer kadınlara da güç ve özgüven kazandırır. Aynı zamanda rengimiz, gücümüz ve ürettiğimiz siyaset ile egemen erkek zihniyetinden kaynaklanan toplumsal sorunlara çözüm geliştirebiliriz.”

‘Gençler siyasete ilgi duymalı’
1988’de Cizîr’de dünyaya gelen Seyran Papo, bu sene Schleswig Holstein eyaletinde Sol Parti listesinde mücadele etti. Parti barajı aşmayınca Seyran Papo meclise giremedi ancak genç yaşında partisinin eyalet eşbaşkanlığına seçilme başarısını gösterdi. Papo, siyasetin eril bir yapıdan çıkıp tüm insanlığa hizmet etmesi gerektiğine inanıyor. Kadınların yaşadığı sorunların çözümü için kadınların aktif bir şekilde siyasetin içinde yer alması gerektiğini söyleyen Papo, bu hususun özellikle Kürt kadınları için geçerli olduğunu vurguluyor: “Tüm bunları, kendi halk gerçekliğinden taviz vermeden ve kendi kimliğini sahiplenerek yapman gerekir. Siyasete girdiğin zaman, tüm karar aşamalarında yer alıyor olman, sana ciddi sorumluluklar yüklüyor. Mesela ben eskiden gündemi yeterince takip etmiyordum. Ulusal ve kadın sorunu konusunda bilgi ve birikimim yetersizdi. Siyasetle daha yakından ilgilendikçe hem ulusal kimliğimi daha yakından tanıma hem de kadın sorununa geniş bir açıdan bakma imkanım oldu. Genelde göçmen, özelde ise Kürt olmanın siyasette dezavantajlar kadar avantajlar getirdiğine de inanıyorum. Ben her zaman ulusal kimliğimle siyaset yaptım ve yapmaya devam edeceğim.” Seyran Papo’nun gençlere dönük de bir çağrısı var. Papo, “Avrupa’da yaşayan Kürt gençlerinin siyasete daha fazla ilgili olmaları gerektiğine inanıyorum. Sonuçta bu da halkımızın özgürleşebilmesi için bir mevzi” diyor.

‘Kürt kadın hareketi Batı’ya örnektir’
Bir önceki dönemde Nordrhein Westfalen Eyalet Meclisi’nde yer alan, ancak Mayıs ayındaki seçimlerde Sol Parti’nin barajı aşamaması nedeniyle yeniden seçilmeyen Hamide Akbayır, uzun yıllardan beri yerelde politika yapıyor. Kadın için siyasetin sistemi değiştirme aracı olduğunu belirten Akbayır, bu alanla ilgili şöyle düşünüyor: “Toplumun yarısını oluşturan kadınlar, günümüzde de halen hem aile içinde, hem iş sahasında, hem siyasette hem de karar alma platformlarında eşit haklara sahip değiller. Bu eşitsizliklerin kalkması için kadının siyasete atılması gerekir. Kadın için siyaset, sistemi değiştirme aracıdır. Toplumun kadına bakış açısı ancak kadının örgütlülüğü ve sesinin içinde olduğu bir siyaset ile değişebilir.” Kadın için siyasetin, kadını özgürleştirme ve kendi özgücünü, iradesini karar alma platformlarında taşırmak, sorunlarına çözüm aramak anlamına geldiğini belirten Hamide Akbayır, bunun için her kadının kendi olanakları çerçevesinde muhakkak siyasete ilgi duyması ve örgütlenmesi gerektiğini söylüyor. Kürt kadın özgürlük hareketinin çok önemli bir yerde durduğunu kaydeden Akbayır, “Günümüzde Kürt kadın hareketinin örgütlenmesi, en iyi örneği oluşturmaktadır. Kürt siyasetinde kadın katılımı çok yüksek bir düzeyde. Ben milletvekili seçildiğimde uluslararası kadın hareketleri ile tanıştım. Kadın hareketleri arasında en dinamik, en özgürlükçü ve en enternasyonalist hareketin, Kürt kadın hareketi olduğunu gördüm. Kürdistan gezilerimde de bunun pratiğini yaşadım. Avrupa’ya örnek teşkil eden bu hareket, sistemi değiştirecek ve tüm özgürlükleri beraberinde getirecektir. Bu nedenle buradan da Kürt kadın hareketinin aktif mücadelesini selamlamak istiyorum” diyor.

‘Toplumsal gerçeklik beni siyasete itti’


İsviçre’de bir telekomünikasyon şirketinde ekonomist olarak çalışan Edibe Gölgeli, aynı zamanda İsviçre Sosyal Demokrat Partisi (SP) Basel Kantonu Belediye Meclis Üyesi. Aynı zamanda İsviçre Kürt Toplumu (SKG) başkanlığı, İsviçre Kürt Dernekleri Federasyonu (FEKAR) üyeliği ve Second@s Plus göçmenler örgütünün eşbaşkanlığı görevlerini yürütüyor. 28 Ekim 2012 tarihinde yapılacak genel seçimlerde milletvekilli adayı olan Gölgeli, genelde bütün kadınların, özelde ise göçmen kadınların siyasette söz sahibi olmasının çok önemli olduğunu vurguluyor. “Kadın, Kürt ve Alevi olmak, bize elbette ki önemli sorumluluklar yüklüyor” diye konuşan Edibe Gölgeli, Kürt ve İsviçre toplumu arasındaki sosyal, kültürel ve siyasal iletişimi güçlendirmek için SKG’yi kurduklarını belirtiyor. Kendisini aynı zamanda İsviçre’de yaşayan bütün göçmen toplumlara karşı sorumlu hissettiğini ifade eden Gölgeli, “Kadın, aileden başlamak üzere yaşamın her alanında sömürülüyor ve eziliyor. Yaşadığım toplumsal gerçeklik beni siyasete itti. Kadının, yaşamın her alanında kendi temsiliyetini çıkarması, söz ve irade sahibi olması, kendi halkını içinde yaşadığı toplumda temsil etmesi benim için bir görev ve sorumluluk” diyor.

‘İki topluma karşı sorumluyuz’


1991 yılından beri İsviçre’de yaşayan Sibel Arslan, sekiz yıldan beri Basel Kantonu Parlamentosu’nda milletvekili olarak yer alıyor. Ayrıca 28 Ekim’de yapılacak genel seçimlerinde Yeşiller Partisi’nden aday. Sibel Arslan, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin ve ‘yabancı’ diye dışlanan göçmenlerin sesi olmak için milletvekili olduğunu söylüyor. Kürdistanlı bir kadın olarak, ülkesinde yaşananlar karşısında sessiz kalamayacağını belirten Arslan, “Hala dili bile kabul edilmeyen bir halkın mensubuyum. Bir kadın olarak bunun karşısında sessiz kalamam” diyor. Göçmen kadınların mutlaka siyasette yer alması gerektiğini belirten Arslan, şöyle düşünüyor: “Mademki hayatı karşı cinsimizle birlikte örüyoruz, o zaman siyasette de en az o kadar yer almalıyız. Bunu kendimiz için ve her geçen gün kirletilen bu dünya için yapmalıyız. Kürt coğrafyasından iki milyona yakın insan Avrupa’da yaşıyor ama Avrupa siyasetinde yer alan kadınların sayısı oldukça düşük. Hem yaşadığımız Avrupa’ya hem de geldiğimiz topraklara karşı sorumluyuz. Bu iki gerçek üzerinden kendimizi dünyada konumlandırarak ezilen bütün halkların ve kadınların sesi olmalıyız.”

 KADIN HABERLERİ SERVİSİ