Birçok önemli çalışmada imzası bulunan Merkez’in çalışanları, şiddete uğrayan kadına klasik anlamda psikolojik terapi uygulamasını önermediklerini, en iyi tedavi yönteminin; kadında mücadele gücü yaratarak, kendi yaralarını kendilerinin sarması olduğunu ifade ediyor. Utamara çalışanları Fadile Yıldırım, Meike Nack ve Şilan Fırat ile  Utamara çalışmalarının sırrı, kadınların sorunlarını çözmede uyguladıkları yöntemleri konuştuk.

Çalışmalarınızdan söz eder misiniz?
F. Yıldırım: Utamara birçok alanda çalışma yapan bir kurum. Psikolojik, hukuki danışmanlık ve destek merkezi olmasının yanısıra bir eğitim merkezi işlevini de görüyor. Kadınları güçlendiren, deneyimlerin paylaşılmasını esas alan bir alan olduğu için bu yönlü aktivitelere ağırlık veriyoruz. Sürekli kadın grupları ağırlıyoruz. Göçmen kadın gruplarıyla buluşup, ortak çalışmalar yürütüyoruz. Ağırladığımız kadınlar, sadece Kürt kadın gruplarından oluşmuyor. Genelde Almanya ağırlıklı olsa da Avrupa’nın değişik ülkelerinden kadınlar da geliyor. Utamara, farklı kesimlerden kadınların buluştuğu bir merkez konumunda. Eğitim, psikolojik, hukuki danışmanlık çalışmalarımızın yanısıra şiddet mağduru olan kadınlara da çok yönlü destek sunuyoruz. Bunların yanısıra kültürel çalışmalarımız var, dönem dönem genç kadınlara ve erkeklere dönük de eğitim kampları düzenliyoruz. Özellikle erkeklerin toplumsal cinsiyetçi algılarını değiştirmeye dönük, geleneksel rolleri sorgulamaya ve aştırmayı esas alan çalışmalarımız oluyor. Öte yandan Utamara olarak ‘Kadın Kırımına Hayır’ kampanyasını destekleyen bir kurumuz. O yüzden kurum çalışanlarımız Utamara dışında da seminerler, paneller veriyor.
Ş. Fırat: Utamara sadece toplumsal anlamda faaliyetler yürütmüyor, farklı feminist kadın örgütleriyle de ilişkiler geliştiriyor. Belli aralıklarla sosyal, kültürel ortak çalışmalar ve toplantılar da yapıyor. Yine kültürel çalışmalar da yapıyoruz. Utamara’nın kadın korosu da var. Sanatçı Sosin, koro hocalarıdır. Kadın korosunu daha da büyütme, geliştirme hedefi var.
M. Nack: Yine bir süre önce çeşitli konularda atölye çalışmaları başlattık. Üç yoğunlaşma grubu oluşturduk. Birincisi kadın kooperatifleri, ikincisi, kadın özgürlük evleri, üçüncüsü ana-çocuk sağlığı üzerine projeler. Bunun için tartışma grupları oluşturduk. Tartışmalar sonucunda yazılı proje oluşturulacak ve çeşitli kadın yapılarına, özelde ilgi duyan kadınların gündemine taşırmayı hedefliyoruz. Kadın kurumlaşmasına her alanda önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu açıdan Utamara, kadın hareketinin bir parçası olarak sadece mağdur kadınların sorunları üzerinden kendini tanımlamıyor; kadının güçlenmesi, cins kimliği kazanması ve örgütlenmesi üzerinden de kendini tanımlamaya çalışıyor. Yani kadınlara ne tür çözümler önerecek, alternatif yaşam anlayışımız, perspektifimiz ne olacak, bu yönlü projeler oluşturmak önemli bizim açımızdan.

Geçtiğimiz günlerde ‘Her Kadının Bir Hikayesi Var’ adlı bir etkinlik başlattığınızı duyurmuştunuz…

