- İran’da yaşanan su krizi, çevresel bir sorun olmaktan çıktı. Milyonlarca insanın yaşamını tehdit ediyor. Kadınlar hijyen, bakım ve su taşıma yüküyle başa çıkmak zorunda kalıyor.
İran, azalan yağışlar ve kuraklığın tetiklediği ancak asıl kökleri yapısal yolsuzluk, kötü yönetim ve sürdürülemez politikalarda yatan derin bir su kriziyle boğuşuyor. Uzmanlar, krizin yüzde 70-80’inin yönetimsel hatalardan kaynaklandığını belirtiyor. Resmi veriler bile artık alarm veriyor. Ülke genelinde baraj rezervuarlarında ciddi düşüşler, Tahran’ın ana barajlarında milyonlarca metreküp açık ve milyonlarca insanın su sıkıntısı söz konusu. Bu kriz, aile hijyeninden çocuk ve yaşlı bakımına, tarımdan göç dalgalarına kadar toplumun her alanını etkiliyor. En ağır yük ise geleneksel roller nedeniyle kadınların omuzlarında. Su kıtlığı, kadınların sağlığını, eğitimini, istihdamını ve güvenliğini doğrudan tehdit ediyor; yoksulluk, aile içi şiddet ve çocuk evliliklerini tetikliyor.
Çölleşmeye doğru
NCRI Women’in haberine göre, İran’daki su krizi, on yıllardır süren kontrolsüz baraj inşaatları, Devrim Muhafızları gibi kurumların su kaynaklarını yağmalaması, bölgeler arası ayrımcı su transferleri ve bilimsel uyarıların göz ardı edilmesiyle ağırlaştı. NASA verilerine göre ülke uzun bir kuraklık döngüsünde; birçok uzman, “önümüzdeki 30 yılda çölleşme” riskinden söz ediyor.
35 milyon su kıtlığı yaşıyor
Resmi açıklamalara göre Mayıs 2026 itibarıyla yaklaşık 35 milyon kişi su kıtlığı yaşıyor ve 11 ilde yağış ortalamanın çok altında. Barajlara giren su miktarı yüzde 37, aktif rezervler yüzde 27 azalmış durumda; barajların ortalama doluluk oranı ise yüzde 32 seviyesinde. Tahran’ın beş ana barajı bir önceki yıla göre 90 milyon metreküp açık verdi. Bazı dönemlerde “ölü barajlardan” su çekmek zorunda kalındığı belirtiliyor.
Tahran ve Elburz bölgeleri başta olmak üzere birçok il (Horasan, Markazi, Hormozgan, Sistan-Beluçistan) en yüksek kıtlık seviyesinde. Kırsal alanlarda kuyular ve nehirler kururken, tarım çöküyor; hayvanlar susuzluktan etkileniyor.
Kadınların çifte yükü
Su krizi toplumda eşit dağılmıyor. Geleneksel toplumsal roller nedeniyle kadınlar, su kıtlığının en ağır bedelini ödüyor. Çocuk ve yaşlı bakımı, yemek hazırlama, ev hijyeni, bahçe ve hayvan yetiştiriciliği gibi sorumluluklar sabahın erken saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar kadınların omuzlarında.
Tekrarlanan su kesintileri, su tankerleri önünde uzun kuyruklar, artan su maliyetleri kadınları eğitim, sağlık ve dinlenmeden mahrum bırakıyor. Bu koşullar depresyon, kronik kaygı, aile içi gerilim ve şiddeti artırıyor.
50°C’yi aşan sıcakta
Temiz su eksikliği, özellikle kadınlar için hijyen ve sağlık sorunlarını derinleştiriyor. Chabahar ve Gomishan gibi bölgelerde tuzlu ve sert su kullanımı nedeniyle enfeksiyonlar, böbrek taşları, sindirim bozuklukları ve kadın hastalıkları yaygın. Kadınlar kendi sağlık ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanıyor; ağır iş yükü nedeniyle kendi bakımları en son sırada kalıyor. Sistan-Beluçistan ve Huzistan’da kadınlar ve çocuklar, su tankerlerinden kap-kacak doldurmak için saatlerce kuyrukta bekliyor. 50°C’yi aşan sıcaklarda bu bekleyiş fiziksel ve ruhsal çöküşe yol açıyor.
Risklerle dolu yolculuk
Özellikle kırsal bölgelerde kadınlar ve genç kızlar, pınarlardan veya geleneksel “hootag” denilen açık rezervuarlardan su getirmek için uzun mesafeler yürüyor. Bu yolculuklar timsah saldırısı, boğulma riski, cinsel saldırı tehlikesi ve fiziksel yaralanmalarla dolu. Beluç kadınları eklem ağrıları, anemi ve D vitamini eksikliğinden şikayetçi; ağır su kaplarını taşımak bu sorunları ağırlaştırıyor.
Yaşamın her alanını etkiliyor
İran’da yaşanan su kıtlığı yerel ekonomileri çökertiyor, yoksulluğu derinleştiriyor. Yoksulluk ise çocuk evliliklerini, aile içi şiddeti ve sosyal sorunları tetikliyor. Erkeklerin mevsimlik göçüyle kadınlar köylerde yalnız kalıyor; nakış gibi el emeğiyle geçim sağlamaya çalışıyor ancak aracıların sömürüsüyle karşılaşıyorlar. Eğitim fırsatları kayboluyor, kız çocukları okuldan ayrılıyor.
Plan değil baskı geliştiriyor
Kuyuların ve nehirlerin kuruması nedeniyle Huzistan, Sistan-Beluçistan ve Fars gibi illerden büyük göç dalgaları yaşanıyor. Göç edenler Tahran, Meşhed ve İsfahan gibi şehirlerin kenar mahallelerinde gecekondularda insanlık dışı koşullarla karşılaşıyor. Temiz su ve temel hizmetlerden yoksun bu bölgelerde kadınlar ve çocuklar en savunmasız grup. Yerinden edilmiş halk, temiz içme suyuna erişim gibi temel hizmetlerden mahrum bırakılarak insanlık dışı yaşam koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Rejim, bu göçleri yönetmek için herhangi bir plan uygulamakta başarısız olmakla kalmıyor, etkilenen insanların protestolarını bastırmaya da başvuruyor. HABER MERKEZİ