- “Kadınların üretim emeğine erkekler tarafından el konulması, tarihteki ilk kalıcı sömürü biçimidir. İnsan yaşamını sürdüren temel emek, cinsiyet temelinde denetim altına alınmış ve sınıflı toplumlar da bu ilk el koyma biçiminin üzerine inşa edilmiştir.”
İnsan yavrusu dünyaya son derece kırılgan ve bağımlı gelir. Kendi başına hareket edemez, beslenemez, korunamaz; yıllar boyunca kesintisiz bakım, ilgi ve emek gerektirir. İnsan türünün evrimsel tarihinde bu durum sıradan bir biyolojik ayrıntı değil, toplumsal yaşamın kuruluşunu belirleyen temel maddi koşullardan biridir. Türümüzün hayatta kalabilmesi, kadınların üstlendiği yeniden üretim emeğine dayanmıştır. Gebelik bedenin metabolik kaynaklarını tüketir; doğum ciddi ölüm riskleri taşır; emzirme annenin bedenini doğrudan besine dönüştürür; çocuk yetiştirme ise yalnızca birkaç aylık değil, yıllara yayılan yoğun bir bakım ve koruma emeği gerektirir. Bu nedenle kadın bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değil, insan toplumsallığının kurulabildiği asli maddi zemin haline gelmiştir.
Sathi Patel'in temel iddiası şu: İnsan evriminin merkezinde erkek faaliyetleri değil, kadınların yeniden üretim emeği bulunur. Antropoloji ve evrim teorisi uzun süre erkek egemen bir bakış açısıyla şekillendiği için, avcılık, rekabet, eş seçimi ve erkekler arası mücadele insan gelişiminin "motoru" gibi sunulmuştur. Buna karşılık gebelik, emzirme, çocuk bakımı, yiyecek toplama ve topluluğun sürekliliğini sağlayan gündelik emek çoğu zaman arka plana itilmiş, doğal ve görünmez kabul edilmiştir. Oysa feminist antropologların geliştirdiği eleştiriyi merkeze alan Patel, insan türünü insan yapan temel özelliklerin önemli bir kısmının, kadınların taşıdığı yeniden üretim yüküne verilen evrimsel yanıtlar olarak ortaya çıktığını söyler.
Biyososyal uyum süreci
Uzun çocukluk dönemi, canlı doğum, büyük beyin, karmaşık toplumsallık, yiyecek paylaşımı, işbirliği ve iki ayaklılık gibi insanı tanımlayan özellikler; yalnızca "zekanın ilerlemesi" ya da erkek avcılığının sonucu değil, bağımlı yavruların hayatta tutulabilmesi için gelişen biyososyal uyum süreçleridir. İnsan yavrusunun uzun süre korunmaya ihtiyaç duyması, bakım emeğini türün merkezine yerleştirmiştir. Bu yüzden kadın emeği yalnızca aile içi bir görev değil, insan evriminin maddi temelidir.
Patel, bu süreci memelilerin ortaya çıkışına kadar geri götürüyor. Memelilik; gebelik, emzirme ve uzun süreli yavru bağımlılığıyla tanımlanır. Anne sütü yalnızca besin değildir; bağışıklık sağlayan, bebeğin mikrobiyomunu şekillendiren ve enfeksiyonlara karşı koruma sunan biyolojik bir sistemdir. Emzirme sayesinde yavru, dış dünyanın tehlikelerine maruz kalmadan gelişebilir. Bu nedenle dişi memelilerin bakım emeği, türlerin hayatta kalmasında belirleyici bir avantaj yaratmıştır. Evrim ilerledikçe, keselilerden plasentalı memelilere uzanan süreçte gebelik kadın bedeninin içinde daha uzun ve karmaşık bir hâl almış, yeniden üretim emeği giderek daha yoğun biçimde kadın bedenine yerleşmiştir.