F. Yıldırım: Evet. Bu projeyle kadın hikayelerini yazılı alanda da yansıtmayı amaçlayacağız. Her kadının bir hikayesi, yaşanmışlığı olduğuna inanıyoruz. Utamara, kadınların kendisini sözlü ifade ettiği bir alan. Ama kadının kendine ait yazım alanını da oluşturması gerektiğine inandığımız için böyle bir çalışmayı başlattık. Kadınlar sadece kendilerinin değil, başka kadınların da hikayelerini yazabilirler. Sadece Kürt kadınlar değil, değişik uluslardan kadınlar da kendi yaşanmışlıklarını yazabilir. Amaç, kadınların yazmaya teşvik edilmesi, bizzat kendilerini tarif etmeleri. Çünkü yazılı edebiyat hep erkekler tarafından cinsiyetçi bir şekilde ele alınıp değerlendirildi. Oysa kadın hikayelerinin bizzat kadınlar tarafından ifade edildiğinde gerçek karşılığını bulabileceğine inanıyoruz. Kısa süre önce bu çalışmayı başlatmamıza rağmen, daha şimdiden bazı kadın hikayeleri gelmeye başladı. Bize gelen bütün hikayeleri mutlaka değerlendirip yayınlamayı esas alacağız.
M. Nack: Yarışmamızın ilanını 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle yaptık. Son katılım tarihi 15 Şubat olan yarışmanın sonuçlarını 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle açıklamayı düşünüyoruz. Bu etkinlikle, kadının yazılı belleğinin oluşturulmasına anlamlı bir katkı sunacağımıza inanıyoruz. Tabii kadın hikayeleriyle kadına dönük şiddeti de, direnişi de, farklı yaşanmışlıkları da görünür kılmak istiyoruz. Dolayısıyla bu çalışmaya sadece bir etkinlik gözüyle bakmıyoruz. Her yıl geleneksel hale getirmekle birlikte, kadın tarihine de uzanmanın bir adımı olarak değerlendireceğiz.

Bu çok yönlü yürüttüğünüz çalışmalarla temelde nereye varmak istiyorsunuz?
Ş. Fırat: Utamara’nın çalışma kapsamı oldukça geniş. Tek bir alanla sınırlı değil. Kadınların öz iradesini, özgücünü açığa çıkarmayı hedefliyoruz. Onun özgür irade sahibi olmasını amaçlıyoruz. Yaşamda kendi ayakları üzerinde durabilecek, kendini doğru ifade edebilecek bilince ulaşmalarını önemsiyoruz. Bu mekanı bir sığınak olarak değil, kadın özgürlük evi olarak tarif ediyoruz. Aile içi şiddeti, toplumsal baskıları, feodal değer yargıların aşılmasında da önemli buluyoruz. Toplumun değişim ve dönüşümünde önemli bir faktör olarak görüyoruz Utamara’yı.

Gözlemlediğim kadarıyla kadınların tekrar tekrar gelmek istedikleri bir mekan. Burayı çekici kılan ne? Utamara’yı diğer kadın kurumlarından ayıran özellikler neler?

M. Nack: Biz sorunları kapitalist sistemde olduğu gibi parçalara bölmüyoruz. Sorunları komple ele alıyoruz. Toplumsal sorunların sistemle bağını kuruyoruz. Ve sorunları birbirinden koparmadan tanımlamaya çalışıyoruz. Buraya gelen kadınlara karşı kesinlikle bir önyargı oluşturmuyoruz; yaşadıkları ne olursa olsun rahat etmelerini ve kendilerini ifade etmelerini esas alıyoruz.
Ş. Fırat: Utamara’yı farklı kılan yönlerden biri de, insana verdiği değerdir. Kadınlar kendilerine değer verildiğini, kendilerini evlerindeymişcesine rahat hissediyor. Giden gruplar bizimle irtibatlarını kesmiyor, tekrar ziyaretlere geliyor. Sistemin bireyi yalnızlaştıran, tüketen, hiçleştiren politikalarına karşı kadınlar, burayı kendilerine alternatif bir alan olarak görüyor.
F. Yıldırım: Şöyle bir durum da var; Utamara, kadınların kendi farkındalıklarına varmayı sağlamaya çalışıyor. Yani yaşadıklarını tanımlamak, ama bu tanımlama üzerinden bir farklılık arayışını yaratmayı esas alıyor. O yüzden Utamara, kadınlar açısından aslında bir arayış gücüdür. Tabii Şilan’ın söylediği de çok önemli. Gerçekten de kadınlar buraya geldiklerinde samimiyet, içtenlik, doğallık görüyor. Mesela biz burada kadınlara asla misafir muamelesi yapmıyoruz. Kadınlar buraya geldiklerinde ilk söylediğimiz şey, “kimse burada misafir değildir” oluyor. Çünkü burası bütün kadınlara ait. Komün yaşamını, ortak yaşam kurmayı çok önemsiyoruz. Her şeyi ortak paylaşmak, ortak yaşamak, sorunlarda bile ortaklaşmak... Bu kadınlara çok çekici geliyor. Çünkü kadınlar tarihleri boyunca değer görmedikleri için, genelde bir hiçlik psikolojisi yaşadıkları için, bu genel yaşanan bir psikoloji olduğu için, biraraya geldiklerinde kadınlar, aynı zamanda birbirlerinin yaralarını da sarıyorlar. Kolektif mücadele anlayışı, kolektif çaba, kadın psikolojisi açısından önemli. Buraya gelen herkes, aidiyet duygusunu rahatlıkla kurabiliyor.

