• Irak’ta Ali el-Zeydi’nin yükselişi, silahlı grupların devlet yapısına entegrasyonu ve Washington’la kurulan yeni temaslar, İran’ın ülkedeki nüfuzunun azaldığını gösteriyor. 

 

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, göreve gelmesinden bu yana gerçekleştirdiği ilk yurt dışı gezisi kapsamında Pazartesi günü Washington’a gitti. Dışişleri ve Petrol Bakanları ile Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı’nın da yer aldığı bir heyeti yöneten el-Zeydi, 14 Temmuz’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. Görüşmede mevcut ilişkilerin daha kapsamlı bir stratejik ortaklık düzeyine taşınması gündeme geldi.

Görüşme öncesi açıklama yapan Trump, Irak’ta artık ABD’nin askeri varlığına ihtiyaç duyulmadığını söyledi. İran için ise, “Dürüst olmak gerekirse, Ortadoğu bir araya geliyor. Ortadoğu’nun zorbasını ortadan kaldırıyoruz. İran, Ortadoğu’nun zorbasıydı. Onlara bir şans verdik ve bunu kullanamadılar” dedi. Zeydi ve heyeti, 15 Temmuz’da ise ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile görüştü.

Bir hafta sürecek ziyaret kapsamında, Irak’ın elektrik sektörüne Amerikan desteği karşılığında günde yarım milyon varil petrol yatıracağı önerilen bir fon da dâhil olmak üzere enerji, ticaret ve yatırım anlaşmalarının imzalanması bekleniyor.

ABD ziyareti öncesi verilen mesajlar

Zeydi, ABD seyahatinden önce yazdığı bir yazıda, hükümetini iki ay içinde önemli sayıda silahlı grubu silahsızlandırmış, hukukun üstünlüğünü güçlendirmiş, ülkeyi enerji, altyapı ve teknoloji alanlarında büyük ölçekli Amerikan yatırımlarına hazırlamış bir reform yönetimi olarak tanıttı. 30 Eylül’ü, yani Koalisyon’un Irak’taki misyonunun sona erdiği tarihi, “ABD ile yeni bir ortaklık aşamasının başlangıcı” olarak tanımladı, bölgesel ittifaklardan bağımsız, egemen bir Irak’tan bahsetti.

Ziyarete tepkiler

Öte yandan, İran yanlısı silahlı grupların çatı örgütü olan Irak İslam Direnişi, Zeydi’nin seyahatini reddetti, ABD’nin Irak’taki askeri varlığının “daha tehlikeli bir ekonomik işgal” ile değiştirilmesine karşı uyarıda bulundu. The National Contex’ye yer alan bir değerlendirmeye göre, Zeydi’nin yükselişi ve silahlı grupların orduya entegrasyonu, İran’ın Irak’taki etkisinin yapısal bir düşüşe girdiğini gösteriyor.

Yeni başbakan profili

Zeydi’nin yükselişi, İran yanlısı milis gruplarıyla bağlantılı Şii partilerin “ekonomi komiteleri” içinde başladı. Bu komiteler, silahlı grupların sermayeyi yönetip, yatırıp ve yeniden dolaşıma soktuğu finansal merkezlerdir. Kasım 2025’te yapılan parlamento seçimlerinde Şii partiler, 329 sandalyenin yaklaşık 140’ını kazandı. Böylece İran yanlısı gruplar, daha önce hiç olmadığı kadar çok sandalye kazandı.

Zeydi’nin adaylığı ise ABD’nin giderek artan baskılarının ardından gerçekleşti. Washington’un kabul edebileceği bir iş insanının başbakan, bir silahsızlanma programı, daha sakin milis grupları ve Amerikan yatırımlarını çekmeye çalışan bir Irak hükümeti tam da Trump’ın istediği bir hedefti.  Zeydi’nin yükselişi ayrıca Irak yargı sisteminin başkanı Faiq Zaidan üzerinden daha iyi anlaşılabilir. Yeni başbakanla yakın olan Zaidan, genel olarak 2003 sonrası “Şii düzeninin koruyucusu” olarak görülüyor ve daha çok perde arkasında iş yürütüyor. Zaidan, sistemin tüm fraksiyonları tarafından “güvenilen” bir isim. Hiçbirinin tek başına dayatamayacağı bir sonucu dayatacak kurumsal ağırlığa ve düzeni güvenli bir limana yönlendirirken Washington’la ilişkileri yönetebilecek esnekliğe sahip. Bu dönemde, onun liderliği Tahran için bir tehdit olmaktan ziyade bir güvence işlevi görüyor. Zeydi, sahip olmadığı yükümlülükler ve elindeki bağlantılar nedeniyle bu duruma tam olarak uyuyordu.

