Kadınlar son günlerde sokakta. Üstelik OHAL yasaklarına, polisin şiddetine rağmen...
Mevsim kara kışa dönerken, sokakları ısıtan kadın isyanı, AKP/Saray iktidarına da geri atım attırdı. İktidar, tecavüze maruz kalan çocukların, tecavüzcü erkeklerle evlendirilmesine izin veren, böylece tecavüzcüleri cezadan kurtaran düzenlemeyi geri çekmek zorunda kaldı. Ancak bu henüz ilk muharebe. Çünkü, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Adalet Bakanı Bozdağ’ın açıklamalarına bakılırsa, iktidar düzenlemeden vazgeçmiş değil. Kendileri için en uygun zamanda yeniden gündeme getirecekler. Çünkü bu tip yasal düzenlemeler, inşa etmek istedikleri “yeni toplumsal yaşamın” temel direklerinden biri. O toplumsal ilişkileri kalıcılaştırmak için bunları yapacaklar. Bu yaşamda iktidar için kadın ve çocuk bedeni, emeği, kimliği, bir nesne. Üzerinde hegemonya kurulması planlanan, değersizleştirilmesi gereken bir nesne, bir alan.
İktidar vazgeçmedikçe kadınlar da vazgeçmeyecek. Çünkü, kadınlar bakımından da bu mücadele bir kimlik, kendine ait olma, var olma mücadelesi. Kadınlar vazgeçtiği anda kendinden vazgeçmiş olacak. Bu mümkün mü! Değil!
OHAL kuşatmasında yolu kadınlar açacak. Bu bir ajitatif söylem değil, çok açık bir gerçek ve nesnel/tarihsel nedenleri de mevcut. Kadınların hem kaybedecek çok şeyleri var, hem de kaybedecekleri hiçbir şeyleri yok.
Çelişki mi bu söylediğim? Hayat çelişkiler toplamı değil mi zaten? Diyalektiğin derdi de bu çelişkiler değil mi?
Kadınlar olarak kişisel özgürleşme eylemlerimize bakalım. Ne çok “iktidarı” karşımıza almak zorunda kaldık. Babadan abiye, erkek kardeşe, dedeye, amcaya, dayıya evin erkeklerinin fiziksel baskısını ve şiddetini, evin annesinden kız kardeşe, ablaya, teyzeye duygusal baskısını hatırlayın. Üstelik 40 yaşına gelseniz dahi hiç son bulmayan baskılar. Buna eklenen akraba, mahalle baskısı. Politikleştikçe karşısına çıkan erkek devlet şiddeti. Kendi hayatımızı kurmak istediğimizde karşımıza çıkan ekonomik şiddet. Saymakla bitmez.
Bizler özgürleşme süreçlerimizde “yok sayılma” kadar “yoksul bırakılma”lara karşı da direnmedik mi? Her kadının hafızasında sayısız örnek vardır. Üniversite yıllarında, ailemin ekonomik baskısı nedeniyle Gültepe-Beşiktaş arasını yürüyerek gidip geldiğimi hiç unutmam.
Aslında, aileyi, devleti, burjuva toplumun “itibarını”, “namusunu”, “ahlakını” kaybettik özgürleşirken. İyi de oldu. Dolayısıyla “kaybedecek” hiçbir şeyimiz yok.
Erkek egemen kapitalist toplumun, devletin bize biçtiği rolü reddederken, özgürlüğümüzü kazandık. Daha ne olsun, değil mi? Bu nedenle de kaybedecek çok şeyimiz var. İşte bu nedenle kadınlar, yolu açmak zorunda ve açacak.
Kadınların Rojava devrimindeki emeği, rolü hepimiz bakımından tipik bir örnek. Kadınlar, Rojava devriminde “kadın olarak var olma” hakkını elde ettiler. Bir devrimden/bir hayattan, kadınların alması gereken ne varsa, alabilecekleri örgütsel, siyasal ve askeri güvenceleri yarattılar. İki yıl önce Efrin’deki bir dil akademisinde karşılaştığım, yaşını başını almış, torun torba sahibi bir kadının Kürtçe okuma yazma öğrenmesi ve bunu “Hayatı, devrimi anlamak istiyorum” diye tanımlaması, öylesine söylenmiş bir söz değildi. Çünkü Rojava’da devrim, okuma yazma bilmeyen bir kadını halk mahkemesi başkanı, bir üniversite öğrencisi genç kadını hukuk akademisi yöneticisi, genç bir kadını Adalet Bakanı Yardımcısı, yaşlı bir kadını elinde silahıyla mahallesini koruyan bir milis haline getirirken, kadına “değer” kattı, kadını özneleştirdi. Başka bir ifadeyle kadını toplumsallaştırdı, kadına geçmiş itibarını iade etti. Bugün AKP/Saray iktidarının ve desteklediği cihatçı çetelerin yaptığının aksini yaptı. İşte bu nedenle Rojava’da Kürt, Arap, Süryani kadınlar, devrimin topraklarını savunuyorlar.
Faşizm önce korkuyu örgütler. Çünkü böylece insanların katılmasalar bile o fikre biatını sağlarlar. AKP/Saray iktidarı da faşizmin bu genel ilkesini kendine düstur edinmiş. Ancak tarihin gösterdiği sayısız örnek de, “Korku gibi cesaret de bulaşıcıdır” der. Kadınların iradesi, korku duvarını aşarak, cesaretin yayılmasına vesile oldu. Geçen 8 Mart’tan bu yana kadınların sokaktaki iradesinin bir anlamı da bu. Kadınlar da bunun farkında.
Faşizmin koru karanlık toplumun üzerine saldığı dönemlerde anımsamak önemli. 12 Eylül döneminde anneler olmak üzere tutuklu yakınlarının cezaevleri önlerinde başlattıkları direniş ya da feminist kadınların 1980’lerin ortalarında dayağa karşı örgütledikleri eylemleri hatırlayın. Faşizm kadar faşizmin korku duvarına da itiraz etti.
Kadınlar, tarihlerini de hatırlayarak da yürüyor ve yolu kadınlar açacak.