Bakım emeğinin toplumsal boyutu
Primatların evrimiyle birlikte bakım emeğinin toplumsal boyutu daha da belirginleşir. Ağaçlarda yaşayan ilk primatlar, yavrularını korumak ve beslemek için gelişmiş kavrama yetenekleri, derinlik algısı ve koordinasyon geliştirmiştir. Dişi primatların besin bulma ve yavru koruma görevleri, algısal ve davranışsal dönüşümleri şekillendirmiştir. Patel, bazı feminist antropologların çalışmalarına atıfla, renk ayırt etme kapasitesinin ve yüksek frekanslı seslere duyarlılığın bile yavru bakımıyla bağlantılı evrimsel avantajlar sunduğunu belirtir.
Daha sonra iklim değişiklikleri ve çevresel dönüşümler sonucu bazı primatlar ağaçlardan yere inmeye başladı. Bu süreç, insan evriminin en önemli dönüşümlerinden biri olan bipedalizmi, yani iki ayak üzerinde yürümeyi ortaya çıkardı. Geleneksel antropoloji bu dönüşümü çoğunlukla erkek avcılığıyla açıklar: Erkekler daha uzak mesafelerde avlanmak, savanayı gözetlemek ve silah kullanmak için ayağa kalkmıştır. Ancak Patel bu anlatıyı tersine çevirir: İki ayaklılık, esas olarak kadınların bakım emeğine uyum sağlayan bir avantaj yaratmıştır. Çünkü dört ayak üzerinde hareket eden bir anne aynı anda hem yavrusunu hem de yiyeceği taşıyamazken, iki ayaklı bir beden bunu mümkün kılar. Eller serbest kaldığında kadın hem çocuğunu taşıyabilir hem de topluluk için besin toplayabilir. Böylece bipedalizm, bakım emeğini kolaylaştıran bir dönüşüm olarak okunur.
Gelişen kadın koalisyonu
İki ayaklılığın bedeli ağır olmuştur. Pelvisin daralması ve beynin büyümesi, insan doğumunu son derece zor ve tehlikeli hale getirmiştir. İnsan yavrusu, dar ve kıvrımlı bir doğum kanalından geçmek zorundadır; bu nedenle doğum diğer primatlara kıyasla çok daha risklidir. Ancak tam da bu durum, kadınlar arasında dayanışma ve ortak bakım pratiklerini teşvik etmiş olabilir. Patel'e göre insan toplumsallığının erken biçimleri yalnızca avcı erkek gruplarından değil, doğum sırasında birbirine yardım eden, çocuk bakımını paylaşan ve ortaklaşa hayatta kalmaya çalışan kadın koalisyonlarından da doğmuştur. Bu bakımdan toplumsallığın kendisi, yeniden üretim emeğinin etrafında şekillenen bir örgütlenme biçimi olarak ele alınır.
İnsan bedeninin birçok özelliği (geniş pelvis, dayanıklılığa uygun iskelet yapısı, uzun çocukluk dönemi, büyüyen beyin) erkek rekabetiyle değil, kadınların yeniden üretim ihtiyaçlarıyla bağlantılı biçimde gelişmiştir. Bu perspektife göre erkek morfolojisi, insan evrimini yönlendiren asli güç değil; kadın merkezli evrimsel dönüşümlere uyum sağlayan ikincil bir gelişimdir.
Sömürünün tarihsel düzeni
Patel'in vardığı politik sonuç şudur: Kadınların yeniden üretim emeğine erkekler tarafından el konulması, tarihteki ilk kalıcı sömürü biçimidir. İnsan yaşamını sürdüren temel emek, cinsiyet temelinde denetim altına alınmış; daha sonra gelişen mülkiyet ilişkileri, akrabalık sistemleri ve sınıflı toplumlar da bu ilk el koyma biçiminin üzerine inşa edilmiştir. Patriyarka yalnızca kültürel bir önyargı değil, kadınların biyolojik ve toplumsal emeğinin tarihsel olarak denetlenmesine dayanan maddi bir düzendir.
Kadın emeğinin tarihsel olarak nasıl örgütlendiğini, nasıl görünmezleştirildiğini ve nasıl denetim altına alındığını anlamak, yalnızca geçmişe dair teorik bir mesele değildir. Aynı zamanda patriyarkanın ve sınıflı toplumun kökenlerini çözümlemek için merkezi bir feminist görevdir.
* Sathi Patel’in, Total Woman Victory’de yayımlanan "Evolution by the Body" başlıklı makalesinden çevirilerek derlenmiştir.