Maliki, Washington için fazla kışkırtıcıydı; bir milis komutanı, fazla göze çarpıyordu. Sudani’nin ikinci bir dönemi, Şii cemaati içindeki denge için fazla tehditkârdı, gerçek bir reformcu ise koalisyonu bir arada tutan çıkar kanalları için fazla tehlikeliydi. Zeydi’nin iş ilişkileri Maliki, Sudani ile Sünni-Kürt grupları arasında uzanıyor. Bu da her büyük aktöre hem onda bir menfaat hem de ona maruz kalma durumu sağlarken, iş insanı profili ise iş odaklı bir Amerikan başkanına hitap ediyor.

İran’ın stratejisi ve bölgesel denklem

İran’ın ülkede gerilediğini belirleyen faktör, Tahran’ın Irak’tan ne istediğiyle ilgilidir. Tahran’ın çıkarı, ödeme gücü olan, uluslararası bağlantıları bulunan ve yaptırımlardan muaf bir Irak’ta yatıyor. Zira böyle bir Irak, yaptırım altındaki İran’ın ekonomik ciğeri işlevi görür. Açıkça İran’ın bir aracı olarak sergilenen bir Irak, bu değeri yok eden yaptırımları davet eder; belirli bir noktadan öteye zayıflayan bir Irak ise hiç kimseye, en azından İran’a fayda sağlamaz.

Koordinasyon Çerçevesi Hükümeti’nin Washington’a yakınlaşırken, hükümeti oluşturan grupların İran’la uyumlu kalmasının yarattığı görünürdeki çelişki de bu şekilde ortadan kalkar. Bağdat’ın sahip olduğu hareket serbestisi, Irak’ın iddia ettiği kadar, Tahran tarafından da kasıtlı olarak genişletilmektedir.

Buna en uygun tanım, “yönetilen taktiksel özerklik”tir: altta yatan stratejik yapıyı korumak amacıyla verilen, günlük yönetim ve diplomasi düzeyinde hareket serbestisi. Bölgesel coğrafya bu mantığı kaçınılmaz kılıyor.

Şii düzen üç taraftan kuşatılmış

Suriye’de BAAS rejiminin düşmesi Ahmed el-Şara’nın Şam’da yönetimi ele geçirmesiyle, Bağdat’taki Şii siyasi düzen üç taraftan kuşatılmış durumda. Batıda Sünni İslamcı Suriye, kuzeyde onunla ittifak halindeki Türkiye ve güneyde ona yakınlaşmaya çalışan Suudi Arabistan, tek stratejik arka cephesi ise İran. Maliki ve Sadr da dahil olmak üzere, varlığını 2003 sonrası sisteme borçlu olan her aktörün, karşılıklı hayatta kalmak için Tahran ile koordinasyon içinde olma yönünde yapısal bir teşviki var. Tahran’ın ise bu düzenin devam etmesi için esneklik gösterme yönünde her türlü teşviki mevcut. Irak’ın İran’ın portföyündeki yeri de nitelik olarak Hizbullah veya Husi’lerden farklıdır. Bunlar, değerleri çatışmada yatan devlet dışı aktörlerdir; Irak ise küresel ekonomiye entegre olmuş, değeri ise bu ekonominin dışında kalarak ekonomik kanalın açık kalmasını sağlamakta yatan bir devlettir. Irak, ağın dayanak devletidir ve dayanak devletler tasarım gereği gevşek bir şekilde tutulur.

Washington’un ‘son şans’ yaklaşımı

İran’ın devlet yönetimi, değerlendirme sorununu daha da karmaşık hale getiriyor. On yıllardır süren yaptırımlar ve istihbarat baskısı üzerine inşa edilmiş stratejik belirsizlik, çok katmanlı sinyal verme ve gecikmeli tepki geleneği, görünüşte yavaş ya da pasif olan İran tutumunun çoğu zaman durum değerlendirmesi, sabır ve ertelenmiş misillemeyi gizlediği anlamına geliyor. Bu durum, Washington’un Bağdat’a uyguladığı “son şans” baskısının başarılı olup olmadığını nasıl değerlendireceği üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. Elindeki ölçütler görünür olanlardır: Silahsızlanma duyuruları, entegrasyon rakamları, yatırım anlaşmaları. HABER MERKEZİ