Kadınlar ağırlıkta hangi problemlerinden dolayı size başvuruyor? Çözüm olamadığınız sorunlar var mı? Bu durumda nereye havale ediyorsunuz?
M. Nack: Kadınlar en fazla aile içi şiddetten kaynaklı buraya başvuruyor. Şiddetin her türünü yaşıyor kadınlar. Zorla evlendirmeden tutalım, eşinden babasından veya kardeşinden kaba şiddet görme, aldatılma, küçük yaşta evlendirilme, tecavüz vakalarından dolayı başvurular oluyor. Evden kaçan kızlar da buraya sığınıyor. Yine hukuki anlamda destek isteyen kadınlar oluyor. Eğitim ihtiyacından dolayı çalışmalarımızdan yararlanmak isteyen kadınlar da bulunuyor.
Ş. Fırat: Sadece Kürt kadınlar değil, değişik halklardan kadınlar da başvuruyor. Ortalama olarak günde üç-dört kadın bizi arayıp destek istiyor. Kadınlar bilinçlendikçe, çeşitli arayışlara girdikçe şiddette de artış yaşanabiliyor.

Nasıl yardımcı oluyorsunuz? Ne tür yöntemleriniz var sorunları çözmede?
F. Yıldırım: Özellikle şiddet vakalarında kadınların psikolojik desteğe ihtiyacı oluyor. Onun dışında uzun vadeli bir ilişkiye tabi tutuyoruz. Onlarla dayanışmayı esas alıyoruz. Yaptığımız aktivitelere, eğitime onları da tabi tutuyoruz. Kadınlar buradaki çalışmalarımızı gözlemledikten sonra bizzat çalışmalara katılmak istiyorlar, aktivitelerin bir parçası oluyorlar. Özellikle şiddete uğrayan, psikolojik yarılma yaşayan kadınlar... Hem terapi hem eğitimlerle yaşadıklarını çözümlemeyi sağlamak ve bunlara karşı kendilerinde mücadele gücünü, özgüven yaratmayı esas alıyoruz. Şiddete karşı mücadeleyle durabilecekleri gerçeğini onlara göstermek istiyoruz. Şiddete uğrayan kadına uygulanabilecek en iyi tedavi yönteminin mücadele olduğuna inanıyoruz. Yani bir kadının mücadele etme süreci, kendi yaralarını sarma sürecidir aynı zamanda. Psikolojik güçlenmeyi biz böyle ele alıyoruz. O anlamda klasik psikolojik tedaviyi fazla önermiyoruz. Yani kadınlar bize başvuruyor, terapi gruplarımız oluşuyor ama klasik anlamda ‘kadınları deşarj ettirelim. Onları dinleyelim, rahatlasınlar. Bu da gelir bu da geçer’ gibi bir yaklaşımımız yok. Tam tersine kadınların yaşadıklarını onlara farkettirmek ve bunlar karşısında mücadele sürecinde onlara destek olmak... Mücadele gücünün kendileri olduğunu onlara göstermektir temel yaklaşımımız. Ve bizzat kendilerinin yaralarını sarmalarını, bu anlamda kadınların kişiliklerini yeniden onarmalarını sağlamayı çok önemli görüyorum.

Burada tedavi gördükten sonra gidip, aynı şikayetlerle tekrar başvuran kadınlar oldu mu?
M. Nack: Hayır, olmadı. Burada terapi gören kadınların bizimle ilişkisi kopmuyor, sürekli bizimle ilişki içerisindeler. Gelip aktivitelerimize katılıyorlar. Bağları genişliyor zamanla.

Kurum olarak yaşadığınız sıkıntılar var mı?

Ş. Fırat: Kurum kendi finansmanını gelen gruplardan karşılıyor. O yüzden zaman zaman ekonomik olarak zorlandığımız oluyor. Çalışan eleman sıkıntısı da yaşıyoruz. Gönüllülük temelinde, ortak dayanışmayla gidermeye çalışıyoruz bu sıkıntıyı. Bir de talep çok yoğun. Bu çok olumlu bir şey. Ama kapasitemiz bu talebi karşılamaya yetmiyor. Utamara, mekan olarak bu kapasiteye artık karşılık veremiyor, dardır. Bu talebe karşılık verecek mekanı nasıl sağlayabiliriz, talebi karşılayacak ekonomik finansmanı daha nasıl güçlendirebiliriz’i tartışıyoruz. Kadınların ihtiyaçlarını her açıdan giderebilecek bir merkeze daha nasıl ulaşabiliriz; bunun arayışı ve tartışması içindeyiz.

Önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalarınız olacak?

M. Nack: Kadın, çocuk ve gençlerden oluşan grupları ağırlamaya, tartışmaya ve sorgulamaya devam edeceğiz. Yine daha fazla kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Utamara modelini daha fazla nasıl yaygınlaştırabiliriz üzerine çeşitli arayışlarımız ve tartışmalarımız var. Birçok koldan yürüttüğümüz çalışmalar artarak devam edecek.


SOZDAR DERSİM/KASBACH