Birkaç gün önce 17 yaşındaki gencecik bir kadın, bir erkek tarafından katledildi. Üstelik tehdit edildiğini bir ay kadar önce paylaştığı “Gizli bir platonik sapığım var, sokağa çıkmaya korkuyorum” twitter mesajı ile duyurmuştu. Ardından, “beklenen son” gerçekleşti ve Helin katledildi. Herkes “geliyorum” diyen bu kadın cinayeti üzerine konuşurken, 24 yaşındaki Çiğdem Pala’nın, “aile meclisi” denilen gerici kurum tarafından katledildiği ortaya çıktı. Bir haftalık panaromada Helin ve Çiğdem’in yanına, Nurcan eklendi. Bir yıl önce Saray’ın havadan nem kaparak kendilerine vazife çıkartan muhtarlarından biri tarafından katledilen Nurcan Aslan’ın davasına devam edildi. Nurcan’ın ailesi ve dostları bir kez daha katledilen tüm kadınlar için “erkek değil, gerçek adalet” istedi.

Kadınlar tek tek öldürülüp, katilleri “severek öldürdükleri” için cezasız kalırken, sanki memlekette kadınların derdi, “evlenememek”miş gibi, AKP/Saray rejimi, evlilik işlemlerini “halkın ayağına getirmek” adına müftülüklere nikah kıyma yetkisi veren düzenleme derdinde. Elbette her bir yasa değişikliğinde olduğu gibi, kadınların itirazına rağmen bunu yapıyor.

Söz konusu düzenlemeyi AKP/Saray iktidarı her ne kadar toplumun gündeminden kaçırmaya çalışsa da, kadınlar günlerdir çeşitli eylem ve etkinliklerle konuyu gündemde tutmaya çalışıyor.

Saray’ın ısrarla Meclis’ten geçirmek istediği tasarı (Yazı yazıldığında tasarı Meclis Genel Kurulu’nda görüşülüyordu) Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yapacak, böylece müftülük kurumu da (müftüler ve imamlar) evlendirme memurları arasına eklenecek. Müftülerin kıydığı nikah, resmi nikah sayılacak. “Bunda ne var? Sonuçta resmi nikah kıyılıyor” diyenler var. Ancak mesele bu olsaydı, “nikah zaten resmi” diye geçiştirebilirdik. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi varlığı gayet tartışmalı ve Sünni İslam’ın Hanefi kolunun temsilcisi olan bir kurum, yasa ile medeni hukukun alanına giren “evlilik” konusuna müdahil oluyor. Bu müdahillik ayrıca toplumda yeni bir gerici kutuplaşmanın da zeminini hazırlıyor. Çünkü, çok açık ki, nikahını müftülükte kıydıran Müslüman, belediyede kıldıran kafir sayılacak.

Bu kutuplaşmanın yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadına yönelik şiddet ile ilgili vukuatlarının haddi hesabı yok. Boşanmayı cinsel istismar suçu ile aynı gören bir yaklaşıma sahip olduğu biliniyor. 

Hükümetin, müftü ve imamlara, resmi nikah kıyma yetkisi verirken iddialarından biri de, “Böylece imam nikahı azalacak.” Yok öyle bir şey. Bir erkek neden resmi nikah kıymıyor? Nikah memuru uzakta olduğu için mi? Çok açık ki, erkekler, birden fazla kadınla evlenmek ve boşanma durumunda mal paylaşımı gibi bir dertle uğraşmamak için resmi nikaha yanaşmıyor. Çok eşliliği kendisi için bir hak olarak gören bir erkek, mahallesindeki imam resmi nikah kıyınca, imama “Benim nikahı hemen resmiye çevir” mi diyecek? Elbette, bu olmayacak.

Kadınların, evlilik düzenlemesine ilişkin itiraz noktasının merkezinde, yasanın çocuk yaşta evliliklerin önünü açması ve çocuğa yönelik cinsel istismarın üzerini örtmesi bulunuyor. 

Nasıl mı?

Şöyle: Yasa tasarısı sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılmasını öngörüyor. Sözlü beyanın ardından mülki amir emir verirse, çocuğu kimin doğurduğu araştırılacak. Emir vermezse ve araştırma yapmazsa ne olacak? Hiçbir şey. Çünkü bu konuda bir yükümlülük ve cezai yaptırım yok. Mevcut yasada da “sözlü beyan” var ancak uygulama resmi evrakı zorunlu kılıyor.

Türkiye’de erken yaşta zorla evlendirme, başka bir ifadeyle çocukların “evlilik” adı altında cinsel sömürü ve istismarı hala yaygın. Çocuk istismarı, genelde çocukların gebelikleri sırasında bir sağlık kurumuna gitmeleri durumunda ortaya çıkıyor. Bu durumda sözlü beyan cinsel istismarı örtmenin bir yöntemi haline gelecek. Bir de çok eşli evliliğin de imkanını erkeğe sunacak.

Bu uygulamanın somut sonucu ne olabilir? Çok somut bir örnek; bir erkeğin 15 yaşındaki ikinci “eşi”, gebe kalıp evde doğum yaptığında, erkek, çocuğu resmi nikahlı eşinin üzerine sözlü beyanla kaydettirebilecek.

Yeni düzenlemede ilginç bir nokta da, vatandaş olmayanların evlilik yoluyla vatandaşlığa kabul edilmesi için “genel ahlaka uygunluk” şartının aranması. Bir kere “genel ahlak” dediğiniz nedir? Kimin ahlakı, “genel ahlak” kabul edilecek? Ayrıca kişinin genel ahlaka uygun olup olmadığına karar verecek olan inceleme komisyonu da yasaya göre oldukça muğlak. Dolayısıyla istenildiği zaman istenildiği biçimde uygulanacak bir kriter bu. Haliyle de kriterin kadınlara uygulanacağını öngörmek zor olmasa gerek.

Düzenlemenin gerici ve kadın düşmanı içeriğinin yanı sıra asıl önemli olan, kadınların gündemi evlenememek değil, can güvenliklerinin olmaması. Kadınlar, evlenemedikleri için değil, boşanmak istedikleri için, erkeklerin “öldüren sevgileri” yüzünden hayatlarını kaybediyor. Öncelikle çözülmesi gereken, kadınların can güvenliğini sağlamak. Ancak elbetteki AKP/Saray rejiminin derdi, kadınları, “evlilik” adı altında bir hapishaneye mahkum etmek. Bu hapishaneleri yıkmak da, can güvenliğini sağlamak da kadınların örgütlü mücadelesi ve kadın yoldaşlığıyla mümkün olacak elbette!